kÖŞE YAZISI

Ölüm her şeyi affeder mi?

Seran Vreskala yazdı, Cansu Gürsu resmetti.

Bu dize iki şey söylüyor aynı anda: ölüm bir son değil, aynı zamanda geride kalanların altında ezildiği bir ağırlık… Marmara’nın hayatını kendisinin sonlandırdığı bir şair olduğu düşünülünce, epigraf salt bir alıntı olmaktan çıkıyor, yazının ta kendisi oluyor. Ölülerin arkasından konuşmak, hâlâ toplumun en büyük tabularından biri…

Görselde, uçsuz bucaksız bir boşluğun kenarında duran tek bir insan silueti dikkat çekiyor. Figür, karanlık bir kayalık çıkıntının üzerinde yer alırken, arka planda canlı ve soyut renklerin oluşturduğu yoğun bir atmosfer görülüyor. Turuncu, mavi, yeşil ve mor tonlarının birbirine karıştığı bu arka plan, adeta duygusal bir patlamayı andırıyor. Karanlık siluet ile parlak renkler arasındaki kontrast, yalnızlık ve içsel düşünce hissini güçlendiriyor. Genel kompozisyon, insanın bilinmezlik karşısındaki duruşunu ve iç dünyasının karmaşıklığını simgeliyor.

Yaşamı savunmanın neresi suç?

Ceren Yakıcı yazdı, Cansu Gürsu resmetti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17 Mayıs Derneği’ne açtığı dava, bilirkişi raporlarının aksine LGBTİQ+ yayınlarını “genel ahlak” üzerinden suç sayarak yargısal baskıyı yeni bir evreye taşıyor. Türkiye’deki yüksek yapısal damgalama ve “kutsal aile” retoriği, azınlık stresi teorisiyle paralel olarak öznelerin psikolojik iyilik halini ve yaşam haklarını sistematik şekilde sarsıyor.

Görsel, yıkılmış bir şehrin ortasında enkaz altında kalmış bir insan elini öne çıkarıyor. Ters dönmüş bir araba ve etrafa saçılmış metal parçaları, büyük bir felaketin izlerini yansıtıyor. Gri ve soluk tonlar, sahneye kasvetli ve umutsuz bir atmosfer katıyor. Enkazın içinden uzanan el, hayatta kalma mücadelesini ve çaresizliği simgeliyor. Arka plandaki harap binalar ise geniş çaplı bir yıkımı gözler önüne seriyor.

Ne kent iyileşir ne insan, ikisi de yaralarıyla ayakta…

Simge Ünyay yazdı, Suzan Kıryaman resimledi.  

“Deprem sonrası depremi yaşayan kentlerde hala yaşamını devam ettirmeye çalışanlarda çok sık duyduğum bir cümle var: “Bu şehir bize yabancı gibi.” Bu cümleyi duyduğumda ameliyat sonrası 14 platin takılan elim ve kolum gözümün önüne geliyor. Sanki bana ait değil de yabancı bir cisim gibiydi. Bedenim hala iyileşmeye devam ediyor peki ya kent, o da iyileşip eskisi gibi olacak mı?”

Röportaj

“Suyuna gitmek yerine suyu bulandırmayı seçtim”

Nuri Harun Ateş, müzikten yalnızlığa, sahnedeki çıplaklığından kimlik mücadelesine uzanan sarsılmaz hakikatini tüm şeffaflığıyla Özlem Akbudak’a anlattı.

Karanlığın Ay Tarafı-III: Rüya Gibi Bir Cinayet

Muzır Tefrika’nın yeni öyküsü Elçin Poyrazlar’ın kaleminden “Karanlığın Ay Tarafı”. Öyküye Eda Uzunlar’ın illüstrasyonları eşlik ediyor. Öykünün üçüncü tefrikası yayımda!

“Halil bir adamın parmağı, gözü ve çükünü hatırat gibi koparmış, eve getirmişti. Torbanın içinde pahalı marka takım elbisesi kanlar içinde uzuvlara yatak görevi yapıyordu. Halil! Ah Halil!”

Gemini şunu dedi: Görselde, koyu kahverengi ve siyah tonlarındaki karanlık bir arka plan önünde, hareket halindeymiş gibi görünen bir el illüstrasyonu yer alıyor. El, üst üste binmiş şeffaf katmanlar ve parlak renk geçişleriyle betimlenerek sanki bir titreme veya hızlı bir yer değiştirme anını yansıtıyor. Renk paleti ağırlıklı olarak sıcak sarı, canlı turuncu ve yumuşak pembe tonlarından oluşuyor. Avuç içi ve parmak boğumları gibi belirli bölgelerde, hareketi vurgulayan ince siyah ve kırmızı çizgisel dokular dikkat çekiyor. Işıklandırma, elin iç kısmından dışarıya doğru yayılan bir parlaklık hissi vererek kompozisyona derinlik katıyor. Parmak uçları yukarıya doğru açık ve gergin bir pozisyonda dururken, bilek kısmından gelen enerji akışı görselin geneline dinamik bir hava katıyor. Genel illüstrasyon tarzı modern, soyut ve duygusal bir yoğunluğu çağrıştırıyor.

Muzır konular

Muzır Tefrika: Tekpençe Sıçrayus von Engellion ve Ponpon Muzır Neşriyat

“Muzır Tefrika: Çeşitliliğin Dijital Öyküleri” projemiz, CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği desteğiyle muzir.org’da yayımlandı. Serinin ikinci öyküsü Cansu Özge Özmen’in kaleminden “Tekpençe Sıçrayus von Engellion ve Ponpon”a Mehmet Saygın’ın illüstrasyonu eşlik ediyor. Öyküyü Güliz Gündüz seslendirirken mixing ve müzik Zeynel Sağ'dan.
  1. Muzır Tefrika: Tekpençe Sıçrayus von Engellion ve Ponpon
  2. Muzır Tefrika – Adak
  3. Halkın Bünyesi: Epstein ve “Neden daha önce söylemedin?”
  4. Halkın Bünyesi: Etik Hayvan Yası
  5. ve perde: Dev mama kapları