Birkaç ay önce eşimin anayasa hukukçusu bir arkadaşı “Hayata karşı çerçevemi kaybettim” demiş. İlk duyduğumda masif çam ağacından reçine kokan açık renk bir çerçeve geldi gözümün önüne. Eşimin arkadaşı bu çerçevenin içinden dünyaya bakıyordu ama çerçevesinin kenarlarını birbirinden ayrılmış, havada duruyordu. 

Bu metafor çok hoşuma gitti. Kesin ben de çerçevemi kaybettim diye düşündüm. Sonra çerçeveyi kaybetme üzerine konuştuk. Çerçeveyi kaybetmenin ne kadar haklı ve “doğru” olduğunu söyledik birbirimize. Birkaç gün sonra yine konuştuk ve yine. 

Takip eden gün ve haftalarda algoritmam sinizme dair bazı psikoloji sayfalarından paylaşımları önüme çıkarmaya başladı. Evet sinizm. Oxford Learner’s Dictionary’nin tanımıyla: İnsanların iyi veya samimi sebeplerden ziyade yalnızca kendi çıkarları için bir şeyler yaptığı inancı ve iyi bir şeyin gerçekleşmeyeceğine veya bir şeyin önemsiz olduğuna dair inanç.

Normalde psikoloji paylaşımlarında duraklar, güvenilir bulduğum hesaplardan olanları kaydederdim. Fakat sinizmle ilgili bu paylaşımlar hoşuma gitmemişti. Sinik olmayanların sinikleri anlamadan, etiketlediği o paylaşımlardan diye düşündüm. O yüzden bu postlara göz ucuyla bakıp, hızlıca kaydırıyordum. 

İnsanlar kategorize edilmeyi sevmez. 

Bu tarz paylaşımlardan birinden daha kaçarken gözüm şu cümleye takılmayı başardı: “sinizm, hayal kırıklığına verilmiş bir yanıttır.” Sinizmimi ve alaycılığı her zaman samimi ve havalı bulmuştum. Yaşama dair yerinde bir tepkiydi, “doğru” bir tepki. Hükümet yolsuz, muhalefet ve örgütler işe yaramaz, adalet yok, çabalamak boşuna. Fakat altında benden sakladığı başka güçlü gündemler bulunması ona olan güvenimi sarsmıştı. 

Sinizmim beni hayal kırıklığından korumaya çalışıyordu evet. Peki haberimin olmadığı başka görevler üstlenmiş olabilir miydi?

Öncelikle sinizm, en bilinen temsilcisi Sinoplu Diyojen’den bu yana kendini çok geliştirmiş bir çerçeve. Sinik anlayışın yöneldiği nesneye göre kişilik sinizmi, toplumsal sinizm, kurumsal sinizm, çalışan sinizmi, mesleki sinizm, değişim sinizmi gibi farklı türleri var. 

Ben toplumsal sinizm ile ilgileniyorum. Toplumsal sinizm, kişi ve toplum arasındaki sosyal sözleşmenin bir nevi “ihlal edilmesi” ile açığa çıkan tepki. Toplumla aranızdaki sözleşme politik meşrebinize göre her şey olabilir. Bu anlamda toplumsal sinizm, politik kaybın bir sonucu ve bizi yeni kayıplardan korumaya çabalayan bir savunma mekanizması. 

Uzun zamana yayılan tekrarlamış yenilgi ve kayıplar umut etmeye, iyimserliğe karşı öfke duymaya neden olabilir: 

Ben sekiz buçuk yıl LGBTİ+ mültecilerin odak olduğu bir projede çalıştım. Bu anlamda Türkiye’de ortalama insanın ve kurumların “kötülük” kapasitesine dair kendi çapımda gözlemlerim var. O yüzden de sinizmime bakıp “çok haklıyım, verilebilecek en doğru tepkiyi verdim. Bu toplumda neşe pınarı olacak halim yok” demişliğim olmuştur. 

İnsanın kendini koruması insani ve anlaşılırdır. Sinizm bizi korur ancak bunu gerçekliği bir miktar bükmek suretiyle yapar. Oysa dünya ve insanlık tarihi çok karmaşıktır. Bu açıdan sinizm içinde kibir de barındıran bir yaklaşım. Önerdiği şey insanı ve insan toplulukların gücünü küçümseyen, tarihi sabitlemeye çalışan bir donma hali. 

Bunları düşünürken gözümün önüne yutulması imkansız devasa beyaz bir antibiyotik geldi. Bizi zararlı bakterilerden arındıran o beyaz cüceler. Sinizm de buydu işte. İstenmeyen hayal kırıklığı bakterileriyle savaşırken umut, cesaret, neşe gibi yararlı bakterileri de yok eden, psikolojik floranızı altüst eden dev bir antibiyotik. Evet, sinizm nedeniyle risk almadığınız için hayal kırıklığına uğramıyordunuz, başınıza kötü bir şey gelmiyordu, hapse girmiyordunuz ama bu sefer de umut ve cesaret yoksunluğunun yıkıcı sonuçları devreye giriyordu.

Sinizmi tedavi etmesi için bir doktora gitsem ondan bu işi tek bir ilaçla çözmesini isterdim. O da “hayır bu tek bir ilaçla olmaz, AKİİ protokolü uygulayacağız” derdi, yani “aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği”. 

Bu protokolün altındaki ilaçlar birkaç farklı bilişsel yetiden oluşurdu. 

750 mg belirsizliğe tolerans:

Sinizm, belirsizliğe tahammülü olmayan Homo Sapiens’in dünyayı ve geleceği bilinebilir kılma çabasının bir ürünü. Sinizm bazı kısmi doğruları alır ve insanı katılaştıran, hareketsiz bırakan kendi sabit gerçekliğini üretir. Yine de en azından “dünya artık biraz daha bilinebilir bir yerdir; hükümet ve toplumlar iflah olmaz, bundan asla çıkamayacağız.” Fakat gelecek bilinebilir değildir. İnsan toplulukları hiper karmaşık parametrelerin etkisi altındadır. Bkz: Kaos Teorisi. Tarih bir an bile durmaz. Ortalama ömre sahip bir insanın defalarca kez aynı politik yerden hayal kırıklığına uğraması tarihin sabit ve bilinebilir olduğu anlamına gelmez. İnsan toplulukları geleceği mutlak bir kesinlikle bilemez. Topluluklar kendi politik meşreplerine uygun hedefler koyar, onlara uygun eylem parçacıkları üretir, geleceği kendilerine doğru bükmeye çalışırlar. 

Eylemlerimizin sonuçlarını kesin bir şekilde bilememeye belli bir düzeyde tahammül edemezsek “eylemlilik” bize küser. 

1000 mg araçsal umut:

Bu “her şey iyi olacak” demek değildir. Bu, umudun bir duygu olmanın ötesine geçip “bilişsel bir olasılık alanı haline gelmesi halidir. Umut, gerçekliğin sinizmin karamsar anlatısından daha farklı olabilme ihtimalini kabul etmektir. 

Sara Ahmed, Duyguların Kültürel Politikası kitabının Feminist Bağlılıklar bölümünde umuda dair bir dizi hatırlatma yapar: 

Umut olmadan politika imkansızdır ve umutsuz bir politika olasılığın şeyleştirilmesidir. Hakikaten de, politik aktivizme dahil olmayı eğlenceli kılan şey umuttur: “Duygusal bağlılıklar” yoluyla alan talebinde bulunarak “bir araya gelme” dünyaya açılmayla ilgilidir. 

Umut duygusu bir şeyleri açık tutar. Korku bu açıklığı tehlike ya da acı olasılığı olarak yorumlar; umut ise bu açıklığı arzu ya da zevk olasılığı olarak yorumlar. Bu yorumlar bedenleri yeniden şekillendirir. Korku, incinme beklentisiyle bedenleri küçültürken, umut beden sınırlarını genişletebilir, böylece mümkün olana doğru hareket eder. Umuttan vazgeçmek, istenilen bir geleceğin mümkün olmadığını kabul etmek olacaktır. Umut olmadan gelecek imkansız olacaktır: bedenler bunun için çaba göstermeyecektir. 

Ancak Ahmed, umutla ilgili net bir ayrıma gider: Umutlu olmak bir şeyin olası kalması için gerekli olabilir ancak geleceğin belirlenmesi için yeterli bir temel oluşturmaz. Zira umut gibi görünen şey, bazen inatçılıktır ve zaten kaybedilmiş bir şeye yatırımı sürdürmeye neden olduğu için gerçek dönüşümü engelleyebilir ve “daha yaratıcı bireysel ve politik eylem şekillerini bloke edebilir.” 

500 mg görkemli zaferlerin haricindeki sessiz, mütevazı değişimleri görebilme:

Kadın ve LGBTİ+lar açısından konuşursak tepemizde bizi hizaya getirmeye çalışan bir iktidarla yaşıyoruz. Peki Türkiye kadın ve LGBTİ+lar için elli yıl önce olduğuyla aynı yer mi? Cevap “hayır, farklı” ise, buna yol açan güçler neydi? 

Elli yıl öncesiyle şimdiyi farklı kılan şeyler nelerdi?

1000 mg değerleri olgulardan ayırabilme:

Bu AKİİ protokolünün en romantik ve en sevdiğim yanı olurdu ve şu cümlelerle kendini belli ederdi: Dünya adil değil; ben yine de adaleti savunabilirim. Ya da Sonuçtan emin değilim; ama eylemin benim için anlamından eminim. 

Ki bu da çoğu zaman az şey değildir.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin