Bu mahallelerin oluşum sürecinde, dönemin toplumsal hareketleri ve özellikle sol-sosyal demokrat eğilimli grupların örgütlenme ve dayanışma pratikleri etkili oldu.
1980 askeri darbesi sonrasında, bu mahallelerde kolluk ile bazı mahalle sakinleri arasında zaman zaman gerilim ve çatışmalar yaşandı; bu süreçte can kayıpları da meydana geldi. Dönemin politik atmosferinde, mahalleliler kamusal otoriteyle sık sık karşı karşıya geldi.
2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarının ardından Türkiye genelinde yaşanan politik ve toplumsal dönüşümler, bu mahallelerde büyüyen genç kuşakların yaşam koşullarını ve gelecek beklentilerini de etkiledi. Eğitim, istihdam, kentleşme ve güvenlik politikalarındaki değişimler, bölgedeki çocukların ve gençlerin deneyimlerini önceki kuşaktan çok daha farklı bir şekilde dönüştürdü.
Her geçen gün ağırlaşan yaşam standartları, kötü çalışma koşulları, geleceksizlik ve eğitime erişememek, bu mahallelerin gençlerinin adalet duygusunu parçaladı ve onları bambaşka bir yola sürükledi. Uygun koşullar yaratıldığında, herkes “bir şey” olabilir.
Gazeteci Sadık Güleç ve Osman Çaklı, bu mahallelerde yavaş yavaş yayılan, günümüzde ise etki alanı uluslararası boyutlara ulaşmış “Yeni Nesil Çeteler”i inceledi ve bir kitap haline getirdi. Kitapta “Barış Boyun” çetesinden, “Daltonlar”a, “Red Kitler”den, “Casper”lar ve “Çirkinler”e kadar ismi bir çizgi film kuşağını andıran çetelerin doğuş hikayeleri, motivasyonları, üyelerinin çeşitli özellikleri ve icraatları anlatılıyor.
Gazeteci Osman Çaklı, kitabı yazarken yaşadıkları zorlukları, kitabın öncesini ve sonrasını, yeni nesil çetelerin yapısını ve bu yapılarla mücadelenin önemini Müberra Ünsal’ a anlattı.

Kitabı yazarken karşılaştığınız zorluklar nelerdi? Alan araştırması sırasında eklemeyi sakıncalı bulduğunuz veriler oldu mu? Yaptığınız görüşmelerde hangi gözlemleri öne çıkardınız?
Kitabı yazmaya karar vermeden önce GazeteDuvar’da çeteleşme mefhumuna dair haberler yapıyorduk. Sadık Güleç ile birlikte bir belgesel de çektik. Hatta daha öncesinde Sadık Güleç’in bir yazısı yayımlandı. “Mafya TikTok’ta racon kesiyor” başlığıyla, o dönem çok ilgi görmüştü. Çok yeni bir şeydi.
Haberler yaptıkça ve açılan soruşturmaları takip ettikçe, ilişki ağımız genişlemeye başladı. Önce sosyal medya üzerinden görüşmeler gerçekleştirdik. Güvenlik gerekçesiyle bunun daha doğru olacağını düşündük. Aylar sonra yüz yüze görüşme yapmaya karar verdik. Bunun için de kendi güvenlik tedbirlerimizi aldık. Örneğin kalabalık, işlek ve merkezi bir konumda buluşabileceğimizi belirttik. Görüşmelerde sorun olmadı. Elbette şunu kendimize soruyorduk, “bizimle neden görüşmek istiyorlar?” yani manipüle etmeye çalışıyorlar belki diye düşünüp, aldığımız bilgileri teyit etmeden ne kitaba ne de habere eklemiyorduk. İki farklı teyit mekanizması işlettik ve çapraz sorgulama yöntemine benzer şekilde bilgileri karşılaştırıp emin olduktan sonra yazmaya karar verdik.
Yaptığımız görüşmelerde insanların bu çeteleşme, mafyatik ilişkiler ve uyuşturucu-silah gibi işlerden artık yorulduğunu görüyorduk. Bir şikayet vardı evet ama onu ne yapacağını bilemez bir hal izliyordu. Görece emniyet gözetiminden ve hatta mahalle içindeki güvenlik dinamiklerinden kaçabilen ya da saklanabilen bir kabiliyete çoktan erişilmişti. Gençlerin peşi sıra ölmesi bir endişe yaratmıştı. İnsanlar kendi çocuklarının bu çetelerle ilişki kurmasından korkuyordu. Hatta, “Keşke solcular geri gelse” diye başlayan cümleler kuruyorlardı.
Buzdağının “teyitsiz” yüzü
Diğer taraftan hangi mahalleye gidelim diye düşünürken aklımızda zaten bir bilgi vardı. Biz özellikle solun bir dönem aktif olduğu ancak halen var olduğu yerleri seçip oralardaki etkiyi görmek istedik. Sakıncalı sayılabilecek bilgiler genelde teyitsiz olduğu için hiçbir yerde bahse konu etmedik. Fakat şöyle bir gelişme yaşandı. Biz Daltonlar suç örgütünün İstanbul’da saatler içerisinde 100 silahlı genci sokağa çıkarabileceği iddialarını işittik, buna inanmadık. Yaklaşık bir yıl sonra yani 18 Kasım 2025 akşamı İstanbul’un çeşitli ilçelerinde ellerinde silah olan yaklaşık 100 çete üyesinin gösteri yaptığı görüntüleri görünce, iddia somutlaşmış oldu. Halen böyle iddialar mevcut, ancak sakıncalı olduğu için söylememek daha doğru. Günün birinde somutlaşırsa o zaman söyleriz.
Kitap yayımlandıktan sonra tehdit aldınız mı?
Kitap yayımlanmadan önce bir kere tehdit aldım. Ailemin evinin adresi bana mesaj olarak atıldı ve tahmin edebileceğiniz küfürler sıralandı. Başta şikayetçi olmayı düşündüm ama güncel adresim ortaya çıkar endişesiyle şikayetçi olmaktan vazgeçtim. Ciddiye almadığım tehditler de oldu. Onlardan biri bana “Seni kevgire çevireceğim” mesajı atmıştı. Başta dikkate almadım ve gerçek olmadığını düşündüm, ardından Barış Boyun dosyasında tutuklandığını gördüm. İddianameden adına baktım ve çete içerisinde rolünü görünce bunun gerçek olabileceği ihtimalini anladım. Ancak kitap yayımlandıktan sonra bir tehdit olmadı.
Sol örgütlerin iktidar tarafından zayıflatılması çetelere alan açtı diyebilir miyiz?
Sol-sosyalist örgütlerin öncülüğünde aslında toplumsal muhalefet sistematik olarak parçalanmaya ve bastırılmaya çalışılıyor. Nispeten bunun başarıya ulaştığını da söylememiz gerekiyor.
Kimi sol örgütlerin mücadele tarzı, “miras” bıraktığı yöntem, kendinden sonrasına şiddeti devretti. Burada özeleştirel mekanizmanın işlemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü devlet organizasyonu sizi güçlü olduğunuz yerlerde yenilgiye uğrattığında, süreç artık aleyhinize gelişiyor.
Peki, bu geri alınabilir mi?
Türkiye’de çocukların istisnasız hepsi şiddet mağduru. Özellikle kamu hizmetlerinin eşit ve nitelikli şekilde ulaşmadığı bu mahallelerdeki tablo çok daha kötü sonuçlar doğuruyor. Bir dönem sınıfsal öfkenin sınıfsal bilinci de vardı. Artık gençler arasında yalnızca sınıfsal öfke var, sınıfsal bilinç yok. Bu elbette neoliberalizmin yarattığı dünya düzeni ile doğrudan ilgili. Sol içi yapısal sorunlardan daha çok dışsal olguların varlığı çelişmeyi doğurdu. Bunu da görmemiz gerekiyor.
Neoliberal kapitalizmin krizi, yeni nesil çeteleri de doğuran etkenlerden biridir diyebilir miyiz? Dünyada varlığını sürdüren çeteler de Türkiye’deki gibi özellikler gösteriyor mu?
Dünyada varlığını sürdüren ya da ortaya çıkan çeteleşmeleri aslında Türkiye izliyor. Yani en son Meksika’da olanları hatırlayın. Kartelin paramiliter gruplarındaki silahlar pek çok ülkede yok denecek kadar az. Cinayet işleme biçimleri, gücü ve yerel hegemonyasını Türkiye’deki çeteler izliyor. Ancak Türkiye’de Meksika’daki gibi bir tablonun ortaya çıkması çok olası değil. Çünkü Türkiye hep merkezi ve otoriter bir yönetim biçimine sahip oldu. Devlet buna müsaade etmez diye düşünüyorum.
“Türkiye’de bütün çocuklar risk ve tehdit altında”
Konuya dair Türkiye’de yeterli çalışma olmadığından söz ettiniz, bu konuyla yeterince mücadele edilmiyor diyebilir miyiz? Bunun nedenleri nedir sizce?
Çeteleşme fenomeninin iyi anlaşılması için akademinin buraya dahil olması gerekir. Yalnızca polisiye tedbirlerle çözülebilecek bir sorun olmayı çoktan geçtik. Maalesef akademi bu alanda yetersiz. Türkiye’de literatür zayıf olduğu için akademi buraya girmeyi çok tercih etmiyor, ben farkında olduklarını da düşünmüyorum. Son dönemde yazılanları takip ediyorum, okuyorum genel hat bir ezber üzerine kuruluyor. Oysa gerçek orada, sokakta. Temas etmeden, anlamadan bizim söylediklerimizi de çok iddialı bulanlar oluyor.
Bu fenomenle mücadele edilememesi aslında çok katmanlı bir sorun. Toplumsal muhalefetin yaşadığı sorunlar, iktidar perspektifi, yaşanan tekil olaylar. Mesela çocukların failleri de çocuklar olmaya başladı. Bu dramatik bir tablo. Acılı aileler cezaların artırılmasını talep ediyor. Bu olağan bir çıkış anlıyorum. Yasalarla ihtilafa düşen çocuklarla ilgili maalesef sağlıklı bir tartışma ortamı olmuyor. Rasyonel iki söz eden linç edilip hedef gösteriliyor. Şunun unutulmaması gerekir, tekil olaylar yüzünden toplumsal uzlaşılar değişmez. Burada rasyonel biçimde bir tartışma ortamı sağlanırsa, çocuklar için daha güvenli bir ortam sağlanabilir. Bu pekala mümkün ve gereklilik. Türkiye’de bütün çocuklar risk ve tehdit altında…






Bir Cevap Yazın