Harran Geçici Barınma Merkezi’ndeki kötü koşullara ilişkin iddiaları dün haberleştirmiştik. Bugün merkezin içinden gelen bir mektubu paylaşıyoruz.

Merkezin içinden gönderilen mektupta, Alevi kimlikleri nedeniyle sistematik biçimde hedef alındıklarını belirten mülteciler; hakaret, fiziksel saldırı tehdidi, güvenlik güçlerinin müdahalesizliği, fiili tecrit uygulamaları ve sağlık hizmetlerine erişimin engellenmesi gibi ağır ihlalleri ayrıntılarıyla anlattı. 

Mektup, merkezde yaşananların münferit değil, ayrımcı ve süreklilik arz eden bir uygulama olduğuna işaret ediyor.

“Koğuştaki herkes yöneticiler dahil bize ‘Aleviler’ şeklinde hitap ediyor. Kamptaki koğuşta herhangi bir sorun yaşandığında, “Aleviler” ile koğuştaki diğer kişiler arasında yaşanmış bir sorun olarak tanımlanıyor.

“30 Aralık Salı günü, koğuşta arama yapılırken bir kişinin üzerinde cep telefonu bulundu, bizim bu durumla hiçbir ilgimiz yoktu ama yöneticiler tarafından söz konusu kişiye yöneltilen soru yalnızca “Alevilerin bu telefonu kullanıp kullanmadığı ya da telefonla konuşup konuşmadığı” üzerine oldu. 

“1 Ocak Perşembe akşam yemeğini almak üzere giderken ikinci ve üçüncü koğuştaki kişiler bize ‘Alevi domuzlar’ diyerek hakaret etti. Ayrıca anne ve kız kardeşlerimize yönelik küfürler ettiler. Bu olaylar, yöneticiler ve görevlilerin gözü önünde gerçekleşti. Demir parmaklıklar olmasaydı saldıran grup tarafından fiziksel saldırıya uğramamız kaçınılmazdı. Yöneticiden müdahale etmesini ve güvenliğimiz için jandarmanın çağırmasını talep ettik. Kendisi akşam namazını kılıp sorunu çözmek için geri döneceğini söyledi ama dönmedi. Koğuşta saldıran kişiler bize taş atmaya; hakaret ve küfür etmeye devam etti. Görevliden müdahale etmesini istediğimizde ise yalnızca odalarımıza girip kapı ve pencereleri kapatmamızı söyledi, herhangi bir koruyucu önlem almadı. 

“2 Ocak Cuma günü yaşananları görevliye bildirdiğimizde kendisi, kampa gelmeleri için derneğe ve avukata başvurmamız gerektiğini, kamptan çıkabilmemiz için onların süreci hızlandırmaları gerektiğini söyledi. Akşam yemeğinden sonra, ‘koruma’ gerekçesiyle iki arkadaşımızı kapalı bir koğuşa götürdüler ve onları ayırdılar ve onu tek kişilik hücre benzeri bir izolasyona maruz bıraktılar. 

“Daha sonra yöneticiler gelerek bizden kamp yönetiminin iyi davrandığı, yiyecek, tedavi ve kıyafet sağladığına dair teşekkür içeren bir video çekmemizi talep ettiler. Biz videoyu çekmeyi reddettik. Zira bir aydan uzun süredir defalarca tıbbi tedavi talep etmemize rağmen (özellikle de bir arkadaşımızın ayağı için) herhangi bir tıbbi tedavi almadık. Video çekimini reddetmemizin ardından, bizi sağlık ocağına götürerek kimliklerimizin fotoğraflarını çektiler ve sanki tedavi verilmiş gibi kayıt altına aldılar. Oysa nöbetçi bir doktor yoktu ve bize verilen tek şey ağrı kesici bir ilaçtı; herhangi bir gerçek tedavi sağlanmadı.”

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin