Türkiye’de kuir sinema ve LGBTİ+ kültür alanında 14 yıldır varlık gösteren Pembe Hayat KuirFest, Ocak 2026’da Ankara’da gerçekleştirdiği 14. buluşmanın ardından festival edisyonlarını süresiz olarak durdurdu.
Ankara’da yedi yıl sonra gelen engelsiz gösterimler ve rekor seyirci ilgisi, festival ekibine göre bir rahatlama anlamına gelmiyor. Çünkü LGBTİ+ derneklerine ve muhalif alanlara yönelik baskılar sürerken, kültür-sanat üretimi bu kez “müstehcenlik” iddialarıyla kriminalize ediliyor.
Tam da bu nedenle alınan ara verme kararının bir veda olmadığını vurgulayan ekip; kurumsal omurgayı sağlamlaştırmayı, kapatma risklerine karşı direnç kazanmayı ve 14 yıllık hafızayı yarına aktaracak yeni bir zemin kurmayı amaçlıyor.
Bu yeniden yapılanma sürecinin ilk somut hamlesi ise AB kültür-sanat fonu CultureCIVIC desteğiyle yürütülen ve 40 kişilik bir çekirdek ekip yetiştirmeyi hedefleyen “KuirFest Kökleniyor: Nadas 2026 Mentorluk Programı.

Festivalin yeni yol haritasını, kuir sinemanın geleceğini ve süregelen yasak dalgasını Furkan Yurt ile konuştuk.
“KuirFest’in bağımsız film festivali olma iddiasını da zedeleyen bir süreç yaşandı”
Nadas 2026 Mentorluk Programı’ndan biraz bahsedebilir misin?
Nadas, KuirFest’in uzun süredir düşündüğü bir süreçti. Hem Türkiye’deki queer sinema üretiminin iyice yavaşlaması hem de KuirFest’e gelen başvuruların gün geçtikçe yabancı kaynaklardan gelmesi, bir süre sonra KuirFest’i buraya ait bir festival olmaktan çok uzaklaştırdı. Özellikle geçtiğimiz sene KuirFest’e 177 başvuru aldık. Bu başvuruların çok büyük çoğunluğu yurtdışından geldi. Türkiye’deki kuir sinema üretiminin ise giderek daraldığını gözlemledik. Bununla birlikte KuirFest’i örgütlemek de artık çok zor bir hal almaya başladı. Çünkü fon kaynakları çok daraldı, fon verenler tarafından sürekli bir politika dayatmasıyla karşı karşıya kaldık. Bu durum KuirFest’in bağımsız film festivali olma iddiasını da zedeleyen bir süreçti. Bununla birlikte KuirFest aslında büyük oranda gönüllü ilerleyen bir festival. Hem kürasyon süreci hem pre prodüksiyon süreci hem festivalin düzenlenişi ve sonrasındaki tüm süreçleri gönüllü olarak sürdürmeye özen gösteriyorduk. Ama burada gönüllü emek de gün geçtikçe tükenmeye başladı. Biz de KuirFest’i sürdürelim ama bundan önce KuirFest’i sürdürebilecek bir ekip oluşturalım. Bunun için de bir Nadas sürecine ayrılmaya karar verdik. Kendimizi biraz dinlenmeye çekip daha verimli bir şekilde dönmeyi bekliyoruz.
“Aslında göz önünden çekilip mutfağa dönme kararımızın altında bu yatıyor: Bu yeni baskı atmosferine nasıl hazırlanabiliriz?”
Başlattığınız bu mentorluk programı; iktidarın politikaları, sansür, yasaklamalar ve son dönemde giderek artan müstehcenlik soruşturmalarına kadar uzanan bir sürecin sonucu diyebilir miyiz?
Tabii ki yasaklar ve baskılar belirleyici bir etken. KuirFest özellikle Ankara edisyonunda doğrudan yasaklanmıştı; bir kez de festival haftasına denk gelen genel bir yasaklama kararıyla karşılaştık. Hal böyle olunca KuirFest’i sinemacılarla birlikte yürütmek de ciddi bir sorun haline geldi. İnsanlar yargıyla karşı karşıya gelmek istemiyor; sonuçta hepsi aktivist olmak zorunda değil, burası bir sanatsal üretim alanı ve kimseden aktivizm yapmasını bekleyemeyiz. Bu durum ister istemez bir geri çekilmeyi beraberinde getirdi.
Bunun yanı sıra Türkiye’de ‘müstehcenlik’ kavramı, sanatsal üretimin üzerinde doğrudan bir baskı aracı olarak işletiliyor ve KuirFest de bundan nasibini aldı. Festivalin kendi belgeseli olan Bellekvari’yi göstermek istediğimizde, Ankara Valiliği yine ‘müstehcen içerik’ ön kabulüyle gösterimi yasaklamıştı. Benzer şekilde, festivalimizde yer verdiğimiz fakat farklı mecralarda müstehcenlik gerekçesiyle hedef gösterilen filmlerimiz de oldu. Bütün bunlar bizi hukuki açıdan büyük bir belirsizliğin içine itti.
Aslında göz önünden çekilip mutfağa dönme kararımızın altında bu yatıyor: Bu yeni baskı atmosferine nasıl hazırlanabiliriz? Çünkü sanatsal üretim alanı genel olarak bu boyutta bir yargılama pratiğine hazırlıklı değil. Tam da bu sürece hazırlanmak, yeni araçlar geliştirmek ve dayanıklılık kazanmak için Nadas’a başladık.
“Tüm aşamaları KuirFest’in kendi içinde çözebildiği ve yürütebildiği bir 15. edisyon hedefliyoruz”
Peki bu bir nevi nadas sürecinden sonra bizi neler bekliyor?
Bu programın ardından bizi bekleyen ilk şey aslında KuirFest’in kendi kendini sürdürebiliyor olması. Öncelikle bunu görmek istiyoruz. Işığı ve prodüksiyonundan kürasyondaki sinema okuryazarlığına, ağ kurma pratiğinden çeviri sürecine kadar tüm aşamaları KuirFest’in kendi içinde çözebildiği ve yürütebildiği bir 15. edisyon hedefliyoruz. Temel kaygımız tamamen bu.
Modüllerimizi şu şekilde planladık: İlk olarak bir programlama ve film seçkisi eğitimi var; festivalin başlangıç ayağı da her sene zaten bu adımla kuruluyor. Ardından ışık, mekan hazırlığı ve ses sistemlerinin organizasyonunu kapsayan sahne ve prodüksiyon yönetimi geliyor. Bunları hep dışarıdan hizmet alarak çözüyorduk ancak mevcut ekonomik koşullarda bu artık sürdürülebilir değil. Bir diğer başlığımız altyazı çevirisi. Türkiye’den çok az film geliyor ama biz yerli yapımları da Kürtçe ve İngilizce olmak üzere iki dilli çeviriyoruz. Böyle olunca çeviri süreci festival takviminin neredeyse yüzde 40-50’sini alıyor; bu yüzden ayrı bir altyazı çeviri modülü açtık. Son olarak da ağ kurma ve iletişim modülümüz var; bu da hem festivalin sürekliliğini sağlamayı ve diğer festivallerle temas kurmayı hem kaynak geliştirmeyi hem de süreci güçlü bir sosyal medya çalışmasına dönüştürmeyi kapsıyor.
Toplam dört modülümüz bulunuyor. Temel beklentimiz; bu eğitimleri alan kişilerin festivali kendi başlarına yürütebilmeleri, bunun yanında ana akım ya da feminist festivallerde de kuir anlatıyı perdeye taşıyabilecek bir donanım kazanmaları. Nadas’ın çağrı metninde de belirttik: KuirFest, kuir sinemanın tek adresi olmasın; kuir sinemayı yaygınlaştıralım, diğer festivaller de bu sorumluluğu üstlensin ve perdeler çeşitlensin istiyoruz.
“Kişilere, derneklere ve sanat alanına yönelen bu tek tip yaklaşım, giderek kurumsallaşan bir baskı pratiği inşa ediyor”
Son dönemde LGBTİ+ derneklerine ve kültür-sanat üretimine yönelen ‘müstehcenlik’ suçlamalarını ve yargı baskısını nasıl değerlendiriyorsunuz; bu süreç sinema sektörünü ve KuirFest’i nasıl etkiliyor?
Genel itibarıyla müstehcenlik, Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanan amacın çok ötesinde bir araç olarak kullanılıyor. Hukuken müstehcenlik düzenlemelerinin temel koruma amaçlarından biri çocukların müstehcen içeriklerden korunmasıdır. Ancak bugün bir çocuğun erişemeyeceği, yalnızca yetişkinlere yönelik bir film ya da bir belgesel bile müstehcenlik iddiasıyla soruşturulabiliyor. Normal şartlarda bir sanat eserinin veya müzik klibinin bu kapsamda yargılanmasını beklemezsiniz. Burada eserin bağlamı, hedef kitlesi ve sunuluş koşulları göz ardı edilerek doğrudan eserin kendisi müstehcen ilan ediliyor.
TCK’nin 225. ve 226. maddelerindeki hayasızca hareketler ve müstehcenlik suçları üzerinden yeni bir uygulama ve yorum hattı oluşturulmaya çalışılıyor. Bir müzik klibinde iki erkeğin birbirine bakışına dahi müstehcenlik atfedilebildiği bir durumda, artık akla gelebilecek pek çok fiil bu torbanın içine sokulabilir hale geliyor. Biz müstehcenlik kavramının bir sindirme aracı olarak kullanılmasını, uzun süredir trans seks işçilerine kesilen fahiş idari para cezalarından zaten biliyoruz. Gelinen noktada Genç LGBTİ+ Derneği’nin çevrimiçi Onur Ayı sergisine ya da 17 Mayıs Derneği’nin Benim İnterseks Çocuğum kitapçığına müstehcenlik suçlaması yöneltilmesi, ceza normlarının kapsamının nasıl genişletilerek yorumlanabildiğini açıkça gösteriyor.
KuirFest olarak güvenli programlar hazırlayarak önlem alıyoruz. Benzer şekilde sansür sadece mahkemelerle de sınırlı kalmıyor; örneğin Bingöl Elmas’ın belgeselinde olduğu gibi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın içeriği beğenmeyerek desteğini sonradan geri çektiği durumlarla sıkça karşılaşıyoruz.
Meselenin en tehlikeli boyutu da tam burada başlıyor: Biz hukuki zeminde ne kadar mücadele edersek edelim; yapımcılar, eleştirmenler ve yönetmenler “acaba müstehcen sayılır mı?” korkusu yaşamaya başladığında üretmekten vazgeçiyorlar. Üretim durduğunda ise ortada savunulacak bir sanat alanı kalmıyor. Nitekim son dönemde Türkiye’den hiçbir yönetmenin uzun metrajlı kuir film çekememesi, üretimin büyük ölçüde kısa filmlere sıkışması bunun doğrudan bir sonucu. Kişilere, derneklere ve sanat alanına yönelen bu tek tip yaklaşım, giderek kurumsallaşan bir baskı pratiği inşa ediyor. İşte Nadas tam da bu otosansür ve kuşatma çemberini kırmak, alanı yeniden üretilebilir kılmak için hayata geçti.
Biz Nadas için başvuru sürecini sosyal medyada hatırlatmaya devam edeceğiz; bu paylaşımlara destek verilmesi bizim için çok kıymetli. Sinema alanında kültürel üretim yapan tüm kuirleri ve kadınları daha güvenli, daha sürdürülebilir bir pratiğin parçası olmaya çağırıyoruz. Katılımcıların fikirleri, deneyimleri ve sunacakları katkı KuirFest’in geleceğini kurmak açısından belirleyici bir öneme sahip.
Son başvuru tarihi 28 Eylül
Nadas 2026 Mentorluk Programı için son başvuru tarihi 28 Eylül 2026. Detaylı bilgiye ve başvuru formuna KuirFest’in resmi web sitesi ve duyuru kanalları üzerinden ulaşılabiliyor.
KuirFest’in yasak kronolojisi
KuirFest’in 14 yıllık tarihi boyunca valilik ve kaymakamlık eliyle uygulanan başlıca yasak kararlarını derledik:
- KuirFest’e yönelik en sert idari darbe, Kasım 2017’de Ankara Valiliği’nin il genelindeki tüm LGBTİ+ etkinliklerini süresiz yasaklamasıyla geldi. KuirFest, Almanya Büyükelçiliği ve Büyülü Fener Sinemaları ortaklığıyla Ankara’da yapılacak gösterimler, sosyal medyadaki nefret kampanyalarının ardından Ankara Valiliği tarafından iptal edildi. Valilik hemen ardından OHAL Kanunu’na dayanarak kentteki tüm LGBTİ+ etkinliklerini süresiz yasakladı. KuirFest programını İstanbul’a taşımak zorunda kaldı.

- Ankara’daki yasağın ardından Beyoğlu Kaymakamlığı, British Council ve KuirFest ortaklığındaki “Kuir Kısalar” gösterimini seans öncesinde yasakladı. Gerekçede etkinliğin “anayasal düzene ve genel ahlaka aykırı olabileceği” öne sürüldü; Pembe Hayat dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
- Goethe Institut Ankara, Makina Mühendisleri Odası ve Mülkiyeliler Birliği salonlarında yapılması planlanan 12. edisyon, Ankara Valiliği tarafından durduruldu. Yasak kararı, açılışın başlamasına yarım saat kala salona gelen polisler tarafından bildirildi.
- KuirFest’in 14 yıllık geçmişini anlatan Bellekvari belgeseli, Mülkiyeliler Birliği’ndeki gösterim günü Ankara Valiliği kararıyla engellendi. Karar kamuoyuna duyurulmadı, yalnızca gösterimin yapılacağı mekana bildirildi.
- Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2019 ve 2020’de Ankara Valiliği’nin toptan yasağını hukuka aykırı bularak iptal etti. Ancak , yargı kararına rağmen engellemeler bitmedi; idare, seansları son anda tebliğ edilen yasaklar ve polis müdahalesiyle fiilen engelledi.






Bir yanıt yazın