Avrupa Birliği’nin çocukları ve gençleri dijital dünyanın risklerinden korumayı hedefleyen yeni yasa tasarısı EU KIDS Act, teknoloji devlerini daha fazla sorumluluk almaya çağırıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), platformların hesap verebilirliğini artırma adımını olumlu bulsa da düzenlemede hayati bir kör nokta bulunduğuna dikkat çekiyor: Çocukların güvenilir bilgiye erişim hakkı. Dijital mecraların artık gençlerin temel haber kaynağı haline geldiği bir dönemde, bu boyutun göz ardı edilmesi ciddi bir eksiklik olarak öne çıkıyor.
Avrupa Komisyonu, sunduğu tasarıyla çocukların internet güvenliğini kökten güçlendirmeyi planlıyor. Düzenleme, sosyal medyaya kademeli bir erişim modeli getiriyor: 13 yaş altına tam hesap yasağı, 13–15 yaş aralığına ebeveyn denetimli kısıtlı profil ve 15 yaşından itibaren bağımsız kullanım. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in 17 Eylül 2026’daki açıklamasında belirttiği gibi, sistem ispat yükünü de tersine çeviriyor. Yani platformlar hizmetlerinin reşit olmayanlara uygun ve “tasarım gereği güvenli” olduğunu bizzat kanıtlamak zorunda kalacak. Böylece başta zihinsel sağlık ve öğrenme süreçlerine yönelik riskler olmak üzere geniş bir tehdit yelpazesinin önüne geçilecek.
Güvenilir bilginin önemi neden ısrarla vurgulanıyor?
Aslında dezenformasyon riski AB’nin uzun süredir gündeminde. Mart 2026’da yayımlanan bağımsız uzman raporu, çocukların dezenformasyona karşı en savunmasız gruplar arasında olduğunu ortaya koymuştu. Avrupa Parlamentosu da 26 Kasım 2025’te aldığı kararda, gençlerin bu tehditle başa çıkabilmesi için medya okuryazarlığının artırılması çağrısında bulunmuştu.
Komisyonun yasa tasarısını duyurduğu 17 Eylül 2026’da Avrupa Parlamentosu, sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisine dair yeni bir karara daha imza attı. Parlamenterler; algoritma ve tavsiye sistemlerinin profesyonel medya kuruluşlarının sunduğu güvenilir, yaşa uygun içerikleri öne çıkarmasını, güvenilir haber kaynaklarının algoritmik teşviklerle görünür kılınmasını talep etti.
“Asıl mesele çocukların platformlara girip girmemesi değil; bu platformların algoritmalarının nasıl çalıştığıdır”
RSF Teknoloji ve Gazetecilik Masası Başkanı Vincent Berthier, konunun yasakların çok ötesinde olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Doğru yöntem tam olarak güvenilir bilgi kaynaklarını öne çıkarmaktan geçiyor. Çocuklar için güvenli bir dijital alan inşa etmek, onları nitelikli gazetecilik ürünlerine ulaştırmak ve bu kaynakları ayırt edebilme becerisini kazandırmakla mümkündür. Avrupa Birliği, ister EU KIDS Act ister Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi aracılığıyla olsun, güvenilir haber kaynaklarına öncelik tanıma yükümlülüğünü yasalara dahil etmelidir. Bilgi ortamının kalitesi, çocukların temel haklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Asıl mesele çocukların platformlara girip girmemesi değil; bu platformların algoritmalarının nasıl çalıştığıdır. Bu sistemler kamu yararı ya da doğru bilgi hakkı için değil, ticari çıkarlar için tasarlanıyor. Bu yüzden RSF olarak toptancı yasaklar yerine, güvenilir bilgiye erişim hakkını koruyan bir yasal çerçeveyi savunuyoruz.”
Sosyal medya gençlerin ana haber kaynağı
Avrupa’daki gençler gündemi ve dünyayı artık kişiselleştirilmiş sosyal medya akışlarından takip ediyor. Haber, eğlence ve yalan bilginin iç içe geçtiği bu akışlarda sınırları çizmek her zaman kolay olmuyor. Avrupa Parlamentosu’nun Şubat 2025 tarihli Gençlik Eurobarometresi verilerine göre, 16–18 yaş grubunun yüzde 45’i siyasi ve toplumsal gelişmeleri ağırlıklı olarak Instagram gibi sosyal medya platformlarından izliyor.
Bu durum ciddi bir güvenlik açığı da yaratıyor. 16–30 yaş aralığındakilerin yüzde 76’sı, anketi yanıtlamadan önceki bir hafta içinde sahte haber veya dezenformasyona maruz kaldığını belirtiyor. Parlamenterler de kullanıcıların çevrimiçi karşılaştıkları bilgilerin doğruluğunu tartmakta büyük güçlük çektiğine işaret ediyor.
Yasaklar başarısız oldu: Alternatif modellere ihtiyaç var
Öte yandan, toptan erişim yasaklarının sahada karşılık bulmadığı somut örneklerle görülüyor. Avustralya’da Aralık 2025’te yürürlüğe giren 16 yaş altı sosyal medya yasağı hedefine ulaşamadı; resmi e-Güvenlik denetim verileri, Mart 2026 itibarıyla hedef kitledeki çocukların yüzde 81’inden fazlasının platformları kullanmayı sürdürdüğünü ortaya koydu.
Fransa’da ise iktidar destekli benzer bir yasa girişimi doğrudan anayasa engeline takıldı. İktidar milletvekili Laure Miller’ın hazırladığı ve 21 Temmuz 2026’da kabul edilen yasa tasarısı, 14 Ağustos 2026’da Anayasa Konseyi tarafından iptal edildi. Konsey, 15 yaş altına sosyal medya yasağı getiren ilk maddenin “ifade ve iletişim özgürlüğünü orantısız biçimde kısıtladığına” hükmederek yasayı fiilen hükümsüz bıraktı.
Türkiye’deki tartışmalar: Algoritmik sorumluluk yerine kimlikle kayıt şartı
Avrupa’da regülasyonun ekseni algoritma şeffaflığı, platform sorumluluğu ve gençlerin güvenilir bilgiye erişim hakkı üzerinden tartışılırken; Türkiye’de süreç, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında hazırlanan ve yetkili makamlarca 1 Kasım itibarıyla yürürlüğe gireceği duyurulan yeni usul ve esaslarla doğrudan uygulamaya geçecek. Yeni düzenleme; 13 yaş altına doğrudan hesap açma yasağı getirirken, 13–15 yaş aralığını ise ebeveyn onayına bağlayacak. Yaş tespitinin e-Devlet entegrasyonu ve merkezi kimlik doğrulama altyapıları üzerinden denetlenmesi şartı aranacak; sivil toplum ve bilişim hukuku uzmanları ise bu mekanizmanın fiili bir engelleme ve dijital gözetim riski doğuracağını vurguluyor.
1 Kasım’da başlayacak dönemin en çok tartışılan boyutunu ise sosyal ağlara erişim hakkı tanınan 15–18 yaş aralığındaki gençlerin kullanımına getirilen köklü sınırlamalar oluşturacak. Türk Medeni Kanunu ve Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca reşit olmayan bireylerin korunması gerekçesiyle hayata geçirilen düzenleme; sosyal ağ sağlayıcılarına bu yaş grubunun gelişimini gözetme, ticari sömürü ve cinsel istismar risklerini önleme yükümlülüğü yükleyecek. Bu çerçevede 15 yaşını doldurmuş kullanıcıların profilleri zorunlu olarak dış dünyaya kapatılacak ve genele açık hale getirilmesine izin verilmeyecek. Takipçi ve takip edilen listeleri gizlenecek, gençlerin hesaplarına yalnızca karşılıklı takipleştikleri kişilerin doğrudan mesaj göndermesine imkân tanınacak.
Yeni mevzuat, platformların bağımlılık doğuran tasarım ve arayüz özelliklerine de doğrudan müdahale edecek. 1 Kasım’dan itibaren genç kullanıcı hesaplarında otomatik kaydırma, dokunma veya sonsuz döngüyle kesintisiz içerik sunan akış tasarımlarının kullanılması yasaklanacak. Bununla birlikte bu profillerden canlı yayın açılması engellenecek, ekran görüntüsü alma özelliği de teknik olarak devre dışı bırakılacak.
Uygulamanın denetim ayağında ise kapsamlı ebeveyn kontrol mekanizmaları zorunlu kılınacak. Sosyal ağ sağlayıcıları; vasilerin ekran sürelerini takip edip sınırlayabileceği, konum takibi yapabileceği, hesap ayarlarını yönetebileceği ve harcamalar ile ücretli abonelikleri kendi iznine bağlayabileceği paneller kurmakla yükümlü olacak. Çocukların bu kontrol sistemlerini devre dışı bırakmasını engelleyecek teknik güvenlik kilitleri de şirketlerin sağlamak zorunda olduğu şartlar arasında yer alacak.
“Dijital okuryazarlık eğitimleri yaygınlaştırılmalı“
Hükümet yetkilileri bu hamleyi siber zorbalıkla mücadele ve çocukları zararlı içeriklerden koruma gerekçesiyle savunsa da sivil toplum kuruluşları, bilişim dernekleri ve mühendislik odaları düzenlemenin yöntemine sert eleştiriler yöneltiyor.
Meslek örgütleri ve hak savunucuları, koruma saikiyle yola çıkılsa dahi toptancı yasakların riskleri çözmek yerine derinleştireceğini vurguluyor. Uzmanlara göre sosyal medyayı gençlere tamamen kapatmak, onların uzun vadede küresel gelişmelerden ve dijital yetkinliklerden koparak dezavantajlı konuma düşmelerine yol açabilir. Bununla birlikte, merkezi bir kimlik doğrulama altyapısının doğrudan platformlara açılması büyük bir veri güvenliği ve mahremiyet riski barındırıyor; anonim kullanım imkanının ortadan kalkması ise ifade özgürlüğü ve haber alma hakkı üzerinde kalıcı bir dijital gözetim baskısı kurma tehlikesi taşıyor. Sivil toplum temsilcileri, cezalandırıcı ve yasakçı müdahaleler yerine ailelerin rehberliğini öne çıkaran dijital okuryazarlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması çağrısında bulunurken; yasanın hayata geçmesi durumunda platformların nasıl bir teknik altyapı kuracağı ve denetim mekanizmalarının pratikte nasıl işletileceği belirsizliğini koruyor.





Bir yanıt yazın