Karanlığın Ay Tarafı -1: Halil ile Hilal

Karanlığın Ay Tarafı-II: Kan Kanı Çeker

Halil o gece beni bırakmadı. Sabahın ikisinde gözlerimi açtığımda her yerim ağrıyordu. Divandan kalkarken sol ayağım cız etti. N’aptın Halil? Aynaya topallayarak yaklaştığımda üstüme bulaşmış kanı görünce geriledim. Ellerim, göğsüm, bacaklarım kan içindeydi. Her yerimi yokladım, yara yok, kesik yok. Başkasının kanı. Çıplak kanlı vücudumu izlerken hafif bir şehvet duygusu yokladı beni. Dik ufak memelerim, düz göbeğim, uzun güçlü bacaklarım, ince kaslı kollarım…Başka bir ülkede doğsaydım beni atlet yapacak bir beden. Gözlerimi apış arama kaydırmadım bilerek. Oradakiler benim hayatımı mahvetti onlara şefkat ve sevgi yok!

Halil’in odasına girdim, yatağı sakız gibi yapılı, giysileri eşit aralıklarla dolabında asılı, masasının üstünde klasik romanlar, içi boş deri iş çantası, telefonu, anahtarları, cüzdanı…Şu dünyadaki tüm varlığı oradaydı. Ne kan, ne kaos ne de düzensizlik…O istikrarlı ben dengesiz olandım, o ne istediğini bilen ben karışık olandım, o katil ben masum olandım.

Banyoya seğirtirken mutfakta büyük siyah bir çöp torbası görünce duraksadım. Halil’den kalan bir şeyler. Korkarak yaklaştım torbaya. Gündüzün prensi bana ne bırakmış olabilirdi. Açarsam geriye dönüşün olmadığını seziyordum ama merakımı yenemedim. Ayrıca üstümdeki bu kadar kanın bir açıklaması olmalıydı. Bana Halil’in bir açıklama borcu vardı.

Torbanın düğümüne eğildim, ellerim titreyerek açmaya giriştim. Kuvvetle sıkılmıştı, bana mısın demedi. Tezgahta duran bıçağı kaptığım gibi torbanın boynunu yardım. Mutfak fayanslarına dökülenleri görünce bir çığlık çıktı ağzımdan. Ağzımı elimle kapadım. İnlemelerim elimin ardında devam etti. Dibinden kesilmiş bir parmak, top gibi yuvarlak yapış yapış tek göz, buruşuk yamuk bir deri parçası…Aman allahım yoksa?

Halil bir adamın parmağı, gözü ve çükünü hatırat gibi koparmış, eve getirmişti. Torbanın içinde pahalı marka takım elbisesi kanlar içinde uzuvlara yatak görevi yapıyordu.

Halil! Ah Halil!

Korku bedenimi ele geçirdi, zangır zangır titremeye başladım. Halil bunları bana bırakmıştı. Beni de ortaklığa davet ediyordu. Anlaşmamız böyle değildi. O dışarıda ben içeride kalacaktım. O keskin bıçaksa ben kın olacaktım. O canavarsa ben güzeldim.

O anda kapıyı kırarcasına çalan yumruklarla yerimden sıçradım. Abla Hilal abla, Hilal abla kapıyı aç. Odamdan üstüme bir şeyler geçirip kapıya yaklaştım. Mutfak kapısını aceleyle kapadım kapıya koşarken. Pavyondaki fedai Celal karşımda heyula gibi dikiliyordu. Gözlerindeki aşkı ve hayranlığı saklamak için önüne bakıyordu.

Ne oluyor lan, diye çıkıştım. Bir erkeğe korktuğunu asla göstermeyeceksin. Hayvanlar korkunun kokusunu alır. Hep hücumda ol. Abla, patron seni bekliyor, müşteriler soruyor…Biz hasta oldun sandık, telefonun da kapalı. Patron beni gönderdi. Patrona de ki Hilal abla muayyen gün izni aldı. Bu gece sahne, cayırtı, hayvan herifleri falan çekemem. Patronu da çekemem. Eğer zorla götürürsen ortalığı kan gölüne çeviririm haberin olsun. Şimdi çek git, uyumam lazım. Fedai Celal ayağıma bulaşmış kan lekesine dikmişti gözlerini hemen kapının ardına çektim ayağımı. Duyduğu şeylerin somut kanıtını görünce daha da huzursuz olmuştu, elini bir şeyler anlatır gibi salladı sonra çekinerek bana baktı. Sözünü beklemeden vurdum kapıyı yüzüne.

Oracığa çöktüm. Celal hâlâ kapıdaydı, hissediyordum. Bir daha kapıyı çalıp çalmamak, patrona ne söyleyeceğini kestirmek için oyalanıyordu. Ağır ayak seslerini duydum sonra. O giderken mutfağımda bir cesetten kalan parçaların yok olmasını değil, attığım yalanın gerçek olmasını diledim. Ben de kanasam, bir kadın gibi her ay kanasam ne kolay olurdu işler.

Ah Halil! Vah Halil!

Benim öteki yüzüm, güzel karam, karanlığım ne yaptın sen!?

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin