16 Kasım 2025, Pazar

Birinci tefrikayı okumak için burayı ziyaret edin.

Sıçrayanlar panikledi. Kimisi çöp torbalarının arkasına, kimisi boruların içine daldı. Ama koku her yere işliyordu. Benimse sıçrayacak hâlim yoktu. O an, yıllardır kullandığım alyanlı asansör hilesi aklıma geldi. Alyanın yanına sürüne sürüne gittim, ciğerlerim yanıyordu. Asansör aşağıdaydı, kabin kapıları açıktı. Düğmeye bastılar, yukarı çıktı. Ben de tam o anda metal rayın dibine sızdım, tek pençemle asıldım. Kabin yükselirken garaj katı, borular, çöpler ve ölü sessizliği geride kaldı.

5, 8, 12… ciğerlerim yanıyor, ama bırakmıyorum. Sonunda 15. katta asansör durdu. Kabin kapıları açılınca ben de tırmanarak yan boşluktan çıktım.

Karşımda, bembeyaz duvarlı, sessiz, kilim kokulu bir koridor… Köşede plastik bir palmiye. Yangın merdivenine açılan kapının yanındaki camdan baktım: aşağıda şehir, uzakta titreyen ışıklar. Burası başka bir dünya gibiydi.

Yukarıdan gelen hafif bir yemek kokusu vardı—kızarmış patlıcan ve biber. Yavaşça ilerledim. Hiç ses yoktu. Ne boruların uğultusu, ne çöplerin paslı hışırtısı… Karakafa’nın boğuk hırıltısı, Minnoş’un incecik tiz sesi, Fındık’ın koku bulunca heyecanlanan nefesi, Tömbek’in aceleci ama beceriksiz adımları… Hepsi birden kesildi. Yapayalnızdım. 

O koku geldi burnuma yeniden; o zehirli, keskin koku. Aşağıda, boruların arasında, çöplerin başında… hepsi şimdi sessizlikte. Hayır, sessizlik değil; sessizlikten bile daha ağır bir şey. Yokluk. Sadece yumuşak ayak sesleri ve uzak bir televizyon mırıltısı.

O gece bir kapının paspasına kıvrıldım. İçerideki sessizlikte, alt katların çığlıklarını unuttum. Belki de gerçekten yukarılarda, daha az umutsuz kokan bir hava var diye düşündüm.

Ama aşağıda kalanlar… Onların sesi bir daha gelmedi.

Ve ben, Tekpençe Sıçrayus von Engellion, On beşinci katta hayatta kalan tek sıçan oldum. Tekpençe olduğum, onlar kadar hızlı koşamadığım ve sıçrayamadığım için, o gece bir tek ben ölmedim. 

On beşinci kattaki ilk günlerim yabancılık kokuyordu. Ne boruların sıcak uğultusu vardı ne de çöp odalarının paslı kapıları. Ama burada başka bir avantaj vardı: çatıya giden kapı hep açıktı.

Merdivenlerden yukarı çıktım. Asansör dairesinin kapısını omzumla ittirdim. İçerisi tozlu, yağ kokulu ve sıcak benim için mükemmel. Metal halatların, dişlilerin, kablo makaralarının arasında karton parçalarını topladım. Bir köşeye eski bir bez parçası serdim; yuva buydu artık.

On beşinci katın sessizliğine alışmaya başladım. İnsanlar düzenliydi; çöplerini akşam sekizde bırakıyor, koridorlarda yüksek sesle konuşmuyorlardı. Ama sessizlik, bazen boğazına dizilen bir kemik gibi, yutulmuyordu.

Görsel betimleme: Resimde çizgi film tarzında, beyaz tüylü, pembe kulaklı ve uzun pembe kuyruklu bir fare görülüyor. Fare, yukarıdan sarkan büyük bir kolu ya da düğmeyi tek eliyle tutmuş durumda ve aşağıya doğru düşüyormuş gibi görünüyor. Yüz ifadesi şaşkın ve biraz da panik içinde. Arka planda koyu yeşil tonlarda, devasa ve karmaşık bir mekanizmayı andıran bir yapı var; sanki metal paneller, kapaklar veya bir makinenin iç bölmeleri gibi. Alt tarafta ve çevrede ise yoğun, parlak yeşil bir duman, zehir yükseliyor. Genel renk paleti parlak yeşillerle dolu; sahne hareketli, enerjik ve biraz da tehlikeli bir durum hissi veriyor.

Muzır Tefrika hakkında:

“Muzır Tefrika: Çeşitliliğin Dijital Öyküleri” projemiz, CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı kapsamında Avrupa Birliği desteğiyle muzir.org’da hayata geçiyor. Sekiz yazar ve çizerden; toplumsal cinsiyet eşitliği, kültürel çoğulculuk ve ifade özgürlüğü temalarında dijital öyküler, illüstrasyonlar ve sesli içerikler paylaşacağız.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin