Bu bölümde etik hayvan yası; hayvanlara yönelik sürekli ve sistematik şiddetin fark edilmesiyle ortaya çıkan, toplumsal olarak tanınmayan bir yas biçimi olarak ele alınıyor. Bu yas yalnızca kayıp değil, aynı zamanda ahlaki bir rahatsızlık ve suçluluk duygusunu da içeriyor.
Geçmişteki ölümlerle sınırlı olmayan etik hayvan yası, hâlâ süren ve gelecekte kaçınılmaz görünen kayıpları da kapsıyor; bu yüzden kapanmayan, kalıcı bir deneyim. Kamusal olarak dile getirildiğinde ise hayvan kayıplarını görünür kılma ve türlerarası adalet fikrini güçlendirme potansiyeli taşıyor.
Dinlemek için:
Okumak için:
Bugün “etik hayvan yası” diye bi kavramdan bahsedeceğim. Youtube’da yayınlanan yine Muzır Neşriyat’ın sunduğu Muzır Konular’da insanların evcil hayvanları için tuttukları yastan bahsederken kısaca bahsetmiştim. Bu sene ilk kez kullanılan bir kavram. Birçok insan bunu mutlaka çok uzun zamandır hissediyordur. Ama ilk kez kapsamlı bir şekilde tanımlandı. Kavram yeni olduğu için sonuçlarını da kestirmek zor.
Elisa Aaltola ve Panu Pihkala diye iki Finlandiyalı araştırmacı bu sene yayımlanan makalelerinde insanların hayvanlar için duyduğu kederi tanımlamak için “etik hayvan yası” kavramını öneriyor. Etik hayvan yası, yalnızca tek bir hayvanın ölümüyle ilgili değil. Hayvanlara yönelik sürekli, yapısal ve insan kaynaklı şiddetin fark edilmesiyle ortaya çıkıyor.
Hayvanlara yönelik büyük ölçekli ve sistematik şiddet giderek daha görünür hâle gelmesine rağmen, bu şiddetin yol açtığı kayıplar için toplumsal ve ahlaki düzeyde tanınmış bir yas dili hâlâ yok. Endüstriyel hayvancılık, deneyler, avcılık ve habitat tahribatı milyonlarca hayvanın yaşamına mal olurken, bu ölümler çoğu zaman olağanlaştırılıyor ve yas tutulabilir kayıplar olarak kabul edilmiyor. Yas, insan kayıpları etrafında tanımlanmış bir deneyim olarak kalıyor; hayvanlar bu çerçevenin dışında bırakılıyor ya da yalnızca evcil hayvanlarla sınırlı biçimde düşünülüyor.
Yaban hayvanları, besi hayvanları ve deney hayvanları denilen hayvanlar için duyulan keder çoğu zaman aşırı, irrasyonel ya da patolojik olarak değerlendiriliyor. Bu tür duygusal tepkiler yalnızca küçümsenmiyor; aynı zamanda meşruiyeti de sorgulanıyor. Böylece yasın sınırları insanmerkezci biçimde çiziliyor. Hayvanlar için tutulan yas bu nedenle tanınmayan ya da tartışmalı yas biçimleri arasında yer alıyor. Bu tür yaslarda yalnızca duygular değil, kaybın kendisi de geçersiz kılınıyor; yas tutan kişi toplumsal destekten yoksun bırakılıyor ve duygusal tepkileri abartılı bulunuyor.
Hayvanlar için tutulan yas, çoğu zaman salt bir kayıp duygusundan ibaret değil. Bu yas, aynı zamanda ahlaki bir rahatsızlığın ifadesi. Hayvanların maruz kaldığı acı ve ölüm karşısında duyulan keder, kişinin bu şiddetin bir parçası olduğunun farkına varmasıyla iç içe geçiyor. Etik hayvan yası, bu anlamda masum bir tanıklık deneyimi değil. Yas tutan özne, hayvanlara yönelik sistematik şiddetin içinde konumlanmış bir fail ya da eskiden fail olmuş olabilir ve bu durum yas ile suçluluğu birbirinden ayrılmaz hâle getirebiliyor.
Bu tür bir yas, yalnızca geçmişte gerçekleşmiş ölümlere değil, hâlihazırda süren şiddete ve gelecekte kaçınılmaz görünen kayıplara da yöneliyor. Bu nedenle kapanmaz; süreklidir. Hayvanların ölümü tekil olaylar olarak değil, durmaksızın işleyen bir zarar düzeninin parçası olarak deneyimleniyor. Bu süreklilik, yasın hafiflemesini ya da tamamlanmasını imkânsız kılıyor. Etik hayvan yası, beklentiye dayalı yasla da kesişiyor; henüz gerçekleşmemiş ama kaçınılmaz görünen ölümler de yasın parçası hâline geliyor. Çünkü sürekli ölüyorlar ve ölecekler biliyoruz.
Hayvanlara yönelik büyük ölçekli acıya tanıklık etmek, dünyaya dair birçok temel varsayımı sarsıyor. Yani bu varsayımlarınız varsa ki çoğu insanın var. Dünyanın adil olduğu, insanların özünde iyi olduğu ve şiddetin istisnai bir durum olduğu gibi inançlar çöküyor. Bu çöküş yalnızca duygusal bir yıkım yaratmıyor; aynı zamanda bilişsel bir kriz doğuruyor. Etik hayvan yası bu nedenle bir anlam kaybı deneyimi. Yas, yalnızca kaybedilen hayvanlar için değil, dünyanın anlamlı ve ahlaki bir yer olduğuna dair inanç için de tutuluyor.
Bu tür bir yasın bazı bireylerde insan türüne yönelik genel bir öfke ve umutsuzluk doğurabileceği kabul ediliyor ve bu durum misantropik melankoli kavramıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bu eğilim, etik hayvan yasının hedefi olarak değil, yasın tanınmadığı koşullarda ortaya çıkabilecek bir risk olarak ele alınıyor. İnsanlığa yönelik topyekûn bir reddiyenin etik hayvan yasını dönüştürücü olmaktan çıkardığı, onu içe kapanan ve politik açıdan verimsiz bir melankoliye sürüklediği savunuluyor.
Bu yasın kamusal olarak dile getirilmesi, hayvan kayıplarını görünür kılma ve hayvan etiğine dair kaygıları meşrulaştırma potansiyeli taşıyor. Kamusal yas, hayvan hayatlarını ve ölümlerini adaletli biçimde dikkate alabilecek türlerarası bir siyasetin imkânlarını açabilir. Ancak bu süreç aynı zamanda bir gerilim barındırır. Yasın tanınması, onu törensel ve yönetilebilir hâle getirme riskini de taşır. Etik hayvan yası, rahatsız edici ve huzursuz edici niteliğini yitirdiğinde dönüştürücü gücünü de kaybedebilir.
Bu nedenle etik hayvan yası, doğrudan çözüme yönelen bir araç olarak değil, mevcut düzenin sürdürülemezliğini ifşa eden bir rahatsızlık olarak düşünülmeli belki de. Bu yas ne otomatik olarak politik eyleme dönüşür ne de ahlaki bir saflık göstergesi sunar. Hayvanlara yönelik şiddeti eleştiren kişi, bu şiddetin parçası olmaya devam edebilir. Bu durum bir ikiyüzlülükten ziyade, hayvanlara yönelik sistemik şiddetin bireysel düzeyde aşılmasının ne kadar güç olduğunu gösterir.
Etik hayvan yası tamamlanması gereken bir süreç ya da aşılması gereken bir duygu değil. Hayvanlara yönelik şiddetin sürdüğü bir dünyada bu yas, kaçınılmaz ve kalıcı. Asıl soru, bu yasın nasıl sona ereceği değil, bu rahatsız edici farkındalıkla nasıl yaşanacağı ve onun neye dönüşeceği. Bu açıdan etik hayvan yası, kesin cevaplar sunmaz; aksine, etik ve politik bir eşiği açık tutar ve kişiyi bu eşikte kalmaya zorlar.
Ancak yas tanındığında ve paylaşıldığında, daha adil bir türlerarası ilişkinin imkânı ortaya çıkabilir.






Bir yanıt yazın