“Bir yasa, zaten dezavantajlı bir grubu daha da kırılgan hale getiriyorsa, bu sosyal devletin güçlenmesi değil sorumluluktan geri çekilmesidir.” 

Meclis’e Mart ayında sunulan kanun teklifi, binden az kadrosu olan kamu kurumlarında engelli çalıştırma zorunluluğunun kaldırılmasını öngörüyor. Engellilerin bağımsız yaşam hakkını zayıflatan ve eşit yurttaşlık ilkesini geriye götüren kritik bir kırılma noktası oluşturan bu teklife karşı, Elif Gamze Bozo’nun hazırladığı “Engelli İstihdamında Geri Adım Kabul Edilemez” isimli dosya haberimiz, engelli haklarını sağlamcılık karşıtı bir perspektifle ele alarak röportajlar, dünyadan örnekler ve politika önerileri aracılığıyla hak temelli çözümleri görünür kılmayı amaçlıyor.

Binden az kadrosu olan kamu kurumlarında engelli çalıştırma zorunluluğunun kaldırılması, yalnızca bir istihdam düzenlemesi değil; engellileri yeniden aileye ve yoksulluğa mahkûm eden açık bir hak ihlali. Bu düzenleme, bağımsız yaşam hakkına doğrudan müdahale.

Yeni yasa değişikliği ile birlikte kamu kurumlarında engelli çalıştırma yükümlülüğünün daraltılması, Türkiye’de engelli hakları mücadelesi açısından bir kırılma noktası. Yıllardır eksik ve yetersiz de olsa uygulanan kota sistemi, en azından engelli bireylerin çalışma hayatında var olabilmesi için bir kapı aralıyordu.

Şimdi o kapı kapatılıyor.

Ve bu kapanan kapı, yalnızca iş bulma ihtimalini değil; eşit yurttaşlık hakkını da hedef alıyor.

Bu sadece bir istihdam meselesi değil

Bu düzenlemeyi sadece “işe girme” meselesi olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü engelli bireyler için çalışmak, maaş almaktan çok daha fazlasıdır.

Çalışmak; kendi hayatını kurabilmek, kararlarını özgürce verebilmek, toplum içinde görünür olabilmek demektir. Çalışmak, bağımsız yaşam demektir. Ve bağımsız yaşam, bir lütuf değil; temel bir insan hakkıdır. Bu nedenle yapılan düzenleme, doğrudan doğruya bağımsız yaşam hakkına yönelik bir müdahaledir.

Engellileri aileye mahkûm eden politika

Zaten sınırlı olan istihdam alanları daraltıldığında ortaya çıkan tablo çok net; engelliler yeniden aileye bağımlı hale getirilir. Bu, sosyal devletin güçlenmesi değil; geri çekilmesi, hak temelli yaklaşım değil; bakım temelli bir anlayıştır.

Engelliyi birey olarak değil, “bakılması gereken kişi” olarak gören bu duruş, yıllardır mücadele ettiğimiz ayrımcılığın ta kendisidir. Oysa, bağımlılık kader değil. Bağımlılık, yanlış politikaların sonucudur.

Uluslararası yükümlülüklere açık aykırılık

Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (CRPD), engellilerin çalışma hayatına eşit katılımını ve bağımsız yaşam hakkını açıkça güvence altına alır.

Devletin yükümlülüğü şudur: Engellilerin istihdama erişimini artırmak.

Peki, ya bugün yapılan?

Mevcut sınırlı yükümlülükleri dahi ortadan kaldırmak. Bu yalnızca bir politika tercihi değil, bu uluslararası yükümlülüklere aykırı bir geri adımdır.

“Esneklik” adı altında dışlama 

Bu tür düzenlemeler genellikle “esneklik”, “verimlilik” ya da “yük azaltma” gibi kavramlarla sunulur. Ancak gerçekte olan şu, engelliler sistematik olarak çalışma hayatının dışına itiliyor.

Zorunluluk ortadan kalktığında, istihdam bir “iyi niyet” meselesine dönüşüyor ve ne yazık ki hiçbir “iyi niyet”, hakların yerini tutmaz.

Haklar güvence ister. Haklar zorunluluk ister. Haklar denetim ister. Aksi halde ortada hak değil, keyfilik kalır.

Görünmezliğin yasalaşması

Bu düzenlemenin en tehlikeli sonucu, engellilerin daha da görünmez hale gelmesidir.

Çalışma hayatında olmayan bir birey; toplumda daha az görünür, karar mekanizmalarında daha az temsil edilir ve giderek “yokmuş” gibi kabul edilir. Bu, sadece ekonomik bir dışlanma değil; sosyal ve siyasal bir silinmedir.

Bu yasa kimi koruyor?

Sormak gerekiyor, bu düzenleme kimi koruyor? Engellileri mi? Yoksa kurumların sorumluluktan kaçmasını mı kolaylaştırıyor?

Eğer bir yasa, zaten dezavantajlı olan bir grubu daha da kırılgan hale getiriyorsa, orada sosyal devlet değil; sorumluluktan kaçan bir devlet vardır.

Biz yardım değil hak istiyoruz

Engelli bireyler olarak bizler, yıllardır aynı şeyi söylüyoruz: Biz yardım istemiyoruz. Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz haklarımızı istiyoruz. Çalışmak bizim hakkımız. Üretmek bizim hakkımız. Toplumun eşit bireyleri olarak var olmak bizim hakkımızdır.

Ve bu haklar, bir kalem darbesiyle ortadan kaldırılamaz.

Son söz

Bugün engellilerin çalışma hayatından dışlanması, yarın başka hakların da aynı kolaylıkla geri alınabileceğinin göstergesidir. Haklar bir kez geri çekildiğinde, bu yalnızca bir grubun değil; toplumun tamamının kaybıdır. Bu nedenle bu mesele yalnızca engellilerin meselesi değildir.

Bu, eşitlik meselesidir, insan hakları meselesidir, nasıl bir toplumda yaşayacağımızın meselesidir.

Biz buradayız, görünmez değiliz, susmayacağız, haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin