Haftalık – 12

9-15 Haziran haftasında neler yaşadık? Kısa bir çizgili özet. Hazırlayanlar: Gazeteci Gazeteci Müberra Ünsal ve Karikatürist Idil Keysan.

Bu sayıda Özşen Madencilik işçilerinin direnişi, AB’denin hayvanların deneylerde sömürülmesine karşı yeni adımı ve geri gönderme riskiyle mülteciler yer alıyor.

Siyah-beyaz fotoğrafta, gece saatlerinde kalabalık bir protesto alanı görülüyor. Kadrajın merkezinde, kalabalığın arasından yükselmiş genç bir kadın elinde mikrofonla konuşma yapıyor. Etrafı gazeteciler, kameralar, cep telefonları ve uzatılan mikrofonlarla çevrili; bu da anın hem politik hem de medyatik ağırlığını güçlendiriyor. Fotoğrafın ön planında sırtı kameraya dönük insanlar, havaya kalkmış kollar ve telefon ekranları var. Arka planda ise sıkışık bir kalabalık, pankartlar ve protestoya eşlik eden yoğun bir enerji hissediliyor. Sağ arka tarafta elde tutulan dövizde “Narta”, “Zvërnec”, “Rama” ve “politika” gibi kelimeler seçiliyor; bu da eylemin Arnavutluk’taki doğa tahribatı ve siyasi tepkiye bağlı olduğunu düşündürüyor. Görüntünün siyah-beyaz tercihi, sahnenin belgesel niteliğini artırıyor. Flaş ışığıyla aydınlanan yüzler, kalabalığın sıkışıklığı ve konuşmacının merkezdeki konumu, fotoğrafa aciliyet, direnç ve kolektif öfke duygusu veriyor. Bu kare, gençlerin ve yurttaşların çevre talebinden büyüyen daha geniş bir siyasi itiraza dönüştüğü bir anı güçlü biçimde yansıtıyor.

Koruma altındaki doğaya saldırı Arnavutluk’ta isyanı ateşledi

Kushner-Trump Ailesi, Arnavutluk’ta hükümeti devirmeyi hedefleyen gençlik öncülüğündeki bir hareketi nasıl ateşledi? Mei Seva’nın haber ve fotoğrafları. This article is available in both English and Turkish at the same link.

kÖŞE YAZISI

Gelin filminden taşra/avlu atmosferinde geçen bir kurban sahnesi. İlk karede, geniş bir avlu içinde yere yatırılmış beyaz bir koyun görülüyor. Koyunun yanında beyaz önlüklü, elinde bıçak tutan bir erkek duruyor; etraftaki çocuklar sahneyi izliyor. Arka plandaki çıplak ağaçlar, tahta çit ve soluk renk paleti sahneye soğuk, yoksul ve törensel bir hava veriyor. Kadrajdaki çocuk bakışları, yetişkinlerin olağanlaştırdığı şiddetin çocuklar tarafından nasıl seyredildiğini görünür kılıyor.

“Gelin” soruyor: Kurban kim?

Ilgın Çavlan yazdı.

Ömer Lütfi Akad’ın “Gelin” filmi, Kurban Bayramı ritüelini yalnızca geleneksel bir arka plan olarak değil; çocuk, hayvan, yoksulluk ve ataerkil otorite arasında kurulan sert bir yaşam hakkı tartışması olarak görünür kılıyor.

Redon’un Le char du Soleil resmi, ilk bakışta mitolojik bir sahneden çok bir rüyanın içinden beliren ışıklı bir geçit gibi durur. Kompozisyonun merkezinde, gökyüzünde ilerleyen güneş arabası vardır. Arabayı çeken atlar belirgin ama tam anlamıyla maddi değildir; sanki bulut, ışık ve hareketten yapılmış gibidirler. Gövdeleri ve başları seçilir, fakat çevreleri çözülür; bu da sahneye gerçekçi değil, hayaletimsi ve vizyoner bir etki verir. Resmin alt kısmında koyu, ağır, neredeyse dağ ya da kaya kütlesi gibi görünen bir zemin vardır. Bu karanlık alt bölgeyle üstteki parlak gökyüzü arasında güçlü bir karşıtlık kurulur. Güneş arabası, bu karanlık dünyadan yukarıya, ışığa doğru yükselen bir güç gibi görünür. Renkler Redon’a özgü biçimde yumuşak ama yoğun: sarılar, turuncular, maviler, pembeler ve morumsu tonlar birbirine karışır. Işık tek bir noktadan patlamaz; bütün yüzeye yayılmış, sisli ve titreşimli bir atmosfer yaratır. Bu yüzden resimde net bir anlatıdan çok renklerin ve ışığın ruhsal etkisi önemlidir. Mitolojik olarak Apollon’un ya da güneşin gökteki yolculuğunu düşünebiliriz; ama Redon bunu kahramanca, kaslı, akademik bir sahne olarak kurmaz. Aksine, figürleri eriterek, sınırları belirsizleştirerek, sahneyi içsel bir görüm haline getirir.


Mayıs’ın ortasında kış havası arkada bir şarkı “Sana söz yine baharlar gelecek”

Aslı Alpar yazdı.

Plessner’in “cemaatin sınırları” uyarısı, “mutlak butlan” kararının ardından Türkiye’de herkesi aynı sıcak “biz”in içine çağıran siyasetin imkânsızlığını yeniden düşündürebilir: Belki de kudretimiz aidiyette değil, mesafede.

Bir tiyatro ya da festival sahnesinde, kalabalık bir ekip ve davetliler toplu halde poz veriyor. Sahne üzerinde çoğunluğu kadınlardan oluşan bir grup var; bazıları alkışlıyor, bazıları gülümsüyor, bazıları ise ellerinde ödül/plaket tutuyor. Ortada takım elbiseli bir belediye başkanı, çevresinde festival ekibi ve katılımcılarla birlikte sahnede yer alıyor. Fotoğraf, bir ödül töreni ya da festival kapanışı atmosferi taşıyor; ön planda izleyicilerin ve fotoğraf çeken kişilerin siluetleri görülüyor.

Uçan Süpürge ekibine ve kadın dayanışmasına bir mektup

Güliz Gündüz yazdı.

Kadın dayanışmasını büyüten bir festivalin, Ankara’da hayvan hakları ihlallerinin faili olarak görülen belediye başkanlarıyla yan yana gelmesi; “hak mücadelesi bir bütündür” diyenlerin itirazını ve failleri aklamama çağrısını görünür kılıyor. 

Kolektif bilincin yükselmesi ve hayvanat bahçelerinin kapatılması

Hayvanat bahçeleri, türleri koruma ve insanları eğitme iddiasıyla varlığını sürdürse de, çoğu zaman hayvanları birey olmaktan çıkarıp yönetilecek, sergilenecek ya da “fazlalık” sayılacak varlıklara dönüştürüyor. Kolektif bilinç yükselirken artık sorulması gereken soru şu: Hayvanları kafeslerde iyileştirmeye mi çalışacağız, yoksa kafes fikrini bütünüyle geride mi bırakacağız? Deniz Tapkan yazdı.

Muzır konular

Halkın Bünyesi: Tecavüz ve İnandırıcılık Muzır Neşriyat

Cansu Özge Özmen bu ay Halkın Bünyesi’nde tecavüz, güvenilirlik ve inandırıcılık meselelerini ele alıyor. Tecavüze ya da tacize uğrayan insanların anlatılarına neden kuşkuyla yaklaşıldığını; adil dünya inancı, “yabancı tecavüzcü” miti, “mükemmel mağdur” beklentisi ve failin toplumsal konumu gibi dinamikler üzerinden tartışıyor. Bölüm, mağdurun davranışlarını değil, rızayı ve güç ilişkilerini merkeze alan daha adil bir bakışın neden gerekli olduğunu hatırlatıyor.
  1. Halkın Bünyesi: Tecavüz ve İnandırıcılık
  2. Muzır Tefrika: Şimal Lağımı
  3. Muzır Tefrika: Sonra Bir Gün
  4. Halkın Bünyesi: Gen Z neden böyle?
  5. Muzır Tefrika: Tekpençe Sıçrayus von Engellion ve Ponpon