Bu haberde güvenlik gerekçesiyle bazı isimler değiştirilmiştir.
Suriyeli Nasser 16 aydır ve Ammar ise 6 aydır Türkiye’nin Urfa kentindeki Harran Kampı’nda bir yılı aşkın süredir tutuluyor. Sığınmacı oldukları halde alıkoyuldukları ortamın koşulları, hem kendileri hem de aileleri tarafından “insanlık dışı” olarak nitelendiriliyor. Aileleri, iki gencin Suriye’ye zorla geri gönderilme ihtimaline dair sürekli bir korku yaşadığını ve böyle bir durumda hayatlarının gerçek bir tehlike altında olacağını belirtiyor.
Nasser Avrupa’ya İzmir üzerinden ulaşmaya çalışırken Türk Sahil Güvenlik ekipleri tarafından gözaltına alındı. Ammar ise Suriye’den Yunanistan’a deniz üzerinden ulaşmaya çalışıyordu. Yunanistan sahiline 50 metre uzaklıkta kayıkları saldırıya uğradı ve sonrasında Türk ekipler tarafından alındı.
Akrabalarına göre Nasser ve Ammar, Alevi mezhebine mensup olmaları nedeniyle açık mezhepsel ayrımcılığa maruz kalıyor; temel hizmetlerden yoksun bırakılıyor ve dış dünyayla iletişimleri ciddi şekilde kısıtlanıyor.
Saldırılar ve mezhepsel ayrımcılık
Ammar’ın kardeşi Hüsam ile yaptığımız telefon görüşmesinde, Nasser ve Ammar’ın kampta tutulan diğer Suriyeliler tarafından sözlü ve fiziksel saldırılara maruz kaldıklarını aktardı. Bu saldırıların mezhepsel hakaretler ve küfürler, taşlı saldırılar ve ölüm tehditlerini kapsadığını vurguladı. Hüsam, tüm bu olayların kamp görevlilerinin gözü önünde gerçekleştiğini, ancak koruma taleplerine rağmen hiçbir önleyici ya da disiplin edici adım atılmadığını söyledi. Aksine, bazı kamp görevlilerinin de zaman zaman kendilerine mezhepsel hakaretlerde bulunduğunu ifade etti.

Hüsam ayrıca Ammar’ın daha önce kampta fiziksel saldırıya uğradığını, bu saldırı sonucu dişlerinin kırıldığını ve buna rağmen hiçbir tıbbi tedavi görmediğini söyledi. Ammar’ın uzun bir süre boyunca kampta yalınayak yürümeye zorlandığını, bunun ayak tabanında ciddi yaralara yol açtığını, ancak bu durum için de herhangi bir tedavi sağlanmadığını söyledi.

Fotoğraf: Hijyen olmayan koşullara sadece bir örnek…
Nasser’ın ise kronik mide ağrılarından şikâyetçi olduğu, buna karşın hiçbir muayene ya da sağlık hizmeti almadığı belirtildi. Sağlık ocağında kayda geçmesi için bir defa götürüldüklerini, orada nöbetçi hekim olmamasına rağmen muayene görmüş gibi gösterildiklerini aktardı.
Ammar ilk dönemde, yaklaşık 150 Suriyeli uyruklu kişinin kaldığı bir koğuşta tutuldu. Bu diğer kişiler mezhepsel kimliğini öğrenmeleri ardından sistematik saldırılara, baskılara ve mezhebine yönelik hakaretlere maruz kaldı. Temiz hava almak için dışarı çıkmasını engellediler. Bir olayda ise sigara izmaritlerini yerden diliyle toplamasına zorladılar.
Daha sonra kamp yönetimi Nasser ve Ammar’ı izole bir bölüme aldı ve diğer sığınmacılarla temaslarını tamamen kesti. Yakınları, izole edildikleri koğuşun bir cezaevini aratmadığını belirtiyor. Nasser ve Ammar, diğer sığınmacıların yararlandığı pek çok haktan mahrum bırakıldı, en basitinden markete gitmeleri ya da telefonu normal şekilde kullanmaları dahi yasaklandı. Geçtiğimiz hafta boyunca kaldıkları bölümde elektrik bir hafta süreyle kesildi, defalarca talep etmelerine rağmen ısınma ve aydınlatmadan yoksun bırakıldılar.
Şantaj iddiası ve baskı altında telefon görüşmeleri
Hüsam, kardeşini kamptan çıkarabilmesi için şantaja uğradığını vurguladı. Kampın içinde bazı çalışanlar ve tutulanlar ona ulaştığını ve para karşılığında kardeşini kamptan çıkarabileceklerini söylediler.
Hüsam ayrıca, Nasser ve Ammar’a haftada yalnızca bir kez telefon kullanma izni verildiğini, bu sürenin ise görevli memurun keyfine bağlı olarak 15 ila 40 dakika arasında değiştiğini söyledi. Son görüşmesinde, görevlilerin bağırarak ve sürekli müdahale ederek konuşmayı hızla bitirmeleri için baskı yaptığını söyledi. Hüsam, bu kısıtlamaların Nasser ve Ammar’ın Alevi olduklarının öğrenilmesinden önce uygulanmadığını, Alevi olmayan diğer sığınmacıların telefonlara çok daha serbest erişimi olduğunu vurguladı.
Sığınmacılar ayrıca kamptaki genel temizlik koşullarının neredeyse hiç olmadığını, verilen yemeğin ise hem yetersiz hem de sağlıksız olduğunu ifade etti.
“Teşekkür videosu” baskısı
Daha önce Nasser ve Ammar’ın tutulma koşullarını ve maruz kaldıkları saldırıları anlatan bir haber yayınlamıştık. Bu haberin ardından kamp yönetimi iki kişiyi çağırdı, kamp koşullarının iyi olduğunu ve yönetime teşekkür ettiklerini söyleyen bir video çekmeleri için baskı yaptı. Yönetimin, videoyu çekmeleri halinde kalma koşullarını “bir miktar iyileştireceklerini” söylediğini aktarı.
Gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle bu videoyu çekmeyi reddeden Nasser ve Ammar, daha önce de benzer taleplerle karşılaştıklarını belirtti. Ancak her iki genç de üzerlerindeki baskının artmasından ve bir şekilde zorla video çekmeye mecbur bırakılmaktan endişe ediyor.
Hüsam ayrıca, zaman geçtikçe, bu şekilde tutulmasının kendilerini Suriye’ye “gönüllü geri dönüşe” zorlamak için bir baskı aracına dönüştüğü hissinin giderek güçlendiği ifade etti.
Barınma mı, alıkoyulmak mı?
Adından da anlaşılacağı üzere Harran Geçici Barınma Merkezi, Türkiye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi tarafından işletilen bir geçici barınma merkezi olarak tanımlanıyor. Teorik olarak bu merkezlerin amacı, ülkelerinde geri gönderilmeleri mümkün olmayan ve Türkiye’de “düzensiz şekilde” bulunan yabancıların yani sığınmacıların geçici olarak barındırılması. Ancak Nasser ve Ammar’ın yakınlarına göre, kamptaki koşullar fiilen bir cezaevini andırıyor.
Hüsam, kardeşi Ammar’ın ciddi bir fiziksel ve psikolojik çöküş yaşadığını, Ekim ayında yaptığı ziyarette onu tanımakta zorlandığını söyledi: Uzamış sakalı, gözlerinin altındaki koyu halkalar, solgun yüzü, ciddi kilo kaybı ve tamamen çökmüş bir ruh hali vardı. Hüsam, Ammar’ın uzun süre boyunca diğer sığınmacıların tehditlerini gerçekleştirmesinden korkarak geceleri uyumadığını, bu nedenle ağır bir yıpranma yaşadığını aktardı.
Avukat Duygu İnegöllü da bu tabloyu doğruladı. Diğer sığınmacılarla yaptığı görüşmelerde Ammar’ın durumunun kendisine aktarıldığını, Ammar’la görüşmek istediğinde ise kamp yönetiminin başlangıçta onun kampta bulunduğunu inkâr ettiğini söyledi. Ancak avukat, Ammar’a ait kamp kartının fotoğrafını gösterdikten sonra yönetimin varlığını kabul etmek zorunda kaldığını ve bu şekilde kendisiyle görüşebildiğini anlattı.
Avukat, Ammar’ın durumunu “çok kötü” olarak tanımlayarak, diğer sığınmacılar tarafından ciddi fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını söyledi. “İlk görüşmemizde Ammar tek kelime etmeden önce gözyaşlarına boğuldu” diyerek durumunu aktardı. Ammar’ın kendisine maruz kaldığı mezhepsel saldırıları ve tehditleri anlattığını, defalarca görevlilere şikâyette bulunmasına rağmen hiçbir önlem alınmadığını söyledi. Avukatın baskısı sonucu Ammar, Alevi mezhebine mensup 22 Suriyelinin bulunduğu başka bir bölüme alındı. Bu kişilerin serbest bırakılmasının ardından ise Ammar ve Nasser, yine “cezaevi koşullarına benzeyen” izole bir bölüme alındı.
Nasser hakkında da konuşan avukat İnegöllü, uzun alıkoyulma süresi ve geleceğine dair hiçbir bilginin kendisine verilmemesi nedeniyle ağır bir travma yaşadığını, bu psikolojik baskının onu iki kez intihara teşebbüs noktasına getirdiğini söyledi. Avukat, Nasser’ın bir yıldan uzun süredir kampta tutulduğunu öğrendiğinde kendisinin de büyük bir şaşkınlık yaşadığını belirtti. Normal şartlarda geri gönderme merkezlerinin kişileri bir yıldan fazla tutamayacağını, ancak “Harran Kampı’nın bir geri gönderme merkezi değil, geçici barınma merkezi olması nedeniyle bu sınırlamaya tabi olmadığını, bu merkezlerde kalış süresini düzenleyen açık bir yasal çerçevenin bulunmadığını ve bunun da sığınmacıların serbest bırakılması için yürütülen hukuki çabaları ciddi şekilde zorlaştırdığını” ifade etti.
“Hukuka aykırı bir alıkoyma”
Avukat İnegöllü, Nasser ve Ammar’ın bu şekilde tutulmasının hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Geçici barınma merkezlerinin işleyişini düzenleyen net yasaların bulunmadığını, bu merkezlerin İçişleri Bakanlığı tarafından yönetildiğini ve kalış süresine dair belirli bir sınır olmadığını söyledi. Buna karşılık yalnızca hangi durumlarda kişilerin bu merkezlerde tutulabileceğine dair genel kriterler bulunduğunu belirtti.
Avukat, Nasser ve Ammar’ın neden kampta tutulduklarına dair kendilerine herhangi bir hukuki gerekçe sunulmadığını, kamp tarafından sağlanması gereken serbest dolaşım, çalışma hakkı gibi yasal imkânlardan ve temel haklar olan sağlık hizmeti, temizlik ve yeterli beslenmeden de mahrum bırakıldıklarını ifade etti.
Umutsuz bir bekleyiş ve Suriye’ye dönüş korkusu
Ammar, Suriye’nin sahil kenti Banyas’tan geliyor. Eşi ve iki çocuğuyla (biri üç diğeri dört yaşında) birlikte Banyas’ta yaşıyordu. Ailesinin aktardığına göre, Mart ayında sahil bölgesinde Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlara tanık oldular, yakınları öldürüldü, evleri saldırıya uğradı. Ammar ve ailesi yaklaşık iki hafta boyunca dağlarda, açık havada saklanarak hayatta kalmaya çalıştı. Ardından Şam’a göç edip kiralık ev tuttular. Ammar böylece evini ve tek geçim kaynaklarını kaybetti. Umutsuz ve güvensiz hissediyordu, bu sebeple Avrupa’da yeni bir hayat arayışıyla denize açıldı. Ancak yolculuğunu tamamlayamadan Türk Sahil Güvenliği tarafından yakalandı.
Nasser’ın hikâyesi de zamanlama farkı dışında büyük ölçüde benzer. O da Avrupa’da daha iyi bir gelecek umuduyla yola çıktı, ancak İzmir kıyılarında Türk polisi tarafından gözaltına alındı. Nasser, özellikle Humus’taki mahallelerinin saldırılara ve katliamlara maruz kalmasının, evlerinin yağmalanıp yakılmasının ardından ülkesine dönmeyi hayal bile edemiyor. Ailesi ölüm korkusuyla Lübnan’a kaçmak zorunda kaldı.
Bu hikâyeler, on dört yıl boyunca ölümden kaçan milyonlarca Suriyelinin hikâyesinden çok da farklı değil. Türkiye hükümeti yıllar boyunca bu insanları misafir etmekle ve korumakla övündü. Burada değişen tek şey, Suriye’deki iktidarların kimliği ve ölümden kaçanların mezhebi oldu.
يعيش السوريان ناصر وعمار (أسماء مستعارة) منذ أشهر في مخيم حران في مدينة أورفا التركية. ناصر محتجز هناك منذ ستة عشر شهرا وعمار منذ ستة أشهر، وذلك في ظروف يصفها أقرباؤهم بأنها غير إنسانية، وسط مخاوف مستمرة من الترحيل القسري إلى سوريا، حيث يؤكدون أنهما يواجهان خطرًا حقيقيًا على حياتهما.
وكان ناصر وعمار قد اعتقلا من قبل خفر السواحل التركي أثناء محاولتهما اللجوء من سوريا إلى أوروبا. ورغم وصول قارب عمار لمسافة لا تزيد عن خمسين متر من اليونان، إلا أنه لم يحصل على أي مساعدة بل تعرض قاربهم للاعتداء وتركوا في عرض البحر ليعتقلهم البوليس التركي لاحقا.
يتعرض ناصر وعمار في المخيم -حسب أقاربهم- لمعاملة سيئة تشمل التمييز المذهبي العلني بسبب انتمائهما إلى الطائفة العلوية، وحرمانا من الخدمات الأساسية، إضافة إلى تقييد تواصلهم مع الخارج.
اعتداءات وتمييز طائفي
خلال مكالمة هاتفية مع حسام أخ عمار، أخبرنا أن ناصر وعمار تعرّضا لاعتداءات لفظية وجسدية من قبل نزلاء سوريين آخرين داخل الكامب، شملت إهانات وشتائم طائفية ورشقًا بالحجارة وتهديدات بالقتل. وقال أن كل ذلك حصل على مرأى ومسمع مشرفي الكامب، ورغم طلبهما الحماية والتدخل من المشرفين لم يتم اتخاذ أي إجراءات وقائية أو تأديبية. بل إن بعض المشرفين يقومون بدورهم وبشكل متكرر بتوجيه الإهانات الطائفية لهما.
وأضاف حسام أن عمار تعرّض سابقا لاعتداء جسدي داخل الكامب أدى إلى تكسر أسنانه، ورغم ذلك لم يتلق أي علاج طبي. كما أنه أجبر لفترة طويلة على المشي حافيا داخل الكامب، ما سبّب تقرحات جلدية أسفل قدمه ولكنه أيضا لم يتلق أي علاج حتى اللحظة. ويعاني المحتجز الآخر ناصر من آلام مزمنة في المعدة دون أي فحص أو رعاية طبية.
في الفترة الأولى للاحتجاز وضع عمار مع حوالي مائة وخمسين محتجز سوري آخر في نفس الجناح، عندما عرفوا بهويته الطائفية بدؤوا بالاعتداءات المتكررة والتضييق عليه وشتم طائفته ومنعه من الخروج لفترات التنفس، وفي إحدى المرات أجبروه على جمع أعقاب السجائر عن الأرض بلسانه.
لاحقا قامت إدارة المخيم بوضع ناصر وعمار في جناح معزول ومنعهم من الاختلاط بالآخرين في شروط أشبه ما تكون بالسجن. منعوا من خدمات كثيرة متوفرة للمقيمين الآخرين في المخيم، أبسطها الذهاب إلى الماركت أو حتى استخدام الهاتف بشكل طبيعي. وخلال الأسبوع الماضي قطعت الكهرباء عن جناحهم لأسبوع كامل، وحرموا بذلك من التدفئة والإضاءة رغم مطالباتهم المتكررة.
ابتزاز، شروط نظافة معدومة ومكالمات تحت الضغط
قال حسام أنه تعرض للابتزاز المادي أكثر من مرة لإخراج أخيه من المخيم، وأكد أن بعض العاملين في المخيم وكذلك بعض المقيمين فيه من السوريين تواصلوا معه من أرقام هواتف مختلفة وأخبروه أنه يمكنهم المساعدة في إخراج أخيه مقابل مبالغ مالية وصلت لآلاف الدولارات.
كما ذكر أنه يسمح لناصر وعمار باستخدام الهاتف مرة واحدة أسبوعيا ولمدة تتراوح بين 15 و 40 دقيقة تخضع لمزاج المشرف المناوب، وأضاف أنه في آخر مكالمة مع أخيه تخللها صراخ ومقاطعات متكررة من قبل المشرفين للضغط عليهم من أجل إنهاء المكالمات بسرعة. وأكد حسام أن هذا التقييد في استخدام الهواتف لم يكن موجودا قبل أن يعرفوا بانتماء ناصر وعمار للطائفة العلوية، وأن باقي المقيمين في المخيم من غير العلويين يتوفر لهم استخدام هواتفهم بحرية أكثر بكثير من ذلك.
كما نقل حسام عنهما أن شروط النظافة العامة في المخيم شبه معدومة، وأن الطعام غير نظيف وغير كاف.
ضغوط لتصوير فيديو شكر
كنا قد نشرنا في وقت سابق رسالة تشرح ظروف احتجاز ناصر وعمار وتصف تعرضهما للاعتداءات والتمييز الطائفي من قبل المقيمين الآخرين وكذلك العاملين في المخيم. وبعد نشر الرسالة قامت إدارة المخيم باستدعاء الشابين وضغطت عليهما لتصوير فيديو يقولون فيه أن شروط المخيم جيدة ويشكرون إدارة المخيم. وقالوا لهما أنهما في حال صوّرا الفيديو المطلوب سوف يقومون بتحسين شروط بقائهم.
رفض الشابان تصوير الفيديو الذي لا يعكس الحقيقة، علما أن الإدارة كانت قد ضغطت عليهما سابقا أيضا لنفس الموضوع ورفضا بدورهما. لكن ناصر وعمار قلقان من زيادة الضغط عليهما وإجبارهما بشكل ما على التصوير.
ومع مرور الوقت، يتزايد شعورهما بأن المعاملة بهذه الطريقة باتت وسيلة ضغط لدفعهما إلى “العودة الطوعية” إلى سوريا.
استضافة أم احتجاز؟
كما هو واضح من اسمه فإن مخيم حرّان هو (مركز استضافة/ عناية مؤقت) يتبع لدائرة الهجرة التابعة لوزارة الداخلية التركية. نظريا الهدف منه هو استضافة الأجانب من المقيمين بطريقة غير شرعية وبنفس الوقت لا تسمح ظروف بلدهم بترحيلهم. ولكن ظروف احتجاز ناصر وعمار في المخيم أشبه ما تكون بسجن حسب أقربائهم.
أكّد حسام أن أخاه عمار يعاني من تدهور نفسي وجسدي حاد، وأنه حين زاره في تشرين الأول الفائت لم يكد يتعرف عليه من التغيير الحاصل في شكله: لحية طويلة وهالات سوداء حول العينين ووجه شاحب ووزن مفقود ونفسية محطمة. وقال حسام أن عمار بقي لفترة طويلة يسهر طوال الليل خوفا من تنفيذ المقيمين الآخرين تهديداتهم بقتله أثناء نومه.
بدورها المحامية دويغو إنيغوللو أكدت هذه المعلومات. وذكرت أنها في زيارتها لمحتجزين آخرين أخبروها عن حالة عمار المزرية، وعندما طلبت لقاءه أنكرت إدارة المخيم وجوده في البداية، ليضطروا لاحقا إلى الاعتراف بوجوده بعد إبراز المحامية صورة لبطاقة المخيم الخاصة به.
تصف المحامية حالة عمار بالمزرية، وتقول أنه تعرض لأذى جسدي ونفسي كبيرين من قبل باقي المقيمين في المخيم، “في أول لقاء لنا انهار عمار ودخل في نوبة بكاء قبل أن ينبس بأي كلمة” تقول واصفة حالته. أخبرها عمار عن الاعتداءات والتهديدات الطائفية التي يتعرض لها وأنه اشتكى للمشرفين عدة مرات ولكن لم تتخذ أية تدابير. بعد ضغط من المحامية تم نقل عمار إلى جناح آخر كان يقيم فيه اثنان وعشرون سورياً من الطائفة العلوية، وبعد أن غادر هؤلاء المخيم لاحقا تم عزل عمار مع ناصر في جناح مستقل “في شروط تشبه السجن” كما يقولون.
وعن ناصر أكدت المحامية أنه يعاني بدوره من حالة صدمة نفسية بسبب طول فترة احتجازه وعدم تقديم أي معلومات واضحة حول مصيره. وأضافت أن هذا الضغط النفسي دفعه للتشبث بالانتحار مرتين. وأضافت أنها بدورها صدمت عندما علمت أن ناصر محتجز في المخيم منذ أكثر من عام، ودون تقديم أي توضيح له عن سبب عدم الإفراج عنه. وأضافت أن مراكز الترحيل عادة لا يحق لها قانونا احتجاز الأشخاص أكثر من سنة، ولكن “مخيم حرّان للأسف لا يخضع لهذا القانون لأنه ليس مركز ترحيل بل مركز استضافة مؤقتة، ولا يوجد أي قانون يحدد مدة بقاء الأشخاص في المخيم أو يؤطر آليات عمله، وكل هذا يضاعف من معوقات جهودنا في إخراج المحتجزين في المخيم”
“احتجاز مناف للقانون“
أكدت المحامية دويغو إنيغوللو أن احتجاز ناصر وعمار بهذه الطريقة هو مخالف للقانون، ولفتت إلى أن مراكز الاستضافة المؤقتة للأجانب لا تخضع لقوانين محددة لتنظيم عملها، وتتم إدارتها من خلال وزارة الداخلية، وأنه لا توجد مدة محددة للاستضافة، وتوجد في المقابل محددات عامة للحالات التي يمكن استضافتها في تلك المراكز. وأضافت المحامية أننا في حالة ناصر وعمار مثلا لم يقدم لنا أي توضيح قانوني عن سبب احتجازهم في المخيم. وأكدت أنهم محرومون من المزايا القانونية التي يفترض للمخيم أن يقدمها مثل الحق في التنقل خارج وداخل المخيم وحق العمل، إلى الحقوق الأساسية من الطبابة والنظافة والغذاء الكافي
انتظار بلا أفق ورعب من فكرة العودة إلى سوريا
ينحدر عمار من مدينة بانياس الساحلية، وكان يسكن فيها مع زوجته وطفليه (ثلاث وأربع سنوات). وبحسب عائلته، شهدت الأسرة المجازر التي استهدفت العلويين في الساحل السوري خلال آذار الماضي، قتل أقرباء عمار وتعرض منزله للاعتداء، احتمى عمار وأسرته بالعراء في الجبال المجاورة للقرية قرابة أسبوعين هربا من المجازر. وبعدها نزحت العائلة إلى دمشق واستأجروا منزلا وجلسوا ينتظرون المجهول حسب وصفهم. خسر عمار منزله وعمله ومصدر دخله الوحيد، وفقد أي إحساس بالأمن والأمل بالمستقبل، وهكذا وجد نفسه في عرض البحر يصارع الموج للوصول إلى أوروبا بحثا عن مستقبل أفضل. لكن خفر السواحل التركي اعتقله قبل أن يكمل طريقه.
بدورها تبدو قصة ناصر شبيهة كثيرا بسابقتها مع فرق التوقيت، فهو الآخر كان قد خرج في طريق اللجوء بحثا عن غد أفضل في أوروبا، لكن البوليس التركي اعتقله في شواطئ إزمير. لا يمكن لناصر أن يتصور نفسه عائدا إلى بلده وخصوصا بعد أن تعرض حيّهم في حمص للاعتداءات والمجازر ، ونهب منزلهم وحرق، وهربت عائلته إلى لبنان خوفا من الموت.
بل أن هذه القصص لا تختلف كثيرا عن قصص ملايين السوريين الذين هربوا من الموت طيلة أربعة عشر عاما، وتباهت الحكومة التركية دوما باحتضانهم وحمايتهم، كل ما اختلف هنا هو هوية الحكام وطائفة الهاربين من الموت.






Bir Cevap Yazın