son haberler


Haftalık – 18

Haftalık’ın on sekizinci sayısını, Hindistan’da resmi bir siyasi parti olmamasına rağmen, genç işsizliği ve siyasal temsil krizinin en görünür sembollerinden biri olarak milyonlarca kişiye ulaşan “Hamam Böceği Halk Partisi”ile açıyoruz.

Hazırlayanlar: Gazeteci Yusuf Çelik ve Çizer Eda Erdoğdu.

Görsel, çizgi-roman ve illüstrasyon estetiğinde hazırlanmış yatay bir portre çalışması. Sol tarafta, belden yukarısı görünen uzun ve dalgalı kahverengi saçlı bir kadın figürü yer alıyor. Yüzü sade, belirgin siyah çizgilerle ve sıcak ten tonlarıyla resmedilmiş. Boynunda mavi bir şal bulunuyor; üzerinde ise renkli çiçek desenleri olan siyah bir kıyafet var. Saçlar, kompozisyonun sol alt bölümünü yoğun biçimde kaplıyor. Sağ tarafta büyük, siyah ve uzatılmış harflerle “GÜLİSTAN” yazıyor. Yazının üst kısmında daha küçük ve el yazısını andıran biçimde “Seni hiç unutmadık!” ifadesi bulunuyor. Harflerin kıvrımlı, organik ve yer yer dalgalı biçimi görsele güçlü bir tipografik karakter kazandırıyor. Arka plan beyaz zemin üzerine çizilmiş çok sayıda siyah, kıvrımlı ve paralel çizgiden oluşuyor. Bu çizgiler hem figürün hem de yazının çevresinde akarak hareket, yoğunluk ve hafif bir psikodelik etki yaratıyor. Genel olarak çalışma, anma veya hatıra amacı taşıyan, duygusal ve kişisel bir portre illüstrasyonu izlenimi veriyor.
Görselde, boş ve sessiz bir sokak köşesi çizilmiş. Sol tarafta kaldırım üzerinde iki mama-su kabı duruyor; kaplardan biri suyla dolu, diğerinin çevresinde birkaç mama tanesi dağılmış. Sağ tarafta küçük bir kulübe var. Kulübenin üzerinde “Zeytin” yazıyor; yanında küçük kalpler çizilmiş. Kulübenin yanına da “Zarar vermeyin” notu asılmış. Kulübenin içi boş görünüyor. Yalnızca sarı bir minder ya da örtü var. Sokakta birkaç kuru yaprak, küçük otlar ve gri duvar/kaldırım detayları yer alıyor. Genel atmosfer sakin ama hüzünlü: Bir hayvanın yaşadığı, bakıldığı, korunduğu bir yer var; fakat kendisi görünmüyor. Kampanya bağlamında bu illüstrasyon, yasadan sonra mahallelerde oluşan boşluğu, kaybolan hayvanları ve gönüllülerin geride kalan bakım emeğini anlatıyor. “Zeytin” adı, sokakta yaşayan hayvanların anonim değil; adı, yeri, mahallesi ve onu bekleyen insanları olan canlılar olduğunu gösteriyor.
Görsel, kapalı bir barınağın ya da kamuya kapatılmış bir hayvan toplama alanının girişini temsil ediyor. Yüksek duvarlarla çevrili, üstünde dikenli teller bulunan büyük, gri bir kapı var. Kapının üzerinde kırmızı “girilmez” tabelası yer alıyor. Bu tabela yalnızca fiziksel bir yasağı değil; içeride yaşananların kamuoyundan, gazetecilerden ve bağımsız denetimden saklanmasını da simgeliyor. Kapının arkasında köpeklerin yalnızca gölgeleri görünüyor. Hayvanların kendilerinin değil, siluetlerinin görünmesi çok güçlü: İçeride canlılar var ama görünmez kılınmışlar. Kim oldukları, kaç tane oldukları, sağlık durumları, yaşayıp yaşamadıkları bilinmiyor. Bu, barınaklardaki kapalılık ve akıbet belirsizliğini doğrudan anlatıyor. Kapının önünde yerde bir fotoğraf makinesi, not defteri ve kalem duruyor. Bunlar gazeteciliği, belgelemeyi ve kamu denetimini temsil ediyor. Ancak bu araçların kapının dışında bırakılmış olması, gazetecinin içeri alınmadığını; hakikatin kapının ardında kaldığını gösteriyor. Görselin genel duygusu sessiz, soğuk ve baskılayıcı. Renklerin büyük ölçüde gri ve siyah olması, kapalı sistemin karanlığını güçlendiriyor. Kırmızı “girilmez” işareti ise hem yasak hem de alarm duygusu yaratıyor.
Görsel, sözlü saldırının ve hakaretin bir canlıyı psikolojik olarak kuşatmasını simgesel biçimde anlatıyor. Sol tarafta kırmızı-beyaz bir megafon bulunuyor. Megafondan çıkan, düzensiz biçimde savrulan harfler arasında “boş”, “aptal”, “beceriksiz” gibi aşağılayıcı ifadeler seçiliyor. Bu harfler sağ tarafa ilerledikçe dikenli tellere dönüşüyor. Sağ tarafta üzgün ve savunmasız görünen bir köpek, bu kelimelerden oluşmuş dikenli tellerin içinde hapsedilmiş. Tellerin çevreleyici ve sıkıştırıcı yapısı, sözlerin yalnızca geçici bir ses olmadığını; korku, yalnızlık ve çaresizlik yaratabilen kalıcı bir baskıya dönüşebileceğini ifade ediyor. Beyaz, dokulu arka plan ve sade çizim tarzı mesajı öne çıkarıyor: Kırıcı sözler fiziksel olarak görünmese de bir canlıyı yaralayabilir ve özgürlüğünü kısıtlayan görünmez bir kafese dönüşebilir.

kÖŞE YAZISI

Tadej Pogačar, 2026 Fransa Bisiklet Turu’nun 14. Etabını kazandıktan sonra bisikletinin üzerinde zafer selamı veriyor. Arkasında izleyiciler ve bir Kolombiya bayrağı görünüyor. Foto: A.S.O./ThomasMaheux

Beden yalan söylemez: Baudrillard, Pogačar ve Messi

Cansu Özge Özmen Muzır Spor’a yazdı.

Sporun kuralları kurmacadır; fakat merkezindeki beden gerçektir. Kusursuz sporculara duyduğumuz hayranlık da huzursuzluk da buradan doğar: Çünkü Pogačar ve Messi yalnızca rakipleriyle değil, insan bedeninin sınırlarına ilişkin inancımızla da yarışır. 

Suruç’un izinde 11 yıl

Müberra Ünsal yazdı.

Suruç katliamının üzerinden 11 yıl geçti, adalet mücadelesi hala sürüyor. Suruç Aileleri, tanıkları, yaralıları ve 33’lerin yoldaşları İstanbul Kadıköy’de katliamın yıldönümünde adalet talebini bir kez daha dile getirdiler. 

Fotoğrafta, denizin içinde sırtüstü uzanarak suyun üzerinde duran bir kadın görülüyor. Başını geriye bırakmış; gözleri kapalı ve yüzü yukarı dönük. Duruşu sakinlik, rahatlama ve kendini akışa bırakma hissi veriyor. Deniz açık turkuaz tonlarında, yüzeyde hafif dalgalar var. Kadının ıslak saçları suya karışırken boynundaki kolye seçiliyor. Arka planda, bulanık biçimde denizde bulunan birkaç kişi ve kırmızı bir yüzme simidi görülüyor. Ufuk çizgisi sade; gökyüzü açık fakat soluk gri tonlarda. Genel atmosfer huzurlu, yazlık ve dingin. Fotoğrafta netlik kadının üzerinde toplanırken arka planın bulanık bırakılması, onun yalnızlık ve içe dönüş hâlini daha belirgin kılıyor.

 Tatil ne zaman sınıf gösterisine dönüştü?

Yeşer Sarıyıldız yazdı.

Gün batımı fotoğrafı için girilen sıralar, kapısında onay beklenen beach club’lar, plajda moda yarışları, Rolex’in üzerinden yenen havyarlar… Tatil, dinlenme aracı olmaktan çıkıp hâlâ ayrıcalıklı bir sınıfa ait olduğunu kanıtlama performansına dönüştü. Üstelik kavga, denizin önüne kapı koyan sistemle değil; o kapıdan içeri almayan görevliyle ediliyor.

Kolektif bilincin yükselmesi ve hayvanat bahçelerinin kapatılması

Hayvanat bahçeleri, türleri koruma ve insanları eğitme iddiasıyla varlığını sürdürse de, çoğu zaman hayvanları birey olmaktan çıkarıp yönetilecek, sergilenecek ya da “fazlalık” sayılacak varlıklara dönüştürüyor. Kolektif bilinç yükselirken artık sorulması gereken soru şu: Hayvanları kafeslerde iyileştirmeye mi çalışacağız, yoksa kafes fikrini bütünüyle geride mi bırakacağız? Deniz Tapkan yazdı.

Muzır konular

Muzır Tefrika: Seni Altında Bulduğum Şarkılar Muzır Neşriyat

Melisa Kesmez’in kaleminden “Seni Altında Bulduğum Şarkılar”ın yeni tefrikası Seda Mit’in illüstrasyonuyla yayımda.Seslendiren Güliz Gündüz.Müzİk ve Ses Tasarımı: Zeynel Sağ
  1. Muzır Tefrika: Seni Altında Bulduğum Şarkılar
  2. Halkın Bünyesi: Tecavüz ve İnandırıcılık
  3. Muzır Tefrika: Şimal Lağımı
  4. Muzır Tefrika: Sonra Bir Gün
  5. Halkın Bünyesi: Gen Z neden böyle?