Geçen hafta “Tehlikeli Avcı Erkekler” yazısını yayınlamıştık. Başlıktan anlaşılacağı gibi konu kadınları avlamak için kendilerini özel eğiten erkeklerdi. Motivasyonlarından, bu kadınları hangi yöntemlerle kandırdıklarından, hayatlarını nasıl ele geçirdiklerinden bahsetmiştim. “Dirty John” veya “Tinder Swindler” gibi dizilerden örnekler vererek, anlatılan hikayelerin bizlerden çok uzak olmadığını söylemiştim. Hatta hemen yanı başınızda, kendini dost, sevgili ya da kahraman gibi tanıtan birinin maskesinin altında bambaşka bir yüz saklanıyor olabilir.
Mesela bir arkadaşım onu dolandıran adamın kedisinin hastalığını kullanarak ona yaklaştığını anlatmıştı. Bir başka arkadaşım da annesine Alzheimer teşhisi konulduğunu paylaştıktan sonra aynı durumu yaşadığını ifade eden bir adam tarafından sömürülmüştü. İki arkadaşımın da ortak tepkisi “Ben bunu nasıl göremedim? Ben nasıl bu kadar aptalca davranabildim?” olmuştu. Bu durumun kesinlikle aptallıkla ilgisi olmadığını, sadece karşılarındakine inandıkları için kendilerinin suçlu olmadığını anlamaları bile çok uzun sürdü. Ama onların yaşadıkları daha çok küçük dolandırıcılıklardı. Şimdi bildiğinizin çok ötesinde yöntemlerle çalışan profesyonel bir avcıdan bahsedeceğim…
Bu kişi aynı zamanda benim arkadaşımdı.
Netflix’te yayınlanan *Bad Vegan: Fame. Fraud. Fugitives* belgeselini izlediyseniz, hikâyeyi bilirsiniz. Tanınmış bir restoran sahibi, “gizli görevlerde çalıştığını” iddia eden bir adam tarafından yıllarca manipüle edilir; güveni, sevgisi ve başarı hikâyesi sistemli biçimde sömürülür. Önce büyük ideallerle başlayan ilişki, sonra sürekli kontrol, duygusal istismar, maddi sömürü ve tam bir kabusa dönüşür. Bir zamanlar arkadaşım olan kişinin kadınlara uyguladığı yöntemlerle bu belgeseldeki karakterin yöntemleri neredeyse birebir aynıydı: kahramanlık hikâyeleri, güçlü kadınları hedef alma, bağımlılık yaratma, para sızdırma ve mahremiyeti silaha çevirme vs… Farklı coğrafyalar, farklı isimler… ama aynı zihniyet.
Şimdi bahsettiğim adamın hayatımıza nasıl girdiğini, dost maskesinin altındaki yüzünü ve arkasında bıraktığı “enkazları” anlatacağım.
Bu adamla 7-8 yıl evvel sosyal medyada paylaştığı muhalif bir yazısı vesilesiyle tanışmıştık.
Yazdıkları güçlü, iddialı, inandırıcıydı. Okuyucuyu nasıl etkileyeceğini iyi biliyordu. Anlattığı hikayelerle çok donanımlı biri olduğu izlenimi veriyordu. Yazdıkları binlerce kişi tarafından okunuyordu. Takipçilerinin yarısından fazlası kadındı. Öyle yakışıklı falan da değildi ama karizmatikti. Çok zekiydi. Eğitim geçmişi güçlü değildi ama kendini öyle pazarlıyordu ki, iyi eğitimli ve genel kültürü yüksek biri sanırdınız. Sözcükleri ustalıkla kullanıyor, doğru yerde susuyor, doğru yerde abartıyordu. Ona inanmıştım; yazdıklarına, duruşuna, dostluğuna… Ona öyle güvenmiştim ki çıkaracağı kitabın editörlüğünü yapma teklifini kabul etmiştim. Hatta gazetelerde köşe yazması için birkaç genel yayın yönetmeniyle bile konuşmuştum.
Son derece donanımlı olduğuna inandığım bu kişinin aslında boş bir çuvaldan ibaret olduğunu sonradan fark ettim.

Yıllar boyunca pek çok kişisel gelişim atölyesine katılmıştı ama en çok Afrika’da katıldığı bir eğitimden etkilenmişti. Zihin ve duygularını kontrol edebilmesi için insanları bir tabutun içine sokuyorlarmış. Tabuta ilk giren de o olmuş; tabutun içinde kaldığı o birkaç saat kendisine çok şey öğretmiş. Mesela bu deneyimini ballandıra ballandıra anlatırdı. Ağzı iyi laf yaptığından ortamdaki herkes onu dinler, tecrübeleriyle herkesi şaşırtırdı. Buna ek olarak İmralı’da askerlik yaptığından, eski istihbaratçı olduğundan bahseder; devletin içinde hala tanıdıkları olduğunu söylerdi. Öyle tuhaf ayrıntılar verirdi ki -anlattıklarını sorgulasanız bile- eninde sonunda ona inanırdınız.
Sonradan anlattıklarının çoğunun yalan ve abartı olduğu ortaya çıktı.
Gerçekler sessiz adımlarla, gölge gibi yaklaştı. Önce bana -sırdaş olarak güvenimi kazanabilmek için- karısını birkaç defa aldattığını itiraf etti. O sırada karısını henüz tanımadığım için sessiz kaldım. Sezgileri çok güçlüydü. Karşısındaki kişinin ruh halini, ihtiyaçlarını ve zaaflarını hızlıca çözebiliyordu. Ona göre strateji belirliyor, tavırlarını ona göre şekillendiriyordu.
Tanıştıktan birkaç hafta sonra beni karısıyla tanıştırdı. Eşi en büyük uluslararası firmalardan birisinde üst düzey yönetici, son derece başarılı ve çok güzel bir kadındı. Önceki evliliğinden ortaokula giden bir oğlu vardı. Bu adamla tanışmadan bir süre evvel boşanmıştı. Bu avcının da gözü hep güçlü, başarılı ve bağımsız (özellikle boşanmış) kadınlardaydı. Çünkü böyle kadınlar toplumsal onayla çevrili, kendi ayakları üzerinde durur ve görünürde kırılmazlar. Onların hayatına girmek ve bir parçası olmak bile hem avcının egosunu besler hem de uzun vadeli bir kazanç kapısı açar. Mesela aylar sonra, hiç haberim olmadan, yalnızca iki kez gördüğü bir arkadaşımdan borç aldığını öğrenmiş ve şok olmuştum. Karısını arayıp bu durumu anlattığımda, kadının çoğu arkadaşından aynı şekilde para almış olduğunu ve kadını evlilik içinde maddi yardımlaşma kisvesi altında yüksek meblağlarla dolandırdığını öğrendim. Artık boşanma aşamasındaydılar. Allahtan aynı evde çok uzun yaşamamışlardı çünkü kadın anlayıp kaynağı kesince adam çoktan başka denizlere yelken açmıştı bile. Tabii ki bu yalnızca buzdağının görünen kısmıydı. Sonra hayatını eşelemeye başladığımda bugüne kadar yaptığı birçok pislik de ortaya çıktı.
Bugüne kadar üç kere evlenmiş. İlk eşini tanımıyorum ama sonradan kadının kişisel gelişim uzmanı olduğunu öğrendim, Büyük ihtimalle ilk eşinden çok şey öğrenmişti. Neyse ki eşi -belki de kişisel gelişim uzmanı olduğundan- duruma erken uyanıp, önlem almış ve kendini kurtarmış.
İkincisi zaten yukarıda bahsettiğim arkadaşım… Üçüncüsü de tesadüfen lise arkadaşımın eski eşi çıktı. Bu defa önceki evliliklerindeki başarısızlıklarından öğrendikleri ile yöntemlerini o kadar geliştirmiş ki kadının sadece elindeki dükkânı almakla kalmamış, bütün birikimini de üstüne geçirmişti. Bunu kadını tamamen izole ederek yapmıştı. Ailesinden, çocuklarından bile uzaklaştırmıştı. Sürüden ayrılan kuzu misali… Tam bir kontrol manyağı olduğu için hayatına aldığı kadınların yaşamının her alanına sızmış, onları adım adım izlemiş. Önce güvenlerini kazanarak yavaşça kendi varlığını vazgeçilmez hale getirmiş. O sırada çok zayıf durumda olan kadın varsa onlara kendilerine yetemeyecekleri hissini aşılayıp, sonra da kurtuluşlarının tek yolunun kendisi olduğuna inandırmış. Bunu da tek başına yapmamış. Bildiği tanıdığı insanlardan hatta kendi ailesinden destek alarak profesyonel takım kurmuş. Bu adam kadınları yalnızca bugün değil, yıllarca kendisine bağlı tutacak zincirler örerek, onların korkularını, mahremini ve bağımlılığını kendi çıkarı için acımasızca harcamış.
Zamanla marifetleri ortaya çıkmaya başlayınca İstanbul’da barınamayacağını anladığı için bir ara Bodrum’a taşındı. Burada hedef profilindeki insanlara ulaşabileceği bir meslek dalında işe başladı. Ben kendisini takipteydim. Birlikte olduğu kadınlara ulaşabilmek ve onları uyarabilmek için elimden geleni yapıyordum. Ama onları öyle bir kandırmıştı ki, beni intikam almaya çalışan eski sevgilisi gibi görüyorlardı. Çünkü onlara beni bu şekilde yansıtmıştı. Bodrum’dayken birlikte olduğu başka bir kadınla tesadüfen tanıştım. Kadının anlattıkları beni şok etmişti. Kadın avcının ailesine evini açmış, adama iş aracı kisvesi altında son model bir araba almış, maddi yardımlarda bulunmuş vs… Bunu da gerçekten “ruh eşi” olduğuna inandığı için yapmış. Tanışalı çok kısa bir zaman olmasına rağmen, birlikte yaşamaya başlamalarının sebebinin bir hırsızlık olayı olduğunu söylemişti. Avcı, evine birisinin girmesinden çok korkan kadını güvende hissettirmek için evine taşınmış. Sonradan kadın evine girenin avcının ta kendisi olduğunu öğrendiğinde, onu hayatından çıkarabilmek için çok uğraşmış. Hatta bu kadın, adamın ikinci eşiyle birlikte bir yasal süreç için çabaladılar ama hukuktaki boşluklar yüzünden bir şey yapamadılar ve paralarını geri alamadılar. Adalet burada da kadınları yalnız bıraktı.
Avcının en sık kullandığı silah, mahremiyet… Kadınlardan en savunmasız anlarında öğrendiği sırları bir tehdit unsuru olarak saklıyor. Haliyle kadınların çoğu da sessiz kalmayı seçiyor. Çünkü aynı zamanda özellikle evlilik dışı ilişkilerinde kadınların haberli veya habersiz mahrem fotoğraflarını ya da videolarını çekiyor ve şantaj amaçlı bilgisayarında saklıyor. Bu kadınların sessiz kalmasının tek nedeni, sadece adamın elinde bulunan özel fotoğraflar, yazışmalar ve sırlar değil elbette; bunların üstüne aldatıldıklarını veya kandırıldıklarını kabul etmenin getireceği derin utanç da var. Toplumun kadına yüklediği “akıllı olmalıydın”, “nasıl fark etmedin” ya da “sen de izin vermişsin” gibi suçlayıcı söylemler, çoğu kadını sessizliğe itiyor. O sessizlik de adamın en güçlü kalkanı haline geliyor. Çünkü konuşmayan her kurban, onun bir sonraki hedefini daha rahat seçmesini sağlıyor. Bana göre en ağır ve affedilmez tarafı kadınları istismar etme yöntemleriydi. Bu istismarın yalnızca duygusal değil; bedensel, maddi, dijital ve psikolojik boyutları vardı.
Bugün bu satırları yazmamın nedeni, yaşadığım hayal kırıklığını ve şaşkınlığı kâğıda dökmek değil. Tanık olduğum bu düzenin çok sayıda kadını susturduğunu, sömürdüğünü ve hayatlarını geri dönüşsüz şekilde değiştirdiğini gördüm. Bu tür insanlar, sessizlikten beslenir. En tehlikeli yanları, yüzlerindeki maske; çünkü kendilerini toplumda “doğru” tarafta konumlandırır, ideolojik ya da insani söylemlerle güven kazanırlar. Maskenin altındaki gerçek, ancak cesaretle anlatıldığında ortaya çıkar. Ben bu yazıyla maskeyi biraz olsun aralıyorum. Geriye kalansa, bu satırları okuyanların avcıları fark etmesi, tanıması ve en önemlisi – susmaması…
Bahsettiğim avcının kalıplaşmış yöntemlerini maddeler halinde sıralamak gerekirse;
– Kronik yalancı olarak geçmişte hiç olmamış olayları yaşamış gibi anlatmak (örneğin istihbarattan olduğu ya da İmralı’da askerlik yaptığı yalanı)
– Mağdur edebiyatı parçalamak, kendisini acındırmak
– Hayatına giren kadınların özel geçmişlerini öğrenip şantaj malzemesi yapmak
-Gerekirse kadınları korkutarak, hayatlarını ele geçirmek
– Kadının en değer verdiği kişileri bağlamak ya da hayatından çıkarttırmak
– Evli olmasına rağmen başka kadınlara açık ilişki izlenimi vermek
– Boşanıyormuş gibi göstererek diğer kadınları kandırmak
– Kadının evine yerleşmek için muhtaç rolü yapmak, bir bahane bularak eve sızmak
– Kadınların bilgisi olmadan görüntülerini çekmek
– İnsanları yazılarıyla etkileyip duygularını sömürmek
– Herkesten borç veya kredi istemek, geri ödememek
– Kadınlarla mallarına konmak için evlenmek ve ailelerini manipüle etmek
– Bu düzeneklerde kendi ailesini ve yakınlarını kullanmak
– Kadının sosyal çevresindeki iyi mevkilerdeki arkadaşlarına ulaşmaya, onlarla yakınlık kurmaya çalışmak; böylece hem prestij kazanmak hem de yeni fırsatlar elde etmek.






Bir Cevap Yazın