O sırada evdeki ben, gece vardiyasındaki babamın başına gelenlerden habersiz mışıl mışıl uyuyordum. Genç bir kız olduğum antik bir çağdaydım.
İş güvenliği raporunda “Çalışanın arını terk ederek, alt galeriye irtibatlanan kuyuya yöneldiğinin tespit edildiği” yazdı. Ne kadar üsteleseler de babam neden oraya gittiğini kimseye anlatmadı. Çok acı çekmiş bir şeyle karşılaştığını hissetmişti. O şey ondan şefkat beklemişti. Ya kendisine ne oluyordu, neydi onu böylesine altüst eden? Hayaletin ağzından çıkıveren o sözü düşünmemeye çalıştı. “Allah saklasın” diyordu kendi kendine.
Babamın ayağının kırılmasına elbette üzülmüştüm. Ama birkaç hafta evde olacağı için de mutluydum. Ben işsiz o sakat, bir süre evde birlikte zaman geçirmiştik. Yamacına oturur, ona meyve soyardım. Sohbet ederdik. Hiç unutmadım, beni sarıp göğsüne çekmişti, saçlarımı öperken “Sen bana geleceksin, tamam mı kızım?” demişti, “Başın dara düşerse, arkanda baban var. Ne olursa olsun. Babana gelirsin. Asla kimsesizim sanma. Baban var senin.” Böyle sayıklar gibi, gözleri dola dola tekrar etmişti. Anneme göre, kuyuya düşünce öleceğini, bizleri yetim bırakacağını sanmış, yerli yersiz duygusallaşması ondanmış, “Hassas tabiatlı denince de ağırına gidiyor.” Oysa ben, nedenini bilmesem de babamın sözlerinde sadece sevgi hissediyordum. Göğsüne sokulup o tanıdık kokuyu çekmiştim içime: “Baban var senin.”
Sonra her şey hızla dağıldı. Eylül’de merkezdeki büyük kuaförde çalışmaya başladım. Manikürcü, ağdacı kızlar saçlarını fönler, tırnaklarını boyarken, haftalıklarıyla naylon çoraplar allıklar rujlar alırken ben solgun suratım, renksiz giysilerim, ensemde topladığım saçlarımla göze batar olmuştum. Bir gün “Audrey Hepburn gibi” diyerek saçımı kısacık kestirdim. Pixie kesim diyorlardı, o sıralar yeniden moda olduysa da annem beni görünce yıkılmıştı. “Yıllardır ne emeklerle uzattığı” saçlarımı kestirmemi ihanet gibi görüyordu. Babam eve gelince “Bak şu hainin yaptığına,” dedi beni göstererek. Babamın bakışlarından saçlarımı hiç beğenmediğini anlamıştım ama “E yakışmış,” demiş, yine gelip kafamın tepesini öpmüştü, “Benim güzel kızım.”
Asıl felaket, babamın usturasıyla tıraş olurken anneme yakalanmam oldu. Teyzemlerdeydi, döndüğünü fark etmemiştim. Banyoya daldığı gibi çığlığı basmıştı. Ayva tüylerini aldığımı, kuafördeki kızların da hep böyle yaptığını söylesem de kâr etmedi. Olduğu yere çöktü. Başını ellerinin arasına aldı, hafif hafif sallanarak bir süre düşündü. Sonra gözyaşlarını silerek kalktı. “Baban şimdi gelir, salatayı yap,” dedi. Sandığım gibi olmadı, bu yeni hainliğimi kimseye söylemedi ama daha fena bir şey yaptı. Beni hemen evlendirmeye karar vererek talip ailelerden en varlıklısına tamam dedi. Evlenip şehre taşındım. Sonsuz kederim de böyle başladı.
Muzır Tefrika hakkında:
“Muzır Tefrika: Çeşitliliğin Dijital Öyküleri” projemiz, CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği desteğiyle muzir.org’da hayata geçiyor. Sekiz yazar ve çizerden; toplumsal cinsiyet eşitliği, kültürel çoğulculuk ve ifade özgürlüğü temalarında dijital öyküler, illüstrasyonlar ve sesli içerikler paylaşacağız. Muzır Tefrika, Avrupa Birliği’nin desteğiyle hazırlanmıştır. Bu yayının içeriği tamamen yazarların ve çizerlerin sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmayabilir.







Bir Cevap Yazın