“Kendini feda ederek yavrularını kurtaran kedilerin, köpeklerin yaptığını bile yapamayacak kadar çaresizsek eğer, bazı utançların kaybolacağı bir zaman yok demektir.” Süreyya Karacabey
Uçan Süpüge’nin sıkı takipçisiyim. Yıllardır festivale gider, harika filmler izler, bir kere daha güçlenerek çıkarım o sinema salonlarından. Yine öyle bir akşam derin bir nefes alarak çıktım. Kadın olmak ne zor ve ne muazzam bir güç bu memlekette. Aklımda kadın ve hayvan haklarını birleştirebileceğim bir oyun yazmak ve oynamak var. Meclis Parkı’na oturdum, bir sigara yaktım, ağaçlara, bir zamanlar ağaçların altında yatan köpeklerin artık olmadığı boşluklara baktım uzun süre.
Belediye geldiğinde 16-17 yaşındaki hayvanları nasıl bizi darp ederek, önümüze polis dikerek gaspla aldıklarını hatırladım. Ağlamamak için dişlerimi sıkıyorum. Dedim ki bugünler de geçecek. Kekik, Karamel, Dombili, Kızçe… Hepsine sözümüz var. Sokaklarında özgürce ölecekler. Bunu bana önceden anlatmaya çalışsalar anlamazdım belki, ama köpeklerin kendi mahallesinde ölme ihtimalini bile elinden aldı belediyeler…
Yazacağım oyunu düşünüyorum bir yandan. Franca Rame’nin kitabı var yanımda. Ulrike Meinhof’un olduğu sayfayı açtım. Bembeyaz bir hapishanede aklını diri tutabilmek için nasıl çabaladığı cümleler geçiyor oyunda. Beynim seçici geçirgen bir zar. Hayvandan kadına, kadından hayvana bütün hapsedilmeler dolanıyor beynimde. Tecrit edilmek, hapsedilmek… Zorla istemediğin bir yerde haksız yere alıkonulmak… Evlere hapsedilen kadınlar, evliliklere hapsedilen çocuklar gibi…
Defterime birkaç cümle ekledikten sonra kafamı biraz dağıtmak için sosyal medyada gezinmeye başladım. Ve Mamak Belediye Başkanı’nın Uçan Süpürge Festivali postunu gördüm. Beynim karıncalanmaya başladı…
Sokaklarından bir ot koparır gibi kopartılan köpekler tek tek kalbimin içinde şimdi. Mamak Barınağı’na girdiğimizde hayvanların açlıktan birbirlerine kırdırılması, hastalıktan mecali kalmamış hayvanların demir padoklar ardından umutsuz bakışları, küçücük yavru köpeklerin acıyla inlemesi, kaçmaya çalışırken asılı kalıp ölen o siyah köpek… Ve bütün bu gerçekler ortadayken Mamak Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin’in “ölü köpekleri gönüllüler barınağa getirdi” yalan beyanı… Orada hayvanları savunmaya gelen kadınları suçlaması… Hem de yalan bir beyanla…

Sonra bir paylaşımınızı daha gördüm… Bu sefer Çankaya Belediyesi Başkanı Hüseyin Can Güner ile… Kendisinin, partisinin “Katliam Yasası’nı uygulamayacağız” sözüne rağmen Çankaya’da tek bir köpek bırakmadığını, yetkisindeki hayvan barınaklarının ölüm kampı olduğunu da bilmiyorsunuz? Haydi hiçbirini bilmiyorsunuz, Tobby cinayetini de mi okumadınız?
Uçan Süpürge’nin sevgili ekibi sizin bunlardan haberdar olmama ihtimaliniz var mı? Bir faille sahneyi paylaştığınızın farkında olmama ihtimaliniz var mı? Bu mektubu bunun için yazdım. Hak mücadelesi bir bütündür ve üzgünüm Ankara’daki bütün belediye başkanları hayvan hakları ihlallerinin failleridir.
Belediye salonlarına ihtiyacımız var elbet, o salonlar belediye başkanlarının değil, halkındır. Lütfen failleri sahneye çıkarıp kendilerini aklama aracı olarak bu dayanışma, hak mücadelesi etkinliklerini, festivallerini kullanmalarına izin vermeyin. Bir kurtuluştan söz edeceksek hayvanların içinde olmadığı bir mücadele şekli kabul edilemez…
Kız kardeşiniz Güliz






Bir yanıt yazın