Beyaz Saray’da 4 Eylül’de yapılan toplantıda ABD Başkanı Donald Trump ‘Amerikalı sığır yetiştiricilerini desteklemek’ isimli bir başkanlık kararnamesini imzalıyor ve medyaya sunulan görüntülerinde etrafında mera yetiştiriciliği yapanlar, kovboy şapkalı çiftçiler ve hükümet yetkilileri oturuyor. Trump toplantının başında niyetini açıkça gösteriyor:
“Ranchers and farmers have always been a number one priority to me.” (Sığır yetiştiricileri ve çiftçiler benim için her zaman bir numaralı öncelik oldu.)
Ardından konuşma kurtlara geliyor.
Tarım Bakanı Brooke Rollins, Meksika kurtlarının nesli tehlike altındaki türler listesinde olması nedeniyle yetiştiricilerin onları vuramadığını, “oturup sürülerini yok etmelerini izlemek zorunda kaldıklarını” söylüyor. Trump’ın yanıtı ise korkunç:
“But you can shoot them as of today.” (Ama bugünden itibaren onları vurabilirsiniz.)
Trump’ın bu cümlesi yaban hayatı içindeki kurtların yaşamını hiç önemsemediğini, sadece hayvan yetiştirenlerin işini ve giderlerini önemsediğini gösteriyor. Kararnamenin ilk bölümünde sığır yetiştiriciliği, ABD’nin gıda güvenliği açısından “kritik bir sektör” olarak tanımlanıyor. Üçüncü bölümü ise doğrudan kurtlara ayrılmış: “Yetiştiricilerin predasyonla mücadele etmesine yardımcı olmak.”


İçişleri Bakanlığına 90 gün içinde gri kurt (Canis lupus) ve Meksika kurdunun (Canis lupus baileyi) Endangered Species Act kapsamındaki koruma statüsünün kaldırılması veya düşürülmesi için gerekli iyileşme kriterlerini karşılayıp karşılamadığını belirleme görevi verildi. Ayrıca federal kurumların, çiftlik hayvanları ve ya insanlar için tehdit oluşturduğu değerlendirilen kurtların öldürülmesine daha hızlı izin verecek düzenlemeleri incelemesi isteniyor.Bakanlık büyük ihtimalle Trump’ın beyanlarını destekleyecek bir açıklama yapacak ve kurtlar koruma statülerini kaybedecek.
Bir başka müdahale: Endangered Species Act
Kurtlar ile ilgili karar, Trump yönetiminin ABD’nin temel tür koruma yasası olan Endangered Species Act’a (ESA) yönelik daha geniş müdahalesi ile eşgüdüm ilerliyor.
1973’te kabul edilen ESA, yok olma riski altındaki türleri “endangered” ve “threatened” statülerinde koruma altına alan federal bir yasa. Yasa hayvanların doğrudan öldürülmesini veya yakalanmasını aynı zamanda federal kurumların faaliyetlerinin türlerin varlığını ve kritik habitatlarını tehlikeye atmasını da sınırlandırıyor.
Yasada insan eylemlerini sınırlandıran iki terim var: ‘take (almak, canını almak) ’ ve ‘harm (zarar vermek)’. Eğer bir tür koruma statüsünde ise öldürülmesi, avlanması yasaklanıyor. Ayrıca tehlike altındaki türün habitatı da koruma altına girmiş oluyor. Bu bölgede yapılacak faaliyetler sınırlandırılıyor. Çünkü bir türü korumak onun habitatını korumaktan geçiyor.
Trump yönetimi ise 50 yıldır uygulanan yasadan ‘zarar verme’ tanımını kapsayan düzenleyici kuralı kaldırdı. Karar 14 Eylül itibariyle yürürlüğe girdi.
Dolayısıyla petrol – gaz, madencilik, tarım, arazi geliştirme gibi doğayı hammadde olarak gören sektörlerin önü açılmış oldu. Yeni durumda habitat tahribatı ile hayvana verilen zarar arasındaki bu hukuki bağlantının kurulması çok daha zor hale gelebilir.
Trump yönetimine karşı davalar
14 Temmuz’da dokuz doğa koruma örgütü, “harm” tanımının kaldırılmasına karşı Seattle’daki federal mahkemede dava açtı. Center for Biological Diversity, Columbia Riverkeeper, Conservation Law Foundation, Conservation Northwest, Friends of the Wild Swan, Oregon Wild, Sierra Club, Swan View Coalition ve WildEarth Guardians’ın açtığı davayı Earthjustice yürütüyor.
Ardından 9 Eylül’de 21 eyalet ve Washington D.C.’yi temsil eden başsavcılar iki ayrı dava açtı. California, Maryland, Massachusetts ve Washington başsavcılarının öncülük ettiği koalisyon, “harm” tanımının kaldırılmasının yanı sıra yeni listelenen “tehdit altında” türlere sağlanan korumaların ve “kritik habitat” sisteminin zayıflatılmasına da itiraz ediyor.
Türkiye’de koruma neden “Kara Avcılığı Kanunu”nun içinde?
Aynı soruyla Türkiye mevzuatına baktığımızda ise farklı ama benzer derecede problemli bir yapı çıkıyor karşımıza; yasalarımız biyoçeşitliliği tam olarak kapsamadığı gibi aynı zamanda koruma çatısı çok dağınık bir yapıda uygulanmaya çalışılıyor.
Türkiye’de ABD’deki Endangered Species Act’a doğrudan karşılık gelen, nesli tehlike altındaki türleri merkeze alan ulusal tür koruma yasası bulunmuyor. Bunun yerine yaban hayatı Kara Avcılığı Kanunu, Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Su Ürünleri Kanunu çerçevesinde korunuyor.
Kara Avcılığı Kanunu’nu incelediğimizde adından dahi koruma politikasının hangi kavramsal çerçevenin içine yerleştirildiğini anlıyoruz. Birinci maddesi amacını biyoçeşitliliği korumak olarak tanımlamıyor, fakat “sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi”, “avcılığın düzenlenmesi” ve “av kaynaklarının millî ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesi” de yasanın amaçları arasında sayılıyor.
Ayrıca Kara Avcılığı Kanunu ABD’deki ESA gibi ciddi bilimsel altyapı gerektiren tür bazlı bir sistem üzerine kurulmuş bir yasa değil. Tür bazlı çalışmalar yeteri kadar yapılmadığı gibi yasada yer alan “bakanlıkça koruma altına alınan yaban hayvanlarından av turizmi kapsamında avına izin verilen türler” sınıflandırmasından anlaşılacağı üzere ekonomik çıkarlarla çatıştığında yaban hayvanının yaşamından vazgeçildiğini anlıyoruz.
“Koruma altındaki” boz ayı ve bilinmeyen popülasyon

Yakın zamanda yaşanan Giresun’da boz ayının avına izin örneği bu çelişkiyi daha görünür hale getiriyor.
Bakanlık av turizmi kotalarını belirlerken optimum popülasyon yoğunluğunu veri olarak kullanıyor. Fakat ayılar için baktığımızda “Optimum popülasyon yoğunluğu belirleme çalışmaları devam etmektedir.” ibaresi ile karşılaşıyoruz. Diğer bazı türler için de aynı durum söz konusu; kızıl geyik, karaca, yaban keçisi gibi.
Ayılar fotokapanlar ile takip ediliyor fakat yayınlanmış herhangi bir istatistiki bilgi yok. Dolayısıyla ülkedeki ayı popülasyonu bilinmiyor. Buna rağmen boz ayılar geçmişte av turizminin konusu oldu ve 2026’da da başka bir hukuki mekanizma üzerinden öldürülmelerine izin verildi.
Giresun Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü, 1 Haziran–31 Temmuz 2026 arasında üç boz ayı için “özel avlanma izni” verdi. Gerekçe, ayıların yerleşimlere yaklaşması, tarım alanlarına ve arı kovanlarına zarar vermesiydi.
–
ABD’de Trump yönetimi, ineklerin et üretiminde kullanıldığı sektörün talepleri doğrultusunda kurtların üzerindeki yasa ile sabitlenmiş koruma kalkanını indirmeye hazırlanıyor ve habitat tahribatını türlere verilen zararla ilişkilendiren hukuki mekanizmayı zayıflatıyor. Türkiye’de ise koruma ile öldürmeye izin verme mekanizmaları zaten aynı yasanın içinde yan yana duruyor.
İki sistem hukuken birbirinden farklı. Fakat ortaya çıkan tablo aynı; Yaban hayvanları kendi yaşamları ve ekosistem içindeki varlıkları ülkelerin ekonomik çıkarları ile çatıştığı zaman gözden çıkarılıyorlar. Aklımıza ilk gelen soru şu; ülke yöneticileri ne zaman doğaya zarar vermenin bindiğin dalı kesmek olduğunu anlayacak ve tüm çevre politikalarını ekolojik bir çerçeve ile dönüştürecek?






Bir yanıt yazın