İngiltere’de Falmouth Üniversitesi Deniz ve Doğa Tarihi Fotoğrafçılığı bölümünden birincilikle mezun olan fotoğrafçı Ellie Beresford, The Roadside Zoo adlı projesinde yol kenarındaki hayvanat bahçelerinde esaret altında tutulan hayvanların yaşamlarına odaklanıyor. Çocukluk anılarından yola çıkan Beresford, fotoğrafçı gözüyle bu yerlere yeniden dönerek hayvanların maruz kaldıkları yalnızlığı görünür kılmayı amaçlıyor. Fotoğrafçılığı sessiz bir aktivizm biçimi olarak tanımlayan Beresford ile projesinin ortaya çıkışını, hayvanların deneyimlerini fotoğraflarla aktarmanın zorluklarını ve fotoğrafın hayvanat bahçelerine bakışımızı değiştirme potansiyelini konuştuk.

1. The Roadside Zoo projesine başlamanıza ne ilham verdi?
Proje, üniversitedeki ikinci yılımda başladı. Hayvanların esaret altında tutulmasını gösteren, iç karartıcı fotoğraflarla dolu slaytların arka arkaya gösterildiği 90 dakikalık bir dersi hatırlıyorum. Sınıftaki öğrencilerin çoğu üzgün ve umutsuz hissederek salondan ayrıldı ama ben farklı bir şey hissettim. Gördüklerim karşısında yenilgiye uğramış hissetmek yerine bir amaç duygusu hissettim. Fotoğrafçılığımı bu alanda kullanmak istediğimi, esaret altında yaşayan hayvanları belgelemek istediğimi fark ettim.

Çocukken Fuerteventura’daki bir yol kenarı hayvanat bahçesini ziyaret etmiş olduğum için, yıllar sonra bu tür yerlere dönmek çocukluk deneyimimi yeniden hatırlattı. Bir zamanlar keyifli bir çocukluk deneyimi olan şey, artık daha derinlemesine araştırmak istediğim bir konuya dönüşmüştü. The Roadside Zoo, çoğu zaman göz ardı edilen hayvanların yaşamlarına dikkat çekmek için fotoğrafçılığı kullanma arzumdan doğdu.
2. The Roadside Zoo projesinde hayvanların yalnızlığına odaklanıyorsunuz. Bu tercih, fotoğraflarınızla anlatmak istediğiniz hikâyeye dair neyi ortaya koyuyor?
Bu yerleri ziyaret ettiğimde gözlemlediklerimi fotoğraflıyorum; hayvanların davranışlarının ve çevrelerinin, çekeceğim görüntüleri şekillendirmesine izin veriyorum. Acı birçok farklı biçimde ortaya çıkabilir. Yalnızlığın ve tecrit edilmenin, bir hayvanın refahına görünür istismar biçimleri kadar zarar verebileceğine inanıyorum. Bir hayvanın yaşam koşullarının refah açısından sorgulanması için mutlaka gözle görülür bir sıkıntı içinde olması gerekmiyor.


Kronofotografi tekniğini kullanarak izleyicilere, hayvanın esaret altında yaşarken nasıl davrandığını göstermeyi amaçlıyorum. Tekrarlayan hareketlerin görüntülerde canlanması, hayvanın ne kadar alana sahip olduğunu ve bir dakikalık video boyunca bulunduğu alanda kaç kez dolaştığını gözler önüne seriyor.
Fotoğraflarımla belirli bir anlatıyı dayatmamaya çalışıyorum. Bunun yerine izleyicilere hayvanların davranışlarını gözlemleme ve kendi sonuçlarına varma fırsatı vermek istiyorum. Bir hayvan ileri geri dolaşıyor, tamamen hareketsiz yatıyor ya da stereotipik davranışlar sergiliyor olabilir. Bu gözlemler, esaret deneyimine dair bir şeyleri ortaya çıkarabilir.
3. Esaret altında yaşayan hayvanları fotoğraflarken onların deneyimlerini insan merkezli bir bakış açısına indirgemekten nasıl kaçınıyorsunuz?
İnsan merkezli bir bakış açısından kaçınmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Fotoğrafçılık tarzımı geliştirirken etik açıdan nasıl bir yol izleyeceğimi hâlâ anlamaya çalışıyorum. Bir görüntünün nasıl algılanacağını etkileyen yaratıcı kararlar alıyorum. Örneğin renkli fotoğraflar yerine siyah beyaz çalışmayı tercih etmem gibi. Kronofotografiyle oluşturulan görüntüler oldukça yoğun ve çoğu zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Renkleri kaldırmanın fotoğraflarımı sadeleştirdiğini düşünüyorum. Ancak belki de görüntüleri daha ham ve gerçeğe daha sadık kılmak için renkleri korumalıyım. Bu konuyu hâlâ değerlendiriyorum.
Ayrıca hayvan davranışlarını araştırmanın çalışmalarımın vazgeçilmez bir parçası olduğuna inanıyorum. Hayvanların doğal koşullarda nasıl davrandıkları ve esarete nasıl tepki verebilecekleri hakkında ne kadar çok şey bilirsem, sıkıntı belirtilerini fark etmek için o kadar donanımlı olurum. Bir hayvanın bireysel deneyimini hiçbir zaman bütünüyle anlayamasam da çalışmalarımın, insan duygularına dayalı varsayımlar yerine gözlem ve araştırmalara dayanmasını istiyorum.

4. The Roadside Zoo projesiyle insanların hayvanat bahçelerine bakışında nasıl bir değişim yaratmayı umuyorsunuz?
The Roadside Zoo projesinin, hayvanları esaret altında tutmanın normal olduğu düşüncesine meydan okumasını umuyorum. İnsanların hayvanat bahçelerini eğitim ve eğlence mekânları olarak görmekle yetinmeyip, camın diğer tarafındaki hayvan için esaretin ne anlama geldiğini düşünmelerini istiyorum.
Sonuç olarak projenin, insanların hayvanlarla ilişkilerini yeniden değerlendirmelerini ve onları kendilerine özgü ihtiyaçları, davranışları ve deneyimleri olan duyarlı canlılar olarak tanımalarını sağlamasını umuyorum. Çalışmalarım bir kişinin bile esarete ilişkin algısını sorgulamasına ya da farklı düşünmesine yol açabilirse anlamlı bir iş ortaya koyduğumu hissedeceğim.






Bir yanıt yazın