Netflix’te yayınlanan “Tinder Swindler”, “Dirty John” veya “Bad Vegan” yapımlarını izlediniz mi? Bunlar yalnızca belgesel ya da dizi değil; modern dünyanın karanlıkta kalan bir gerçeğini gözler önüne seren uyarı niteliğindeki hikâyeler… Ve bu hikayelerdeki avcılar ve kadınlar son derece gerçekler…
Üçünde de benzer senaryolar var; “Tinder Swindler”da Tinder uygulaması üzerinden lüks yaşam ve sonsuz aşk vaatleriyle onlarca kadınları dolandıran kadın düşmanı bir adam, “Dirty John”da kronik yalancı, saldırgan, uyuşturucu müptelası bir psikopat, “Bad Vegan”da ise istihbaratta çalıştığını söyleyerek, ileri manipülasyon teknikleriyle kadının servetini ele geçiren, tecavüzcü bir sosyopat … Özetle, farklı hikayelerde olsalar da üç karakter de aynı yapbozun parçaları, aynı modelin farklı versiyonları sadece…Karşılarında ise güçlü, başarılı, akıllı ama duygusal olarak hassas bir dönemden geçen kadınlar…
Tekrar söylüyorum, bu hikayelerin hiçbiri kurgu değil!
Başlangıçta hayallerin ötesinde bir aşk ve güven ilişkisi gibi görünen şey, zamanla duygusal sömürüye, fiziksel istismara, mali dolandırıcılığa ve hatta kimlik yitimine dönüşüyor. Çekici, zeki, ağzı laf yapan, karizmatik hatta bir nevi kahraman gibi görünen adamların, güçlü, başarılı ve bağımsız kadınları nasıl hedef aldıklarını, adım adım sevdikleri herkesten izole edip hayatlarını nasıl ele geçirdiklerini anlatılıyor.
Bu avcıların hedefi özellikle güçlü, çok başarılı, zengin, kendi ayakları üstünde duran kadınlar… Rastgele kurban değildir bunlar, öyle bir anda karşılarına çıkmaz, aynen bir avcının avını saatlerce beklemesi gibi uygun zamanı kollar. Bunun için de emin olun haftalarca, aylarca hatta yıllarca bekleyebilir. Elinin altında avcıya bekleyebileceği zamanı sunabilen bir kurbanı vardır zaten. Birkaç yıl içinde foyaları meydana çıkacağı için gelecek kurbanlarını çok uzun zaman evvel belirlemişlerdir aslında. Bir öncekiyle işi bittiği zaman diğerine yol alır.
Peki, nasıl oluyor da bu güçlü, çok zeki ve başarılı kadınlar bunların ağına düşüyor?
Bu tip avcıların çoğu son derece zeki insanlar; karşısına çıkan kadınları etkilemek için resmen önceden hazırlanıyorlar. Çoğu hikâye anlatma yeteneği güçlü, donanımlı, yakışıklı olmasa bile karizmatik figürler… Onlar için mesele, kadını yalnızca etkilemek değil; sahip oldukları her imkanından yararlanabilmek için hayatlarını ele geçirmek…. İlginçtir, avcıların çoğu derslerine çok iyi çalışıyor. Yaptığım araştırmada bazılarının yaşam koçluğu yaptıklarını, kişisel gelişim odaklı programlara katıldıklarını, NLP (Neuro Linguistic Programming), hipnoz, enerji alanları gibi benzer teknikler kullandıklarını bile gördüm. Kıyıdan köşesinden bile olsa aldıkları bu tarz eğitimler sayesinde, hangi sözün hangi duyguyu tetikleyeceğini, nasıl bir cümleyle karşısındakini baştan çıkaracağını çok iyi biliyorlar. Bunların hepsi de bilimsel temeli olan çalışmalar… Kulağa saçma geliyor değil mi, ama başınıza hiç gelmediyse bunu anlayabilmek çok zor.
Bunların yanı sıra, gerçeklikten koparma (Gaslighting), izole etme, muhtaç bırakma, suç ortaklığına zorlama, tehdit/ şantaj vb. gibi pek çok yöntemi de bir arada kullanıyorlar.
Öyle hemen de kendilerini belli etmiyorlar; pusuya yatarak uzunca bir süre takip ettikleri avlarının en zayıf anını bekliyorlar. Bizler hayatımızın “özel” anlarını sosyal medyada paylaşıyoruz ya; platforma koyduğumuz bütün bilgileri not alıyorlar. Nereye gidiyoruz, nasıl giyiniyoruz, nelerden hoşlanıyoruz, kimlerle görüşüyoruz, ne yiyoruz, kısaca hayatımızda ne var ne yoksa gözlerinin önünde… Derken… bir kere tökezlemeye görelim; hemen bekledikleri aparttan çıkıp hedeflerine doğru yol alıyorlar. Tökezlemek derken neyi kastediyorum? Mesela 35 yaş üstü olup boşanma evresinde olmak (özellikle bekar anneler en uygun adaylar) … Aşka ve insanlara güvenimizi kaybetmek… Yakın çevremizde büyük kayıplar yaşamak… İşten ayrılmak… Hatta kedimizin, köpeğimizin hastalanması bile onlara hayatımıza girebilecekleri kadar bir kapı aralayabiliyor…Yaşama dair büyük sorgulamalar içindeyken, duygusal olarak en savunmasız haldeyken ve tutunacak bir dal ararken, avcılar kendilerini tam da o dal gibi gösteriyor. Ve kadınlar tam da bu anlarda tuzağa düşüyor.
Dolayısıyla avcıya inandığınız için aptal değilsiniz, sadece ağaçlardan dolayı ormanı göremiyorsunuz ve görebilmeniz için de ormanın dışına çıkmanız gerekiyor.
Peki, avcılar avlanmak için ne gibi manipülasyon yöntemleri kullanır?
Mesela en ilgiye ihtiyacınız olduğu bir andasınız; bir anda üstünüze ağdalı, yapış yapış aşk sözcüklerinden oluşan bir bomba atılır. Çiçekler, hediyeler, iltifatlar, romantik yemekler, olur olmadık yerde karşınıza çıkmalar… neye uğradığınızı şaşırırsınız. Hatta önce içgüdüleriniz sizi korumaya çalışır, ama bağışıklığınız öyle düşmüştür ki karşınızdaki “tipiniz” olmasa bile, bu “love bombing”e karşı koyamazsınız. Duymak istediğiniz her şeyi söyler, görmek istediğiniz her şeyi gösterirler. Belki de daha evvel hiç bu kadar sevilmediğinizi, bu kadar mutlu olmadığınızı bile düşünürsünüz.
Çünkü Sabahattin Ali’nin deyimiyle “ağzında kurt dişleri olan kuzu görünümlü adamlar”dır bunlar…
Bir kere size ulaşmaya görsünler, kabuğunuzu kırmak için ellerinden geleni yaparlar. Mesela, ortak travmalardan bahsederek yapay bir bağ kurmaya çalışırlar. Aslında gerçek olmayan özel sırlar paylaşarak karşı tarafın da sır vermesini sağlarlar. Hızlı güven inşası için “ruh eşi” söylemleriyle, kurbanın zihninde bir ‘biz’ imgesi yaratır ve bu hayali ilişkinin içine para, sır, cinsellik, itibar gibi pek çok şeyi dahil ederler. Sonra etrafınızı adeta bir örümcek ağıyla sarar, önce kalbinizi, sonra bedeninizi, malını mülkünüzü, son olarak da hayatınızı ele geçirirler. Markete bile yalnız başınıza gidemez, onlardan habersiz hiç kimseyle iletişim kuramaz, mesaj bile atamaz hale gelirsiniz. Bunları yaparken sizi özellikle ailenizden, yakınlarınızdan, dostlarınızdan, sevdiklerinizden uzaklaştırır, sizi öylesine yalnızlaştırırlar ki hem kim olduğunuzu unutursunuz hem de etrafınızda yaptıklarına şahit olacak bir kişi bile kalmaz. Ve siz başınıza geleni fark edene kadar iş işten çoktan geçmiştir.
Madem böyle, neden kadınlar bu avcıları ifşa etmez ve sömürüye sessiz kalır?
Bunun cevabı çok basit; önce toplum baskısı… Aldatılma veya kandırılma nedeniyle hissedilen büyük utanç… Çevresinde “aptal” gibi görüneceği korkusu… İtibarının daha da yerle bir olacak olması… Ailesinin, çocuklarının öğreneceği endişesi… Hissettikleri büyük ızdırapla gelen suçluluk duygusu… En vahimi de kendilerini güvende hissettikleri için paylaştıkları sırlar, mahrem anlarda çekilmiş fotoğraflar / videolar sebebiyle şantaja maruz kalmaları… Üstelik buna ölüm tehditlerini hatta yaşadıkları taciz, tecavüz ve saldırıları da eklersek, sessiz kalmalarının sebebini hepimiz anlayabiliriz.
Bu yüzden bu kadınların hiçbiri avcılara inandıkları için suçlanmamalı! Unutmamalıyız ki karşılarındakiler insan değil; yırtıcı, tehlikeli ve sapkın yaratıklardır. Ve burada sorulması gereken asıl soru “bu akıllı kadınların bunlara nasıl kandıkları” değil, bu sistemin neden ve nasıl bu kadar çok ‘avcı erkek’ yetiştirdiği olmalıdır.
Hamiş: Bu yazıyı yazmak istedim çünkü bu avcılar sandığınız kadar uzakta değiller. Yakın arkadaşlarımdan birkaçı dahil olmak üzere, tanıdığım onlarca kişinin bu yollarla manipüle edildiğini biliyorum. Çok zeki, güçlü ve hayatta çok şey başarmış kadınların dahi av haline gelebildiğine şahit oldum. Ve bu kadınların büyük kısmı, başlarına geleni en yakınlarından başka kimseye anlatamadılar. O yüzden iş başa düştü. Haftaya bu yazının yayımlanacak ikinci kısmında, sevdiğim bir arkadaşımın bu yırtıcı avcılardan birinin tuzağına nasıl düştüğünü ve zekasıyla nasıl ucuz kurtulduğunu tüm detaylarıyla anlatacağım…
Bahsedeceğim avcı aynı zamanda benim de arkadaşımdı.






Bir Cevap Yazın