Kamuoyunda “Katliam Yasası” olarak bilinen düzenlemenin ardından sokakta yaşayan hayvanların hayatı yalnızca yasa metinlerinde değil, mahallelerde, boşalan sokaklarda, kapısı kapalı barınaklarda ve gönüllülerin gündelik mücadelesinde de değişti.

Yasanın ikinci yılında Türkiye’nin farklı kentlerinden mahalle gönüllülerine aynı soruyu sorduk: Yasadan sonra sokağınızda, mahallenizde ve hayatınızda neler değişti?

Anlatılanlar, sokakta yaşayan hayvanların yalnızca sayılarla, belediye tutanaklarıyla ya da resmi açıklamalarla takip edilemeyeceğini gösteriyor. Mahalle gönüllülerinin tanıklıkları; toplama korkusunu, barınaklara dair belirsizliği, belediyelerden bilgi alamamayı, gönüllülerin artan yükünü ve sokaklarda büyüyen sessizliği görünür kılıyor.

Dosyamızın ilk bölümünde sahadaki değişimi en yakından izleyenlere, yani mahallelerinde sokakta yaşayan hayvanlara bakan gönüllülere kulak veriyoruz.

Ezgi Uvalıoğlu: Nazi trenlerinden insan kurtarır gibi köpekleri kaçırdık barınak kamyonetlerinden

Kırklareli’de gönüllüyüm. Burada durum çok kötü yasadan beri. MHP’li belediye hiç vakit kaybetmeden agresif şekilde toplamalara başladı geçen sene. Büyük, gölgeliksiz, onlarca köpeğin bir arada yaşayacağı büyük kapasiteli bir barınak inşa etti alelacele. Bir yıl geçmesine rağmen hala ziyaretçi girişi yasak. Kaçırabildiklerimizi kaçırdık, çok sayıda köpekle yaşıyoruz şu an. Akıbetini bilmediğimiz onlarcası var. İnanın, Nazi trenlerinden insan kurtarır gibi köpekleri kaçırdık barınak kamyonetlerinden. Yaşatılanın da Nazi faşizminden hiçbir farkı olmadığını düşünüyorum. Tüm başvuru, dilekçe ve yasal şikayetlerimiz sümenaltı edildi, tüm kurumlar kapı duvar… Yeni barınak hakkında asla bilgi alamıyoruz.

Seda Şengüder: Diken üzerindeyiz çünkü hep en sakin çocuklarımızı alıyorlar

İzmir, Bornova’da yaşıyorum. ‘Valilik emri’, ‘CİMER şikayeti var’ bahanesiyle sürekli toplamalar yapılıyor. Diken üzerindeyiz çünkü hep en sakin, en zararsız çocuklarımızı alıyorlar. İşin diğer bir boyutu ise bazı yeni çıkan köpek pansiyonları. Son çare olarak yuva bulamayan çocuklar buralara yerleştiriliyor ama bunların da bir kısmı dolandırıcı. Parayı peşin alıp köpeklere doğru düzgün bakmıyorlar. Geçen ay bir arkadaşımız bir sokak köpeğini yerleştirdi. İki kere gitmiş bakmaya, ikisinde de köpeklerin önünde şu yaz gününde su yok ve ilgilenen kimse yok. Almış ordan başka pansiyona vermiş. Yani kısacası devletin kurumlarıyla ayrı uğraşıyoruz, bu yasayı fırsat bilip sürekli CİMER’e şikayet yazan hayvan düşmanları ile ayrı, bir de durumu fırsata çeviren açgözlülerle ayrı… 

Benim evimin önünde bir park var yaklaşık 30-40 kediye bakıyorum orda. Bu yasayı fırsat bilip şikayet eden o kadar çok insan var ki sırf birileri kedilerden de rahatsız olmasın, şikayet etmesin diye birkaç kadın senede birkaç defa toplanıp bütün parkı kendimiz temizliyoruz. Dünya kadar çöpü kediler atmıyor, parkı onlar pisletmiyor elbette ama sırf birilerine malzeme vermemek için uğraşıyoruz. 

Kısacası çocuklarımızın hayatı ve bizim hayatımız cehenneme döndü ama bu kötü niyetli mahlukatlara da gün doğdu.  

İrem Gürler Belice: Üzüntüden kanser edecekler bizi    

Mersin’deyim, mahallemde uzun yıllardır sayısız patili dostumuzu besledik tedavi ettirdik kısırlaştırdık, yıllarca baktık. 

Son iki senedir köşe bucak hayvanlarımızı kaçırdık gelen ekiplerden zaten ben dört köpek iki kedi sahiplendim daha fazlasını alamıyorum üzerime de kaydetmiyorlar. 

Sokakta köpek kalmadı, kalan kediler hep hasta neyle mücadele edeceğimizi bilmiyoruz. Yaptığımız kulübeleri yıkmışlar çöpü bile kalmamış… Tüm ilçeler aynı durumda berbat halde, sokaklar da barınaklar da. Üzüntüden kanser edecekler bizi    

Pelin Terzi: Barınakta ölüme terk etmemek için elimizden geleni yapıyoruz

Eskişehir’deyim. Mahallemize taşınalı bir sene oldu. Yedi tane çok güzel patili dostumuz var bizden önce de yıllardır orada yaşayan ve mahallelinin de göz kulak olduğu. Mama ve sularını biz veriyoruz bir senedir. Önceden tek bir nokta yapmıştık hepsi oradan yiyip, içiyordu. Kış için kulubeleri vardı. Özgürce dolaşıyorlardı. Şimdi alıp götürmesinler diye (bir kaç kere de götürdüler ve sahiplenip geri getirdik ayrı ayrı) hepsini ağaçlara bağlamak zorunda kaldık.

Kulubelerini yanlarına taşıdık. Mama ve sularını oldukları yerlere götürüyoruz ayrı ayrı. Bir de yürüyüşe çıkarıyoruz. Zararsız olmalarına rağmen artık özgür değiller maalesef. Barınak arabası sapık gibi mahalleyi kontrole geliyor sürekli, köpekler onu görünce çıldırıyor, tabi ki biz de. Ama sürekli tetikleyiz,  ses duyunca camdayız. Birbirimize haber veriyoruz. İnanılamayacak bir hal icindeyiz ama en azından barınakta ölüme terk etmemek için elimizden geleni yapıyoruz.    

Serap Tüylüoğlu: Gönüllüler olarak en büyük sorunumuz bilgi alamamak

İstanbul’da aktif olarak sokak çocuklarına ve yardıma muhtaç olan patili çocuklarıma ulaşmaya çalışan bir gönüllüyüm. Yasanın ardından yaşadığım bölgede sokakta yaşayan hayvanların sayısı belirgin şekilde azaldı. Daha önce düzenli olarak gördüğümüz köpeklerin bir kısmı artık yok. Belediyenin toplama faaliyetlerinin arttığını gözlemliyorum ancak hayvanların nereye götürüldüğü ve sonrasını şeffaflık biçimde öğrenemiyoruz.

Bu durum mahallede yaşayan ve hayvanlara bakan gönüllüler arasında ciddi bir endişe yaratıyor. Eskiden daha rahat besleme yapılabilirken şimdi insanlar tedirgin davranıyor. Sokakta yaşayan hayvanların görünürlüğü azalsa da bu durumun onların yaşam koşullarının iyileştiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, birçok kişi hayvanların akıbeti konusunda kaygı duyuyor. Hayvanların nerede olduğu, hangi koşullarda yaşadığı bilinmiyor. Gönüllüler olarak en büyük sorunumuz belirsizlik ve bilgi alamamak. Toplumun vicdanını rahatlatacak şey, hayvanların görünmez olması değil; güvenli, sağlıklı ve şeffaf şekilde yaşamlarını sürdürebildiklerini bilmek. 

Benim düşünceme göre ne sokaklar hayvanlar için güvenli ne de mevcut haliyle birçok barınak. Sokakta yaşayan hayvanlar açlık, trafik kazaları, şiddet ve istismar gibi pek çok riskle karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle güvenli yaşam alanlarının oluşturulmasını destekliyorum.  Ancak bunun çözümü, hayvanların belirsizlik içinde toplatılması ve yeterli bakım sağlanamayan barınaklara gönderilmesi olmamalı. Barınaklar; veteriner hekimlerin, hayvan davranışı uzmanlarının ve eğitimli personelin görev yaptığı, düzenli denetlenen, şeffaf ve hayvan refahını önceleyen merkezler olmalı.  Bugün en büyük endişem, hayvanların toplandıktan sonra nasıl koşullarda yaşadığını bilememek. Hayvanların güvenliği kadar, onlara sunulan yaşam koşullarının da insani ve bilimsel standartlarda olması gerektiğine inanıyorum.  

Burcu Başkahraman: Öldürülmesinler diye esarete biz de ortak olduk…

Gaziantep’teyim. Yasadan sonra daha endişeli, daha korumacı olduk….Hali hazırda bir mücadele varken savaşa dönüştü. Toplanıp, öldürülmesinler diye hepsini alıp yaşam alanlarına ellerimizle hapis ettik. En acısı bu… Özgürce gezen çocuklar padoklara kapatıldılar.Almasak öleceklerdi diye teselli olmaya çalışıyoruz. Onları mahkum ettiğimiz yerde mutlu olmaları için herşeyi yapsak da özgürlük gibisi yok… Ama ölmelerine göz yumacak onlar kadar cani olamazdık. Katliam Yasası hayatımızda olduğu sürece bu kaos bitmeyecek. Öldürülmesinler diye bu esarete biz de ortak olduk…

Dilek Ciğerdelen: Komşularımı kaybettik

Yavruluğundan beri tanıdığım, yıllardır bakımını üstlendiğim ya da yaralı ve hasta oldukları için yollarımızın kesiştiği köpekler artık yaşadıkları sokaklarda değil. Bazılarının nerede olduğunu bilmiyorum. Bazılarının da yaşayıp yaşamadığını…

Son bir yıl içinde komşularımı kaybettim ben.

Sokakta yaşayan köpeklerle kurulan ilişki çoğu zaman dışarıdan göründüğü gibi değil. Aynı mahalleyi, aynı parkı, aynı kaldırımı yıllarca paylaşınca birbirinizin hayatının bir parçası haline geliyorsunuz. Hangi köpeğin hangi saatte ortaya çıkacağını, hangisinin hangi mamayı sevdiğini, hangisinin insanlardan çekindiğini, hangisinin yaşlandığını biliyorsunuz. Gece eve dönerken sana yoldaşlık ediyorlar. Sesinizi duyduklarında sevinçle koşuyorlar yanınıza. Yaralandıklarında veterinere götürüyor, tedavi süreçlerini takip ediyor, iyileştiklerinde yeniden yaşadıkları yere bırakıyorsunuz. Onları “sokak köpeği” olarak değil, mahallenin sakinleri, komşuları olarak görmeye başlıyorsunuz.

Bu nedenle bir gün ortadan kaybolduklarında geriye yalnızca koca bir eksiklik değil, acıtan bir belirsizlik kalıyor.

Yeni yasal düzenlemenin ardından belediye ekipleri tarafından alınan çok sayıda köpeğin akıbetini takip edemedik. Pek çoğunun barınağa girip girmediğini dahi öğrenemedik. Barınak görevlilerine sorduğumuzda çoğu zaman “Bilgimiz yok” ya da “Hastaydı, öldü” gibi yanıtlarla karşılaştık.

Barınakta olduğunu bildiğimiz köpekler için ise başka bir mücadele başladı. Görüşe izin verilen alanlarda tutulan köpekleri sahiplendirmeye çalıştık. Ancak gerçek şu ki insanların büyük bölümü yaşlı, hasta, engelli ya da görünüşü nedeniyle tercih edilmeyen köpeklere yuva açmak istemiyor. “Cins”, “güzel”, “genç” ya da “yavru” olmayan köpeklerin barınaktan çıkma ihtimali çok daha düşük.

Yaralı veya hasta bir köpekle karşılaştığımızda artık tedavisini özel kliniklerde yaptırmak zorunda kalıyoruz. Çünkü herhangi bir sebeple barınağa giren bir köpeğin, sahiplendirilmeden çıkarılması mümkün olmuyor. Belediye ile kısırlaştırma konusunda da eskisi gibi çalışamıyoruz. Hakkında hiçbir şikâyet olmayan bir köpeği yalnızca kısırlaştırmak amacıyla götürmüş olsak bile sahiplenmeden geri alabilmemizin imkanı yok.

Oysa bize anlatılan şey, bu uygulamaların sokak hayvanı popülasyonunu azaltacağıydı. Sahada gördüğüm tablo ise böyle söylemiyor. Yıllardır yaşadıkları sokaklarda bulunan köpekler ortadan kaybolurken, belediyenin ulaşamadığı köpekler ya da boşalan bölgelere gelen yeni köpekler üremeye devam ediyor. Popülasyonun planlı biçimde azaldığını değil, yalnızca yaşamaya çalışan hayvanların görünmez hale geldiğini görüyoruz.

Bu süreç gönüllüler üzerinde de ağır bir yük yarattı. İletişimde olduğum gönüllülerin neredeyse tamamının ciddi veteriner borçları var. Sahiplendirme yapamadığımız için en azından yıllardır tanıdığımız köpekleri barınaktan çıkarabilmek amacıyla küçük yaşam alanları oluşturmaya başladık. Eğer bir köpeği sahiplendirebilirsek, onun yerine başka bir köpeğe yer açabilmek için uğraşıyoruz. Ancak sayımız az, maddi gücümüz sınırlı. Kurduğumuz bu sistemleri sürdürmek her geçen gün daha zor hale geliyor.

Yalnızca köpeklerle değil, kurumlarla kurduğumuz ilişkiler de değişti.

Belediye çalışanlarıyla zaten zaman zaman sorunlu olan iletişimimiz giderek bir çatışma alanına dönüştü. Bir gün besleme yapmak için çıktığımda su doldurmak üzere bir çeşmede durmuştum. O bölgede yaşayan ve gönüllülerini bildiğim köpekler vardı. Su doldururken belediye ekiplerini gördüm. Birbirimizi tanıyorduk. İsimlerimizi biliyor, telefon numaralarımıza sahip oluyorduk. Daha önce de yaşam alanlarından koparmaya çalıştıkları köpekler nedeniyle tartışmalar yaşamıştık.

O gün oradaki köpeklerden birini almaya geldiklerini fark ettim. Ancak yanlarında veteriner hekim yoktu ve gerekli belgeleri de bulunmuyordu. Ben oradayken köpeği alamadılar.

Ertesi gün ise yıllardır aynı bölgede yaşayan, insanlar tarafından sevilen ve beslenen bir köpek sessizce barınağa götürüldü. Onun bakımını benim üstlendiğimi ve aramızda güçlü bir bağ olduğunu biliyorlardı. Bunun bir tesadüf olduğuna inanmakta zorlanıyorum.

Neyse ki onu bulabildim. İsmi Kontes’ti.

Daha sonra yine bakımını üstlendiğim başka bir köpek alındı. Pekmez.

Yaklaşık bir ay boyunca onları barınaktan çıkaramadım. Sonunda küçük bir yaşam alanına yerleştirebildim. Kontes bugün hayatta değil. Sağlık sorunları nedeniyle onu kaybettik. Pekmez ise hayatta. Kendini korumak zorunda hissetmediği, sürekli tetikte yaşamadığı için artık yalnızca keyfine bakıyor. Onu izlediğimde aklımdan hep aynı cümle geçiyor: Keşke hepsine böyle bir hayat sunabilseydik.

Bu süreç yalnızca gönüllüler ile kurumlar arasındaki ilişkiyi değil, gönüllülerin birbirleriyle ilişkilerini de etkiledi. Aslında birlikte hareket etme bilincini güçlendirmesi gereken koşullar bazen tam tersine yol açtı. Kurtarılması gereken o kadar çok köpek vardı ki bir noktadan sonra “senin köpeğin”, “benim köpeğim” ayrımı ortaya çıktı. Bu ayrımı anlamamakta ısrarcıyım. Çünkü aynı acının içindeydik. Çünku aynı acının içindeler…

Kurulan bazı yaşam alanlarında ise kaynak yetersizliği nedeniyle çok sayıda köpek bir arada yaşamak zorunda kaldı. Bunun sonucunda zarar gören, yaralanan hayvanlar gördüm.  Tanıdığım hiçbir gönüllü için bunu isteyerek yapıyordu diyemem. Ancak sistem insanları sürekli imkânsız seçimler yapmaya zorluyordu.

Belki de en ağır sonuçlardan biri, hayvanlara yönelik şiddetin cezasızlıkla özendirilmesi; bu nedenle faillerin daha görünür, daha pervasız ve daha cesur hale gelmesi oldu.

Köpeklerin sokaklarda yaşamasından rahatsız olan bazı insanlar artık nefretlerini saklama gereği duymuyor. Silahla öldürülen, zehirlenen, dövülerek öldürülen dostlarımız oldu. Failler herhangi bir yaptırımla karşılaşmadı.

Yasanın yürürlüğe girdiği dönemde şuan bizimle güvende yaşayan köpeklerden birinin barınağa alınması için adeta organize bir girişime tanık olduk. Buna ilişkin mesajlaşmaların bulunduğu WhatsApp konuşmaları var. Köpeği tahrik etmek, üzerine yürümek ve havladığında görüntüsünü çekmek üzerine konuşuldu. Amaç, onu “tehlikeli” gösterecek bir görüntü elde etmekti.

Nitekim o video çekildi ve köpek barınağa götürüldü.

Sonrasında bir ay boyunca yaşam mücadelesi verdi. Alındığını öğrenmeseydim, takibini yapamasaydım bugün hayatta olup olmayacağını bilmiyorum. Köpekler için toplu yaşam alanları yalnızca zor değildir; ölümcül olabilir. Onları yıllardır tanıyan insanlar olarak hangi köpeğin hangi koşullarda yaşayabileceğini, hangisinin yaşayamayacağını biliyoruz. O gün alınan köpek “orta alan” dediğimiz hiç tanımadığı köpeklerin olduğu bir alana yerleştirildi. Hastalıktan, bakımsızlıktan ölmeseydi bile toplu bir yaşam alanında hayatta kalması çok güçtü.

Bugün geriye dönüp baktığımda bu süreçte en çok kaybettiğim şeyin ne olduğunu düşünüyorum.

Belki de cevabı en başta söyledim.

Ben komşularımı kaybettim.

Sokakları birlikte paylaştığım, isimlerini bildiğim, yıllar boyunca selam verdiğim, ateşliyken başında beklediğim, yaralarına merhem sürdüğüm komşularımı.

Ve onların yokluğunda, yaşadığım kentin eksildiğini hissediyorum.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin