Karanlığın Ay Tarafı -1: Halil ile Hilal

Halil önce amaçsızca yaşadı. Canı sıkılıyordu. Kanın tadını almış kurt gibi huysuz, saldırgan ve yalnızdı. Hilal işe gidiyor ikisine de bakıyordu. Gündüzleri zengin mahallelerindeki kafelerde öğle yemeklerinde kafası dalgın bir çalışan gibi oturuyor çevresini inceliyordu.

Elinde olduğunu daha önce bilmediği bu beceriyi geliştirmek istiyordu, daha fazlasını görmek, kan kokusunu duymak. Halil ona öğretilen nefretten besleniyor, bedeni gergin bir tel gibi titreşiyor, sakinleşmek için bir kurban arıyordu. Hilal’i pasif olmak, sünepe olmak, orospulukla suçluyordu. Kendini satmak dışında yok muydu yapacağı başka bir iş.

Bir izin verseydi ona, bak nasıl yaşacaktı Halil ikisini de! Hilal, Halil’in öfkesini parlak giysilerin, maske gibi makyajın, abartılı hareketlerin ve şehvet örtüsünün altına saklıyordu. Ta ki sabah Halil o örtünün altından çıkana dek.

Bir gün Halil yine şık giysilerini giyip evden çıktı. Gökyüzünden gülle gibi yere inen güneşin alnında tek bir ter damlası dökmeden yürüdü. Artık simasının tanınmaya başlandığı bistroya girdi ve bir masaya oturdu. Elindeki iş çantasını yanındaki sandalyeye koyarken gördü onları. İki masa ötede, kuytuda bir adamla genç bir kız. Öyle genç ki ya reşit ya değil… Alçak sesle ama hararetle konuşuyorlardı. Kızın gözlerinden fışkıran alev parçaları Halil’in yüzünü yaktı sanki. ‘Sana ne lan, sana mı soracağım kart zampara’ diyordu kızın dudakları. Adam kızın çıplak kolunu sıkınca kız masanın altından adamın apış arasını avuçladı. Adam acıyla kıvrandı öne eğildi, gözünden yaş geldi. Siktir git, dedi kız yerinden kalkarken. Kızın kısa eteğinin altından sağ baldırının arkasındaki yılan dövmesi de hareketlendi.

Halil uzunca baktı kızın ardından. Adamın garsona seslendiğini görünce bakışlarını ona çevirdi. Adamın kızaran yüzünde nefreti okudu. Aynı Hilal’in eski sevgilisinin yüzündeki duygu. Çirkin bir adama yakışan çirkin duygu. Hafifçe içi çekildi. Bir şey boğazını sıktı sanki. Nefes alamadı sonra çok hızlı alıp vermeye başladı. Adam apar topar oradan çıkınca Halil de peşinden seğirtti.

Semtin yokuşlu sokaklarında bir süre yürüdüler. Kız görünürde yoktu ama adam gittiği yolu iyi bilen birinin edasıyla ritmik yürüyordu. Ensesinde oluşan ikinci et katmanı, kel kafasından aşağı inen ter damlaları, tıknaz vücudunu taşımadaki sıkıntısını izledi Halil. O ise bir kedi gibi bazen seri bazen yavaş avını izliyordu. Adam bir apartmanın kapısında bir süre oyalandı. Telefonunu çıkarıp tuşa bastı kulağına götürdü. Yanıt alamayınca bu sefer zile asıldı. Bir daha bir kez daha. Açma kız, dedi Halil içinden. Evde olma, evdeysen de açma… Ne kız ne de kapı dinledi Halil’i. Bir otomat adamı içeri buyur etti, adam kapıdan içeriye doğru kaydı.

O dakikaları Halil hiç saymadı. Saatlere dönüşmüştü belki de sonsuzluğa. Kavgadan sonra barışıyorlar mıydı yoksa işler bitiyor muydu? Pencerelerde göz gezdirdi. Evin karşısındaki mağazaların vitrinlerine baktı uzun uzun. Yansımasında tehlikeli birini gördü. Elleri yumruk, çene demir kilit, gözleri kapkara. Hilal’e asla söyleme, dedi kendi kendine. O uyusun, bilmesin bunları. Neden sonra kapıdan adamın çıktığını gördü. Yüzündeki telaş, korku, delilik her şeyi ele veriyordu. Ellerine baktı. Ceketinin sağ koluna bulaşmış koyu lekenin ne olduğunu anladı hemen. Elinin arkasındaki kızıllığı da. Apartmana girmekle adamı takip etmek arasında bocaladı. Av avdır, avını bırakma dedi içinden bir ses. 

Adam bu sefer nereye gittiğini bilmiyormuş gibi tereddütle çevresine bakındı. Bir taksi…Taksi istiyordu. Önünde aniden duran bir sarı taksiye atladı. Halil de hemen onun arkasındakine. İlerle gardaş dedi geldiği köyün aksanıyla, ben yolu tarif ederim…Şoför soru sormadan bastı gaza. Dar sokaklarda, eski binaların arasında, parkların ve ağaçların yanından süzüldüler.

Trafik vardı, sıcak vardı, kent bir cinayete daha hazırdı. Kısa bir süre sonra öndeki taksi büyük beton ve cam bir plazanın önünde durdu, adam telaşla indi, indikten sonra taksinin içine doğru bir banknot attı. Plazanın camlı kapılarından koşar adım geçti. Halil yine bekledi. Avının hatasını, şaşkınlığını yakalamak isteyen bir yırtıcı gibi sabırla, dikkatle bekledi. Plazanın önündeki banklardan birinde önünden akan kenti ve onu çirkinliğini izledi.

Hava kararmaya başladığında içindeki kıpırdanmadan huzursuzlandı. Hilal uyanmak üzereydi. Hilal, biraz daha uyu Hilal. İşim var Hilal. Çok yaklaştım Hilal. Tam o sırada adam çıktı kapıdan, yanında gençten biri vardı, büyük bir sırrı konuşuyorlarmış gibi kafa kafaya vermişlerdi. Adam pahalı kol saatini ortaya çıkaran elini belirsiz bir yere doğru salladı, genç herif de kafasını. Anlaşma sağlanmıştı. İzler ortadan kaldırılacak, ölen ölecek, kalan sağlar onların olacaktı.

Adam kaldırımın kıyısında bekleyen siyah bir otomobile doğru yürürken Halil ayağa fırladı. Adama doğru hızla yürüdü, kuvvetli bir manevrayla adama çarptı. Adam bir küfür savurdu dudaklarından. Çok özür dilerim, dedi Halil en kibar haliyle. “Affedersiniz gerçekten görmedim, bu sıcaklar…” Adam nefretini azaltmadan baktı ona. “Dikkat etsene kardeşim. Orman mı burası?” Evet, orman, demedi Halil. Hem de seni gömmek için hazırlanmış bir orman. Boğazını parçalamak, iç organları yemek, kanını emmek için tutuşan bir orman. Adam küfürlerini yuta yuta arabasına giderken Halil, elindeki cüzdana gülümseyerek bakıyordu.

Muzır Tefrika hakkında:

“Muzır Tefrika: Çeşitliliğin Dijital Öyküleri” projemiz, CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği desteğiyle muzir.org’da hayata geçiyor. Sekiz yazar ve çizerden; toplumsal cinsiyet eşitliği, kültürel çoğulculuk ve ifade özgürlüğü temalarında dijital öyküler, illüstrasyonlar ve sesli içerikler paylaşacağız. Muzır Tefrika, Avrupa Birliği’nin desteğiyle hazırlanmıştır. Bu yayının içeriği tamamen yazarların ve çizerlerin sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmayabilir.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin