Aralık 2024’te İstanbul Havalimanı’nda gerçekleştirilen bir operasyonla uluslararası hayvan kaçakçılarının elinden kurtarılan yavru goril “Zeytin”, yaklaşık bir buçuk yıldır Türkiye’de belirsiz bir esaret altında tutuluyor. Yakalandığı ilk günlerde bürokrasinin ve kolluk kuvvetlerinin büyük bir “kurtarma başarısı” olarak kamuoyuna sunduğu bu hikaye, aradan geçen uzun süreye rağmen nihai amacına ulaşabilmiş değil. Zeytin’in ait olduğu coğrafyaya ve kendi habitatına geri gönderilmesi (repatriyasyon) için sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen geniş çaplı kampanyalar, ne yazık ki hukuki ve siyasi kurumlardan gerekli desteği göremedi ve bürokratik sessizliğe takıldı.

Uluslararası çevre diplomasisi çevrelerinde geniş yankı bulan bu vaka, Türkiye’deki yerel hukuk, siyaset ve bilim kurumlarının küresel krizler karşısındaki hantallığını gözler önüne seriyor.

Hayvan hakları hukukunda kurumsal boşluk: CITES ve Barolara bağlı hayvan hakları komisyonları

Türkiye, Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme’ye (CITES) taraf ülkeler arasında yer alıyor. Bu uluslararası sözleşmenin temel ruhu; kaçakçılıkla ele geçirilen ve nesli tehlike altında olan yabani hayvanların, hızla rehabilite edilerek kendi coğrafyalarındaki akredite merkezlere veya doğal yaşam alanlarına iade edilmesini esas koşuyor.

Toplumsal ve etik davalarda hukuki rehberlik misyonu bulunan barolar bünyesindeki Hayvan Hakları Komisyonları, Zeytin’in 1,5 yıldır yapay koşullarda tutulması karşısında bugüne kadar yönlendirici hiçbir kurumsal adım atmadı. CITES’e uygun olmayan bu kararı hukuki açıdan  en iyi yorumlayabilecek kurumlar olmalarına rağmen hiçbir açıklama yapılmadı. İstanbul ve Ankara Hayvan Hakları Komisyonları’na mail atıldı, telefon ile ulaşıldı, konuya dair görüş talep edildi fakat karşı taraftan hiç bir dönüş olmadı. Hukuki çerçevenin yanı sıra etik çerçeveden de incelendiğinde goril Zeytin’in gönderilmemesi kararı henüz hukukçu hayvan hakları savunucuları tarafından hiçbir şekilde eleştirilmedi. 

Muhalefet partileri de sınıfta kaldı

Türkiye siyasetinde doğa ve hayvan hakları savunucusu olmak amacıyla konumlandıran Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Doğa Hakları ve Çevre Genel Başkan Yardımcılığı , Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ekoloji, Tarım ve Hayvan Hakları Komisyonu ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hayvan Hakları Komisyonu, Goril Zeytin davasında şu ana kadar bütünüyle sınıfta kaldı.

Kendi kurumsal sayfalarında doğayı ve canlı yaşamını koruma vaadinde bulunan bu birimlerin, 1,5 yıldır devam eden uluslararası bir esarete ve çevre diplomasisi krizine göz yummalarının bir bahanesi olamaz. Siyasi partilerin ekoloji birimleri, kendi programlarındaki teorik iddiaları pratik siyasete dökememiş, parlamento düzeyinde bakanlığı sıkıştıracak tek bir etkili soru önergesi ya da diplomasi trafiği başlatamayarak süreci çoktan kaçırmış ve Zeytin’i siyasi bir yalnızlığa terk etmiştir.

Bilimsel gerçekler: Esaretin yarattığı psikolojik yıkım ve akademik atalet

İşin biyolojik boyutu ise siyasetin ve hukukun hantallığının faturasını ağırlaştırıyor. Jane Goodall Enstitüsü tarafından yapılan açıklamalarda, gorillerin son derece sosyal ve gelişim süreçlerinde anne/aile bağına muhtaç canlılar olduğu sıklıkla vurgulanıyor.

Zeytin’in bir hayvanat bahçesinde, kendi türünden tamamen yalıtılmış olarak yoğun insan etkileşimi altında tutulması, bilim dünyasına göre onda kalıcı kronik stres, depresyon ve antropomorfizasyon (insanlaşma) riskini beraberinde getiriyor. Bu durum, ileride Afrika’daki akredite bir sığınağa (sanctuary) transfer edilse dahi kendi türüyle bağ kurma ve doğaya uyum sağlama yeteneğini tamamen yok edebilir. Türkiye’deki üniversitelerin yaban hayatı uzmanları, primatologlar ve veterinerlik fakülteleri de goril Zeytin’in sürecini görmezden gelerek, bürokrasinin “Türkiye Zeytin’i çok sevdi, Nijerya tehlikeli, burada hayvana iyi bakıyoruz” şeklindeki sığ savunmalarına dolaylı yoldan zemin hazırlamaktadır.

Geç kalınmış süreç için kurumlara açık çağrı

Goril Zeytin’i beton duvarlar arasında yalnız bırakmak, kaçakçıların başlattığı esareti bürokrasi eliyle sürdürmektir. Bugüne kadar sessiz kalan tüm bu yapıların, geç kalınmış bu süreci acilen değerlendirmesi ve sorumluluk alması gerekmektedir:

  1. Baroların hayvan hakları komisyonlarına: Konu ile alakalı uzman görüşü almak amacıyla bir  primatolog ile görüştünüz mü? Bir buçuk yıllık bu gecikmeyi telafi etmek adına, CITES standartlarının işletilmesi için bakanlığa yönelik kurumsal ve hukuki bir baskı mekanizması kurmayı planlıyor musunuz? Hayvan etiği açısından konuyu değerlendirdiniz mi?
  2. Siyasi partilerin ekoloji birimlerine: Daha fazla geç olmadan, kurumsal programlarınızdaki vaatlerin arkasında durarak Zeytin’in durumunu acil koduyla TBMM gündemine taşıyacak mısınız? Konuyla ilgili halkı bilgilendirmek, dikkati Zeytin’in üstüne çekmek amacıyla kampanya başlatacak mısınız?
  3. Yaban hayatı ve akademik kürsülere: Bürokratik sessizliğe ortak olmayı bırakıp, uzun süreli yalnızlığın Zeytin üzerinde yarattığı biyolojik ve psikolojik hasarları raporlaştırarak resmi kurumlara sunacak mısınız? 

Defending Gorilla Zeytin: Zero Political and Legal Support!

Baby gorilla “Zeytin,” who was rescued from international animal smugglers during an operation at Istanbul Airport in December 2024, has been kept in an uncertain captivity in Türkiye for nearly 1.5 years. This rescue story, presented to the public by the bureaucracy and law enforcement in its early days as a massive “rescue success,” has failed to reach its ultimate goal despite the long period that has passed. Broad campaigns launched by non-governmental organizations to repatriate Zeytin to his geography and native habitat have unfortunately received no support from legal and political entities, hitting a wall of bureaucratic silence.

This case, which has drawn widespread resonance in international environmental diplomacy circles, exposes the inertia of local legal, political, and scientific institutions in Türkiye in the face of global crises.

The Missing Pillar of Law: CITES and Bar Association Animal Rights Commissions

Türkiye is among the signatory states of the Convention on International Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora (CITES). The core spirit of this international treaty dictates that confiscated endangered wild animals must be swiftly rehabilitated and returned to accredited centers or natural habitats in their native countries.

The Animal Rights Commissions within the bar associations, which hold a mission of legal guidance in social and ethical cases, have not taken a single instructive institutional step over the 1.5 years that Zeytin has been kept in artificial conditions. Although they are the primary institutions capable of legally interpreting this non-compliant decision regarding CITES, no statement has been issued. E-mails were sent and phone calls were made to both the Istanbul and Ankara Bar Association Animal Rights Commissions requesting a statement; however, no response was received. Investigated not only through a legal framework but also an ethical one, the decision not to repatriate gorilla Zeytin has yet to face any criticism from lawyer animal rights advocates.

The Opposition’s Failing Environmental Policies

The Republican People’s Party (CHP) Vice Presidency of Nature Rights and Environment, the Peoples’ Equality and Democracy Party (DEM Party) Ecology, Agriculture and Animal Rights Commission, and the Workers’ Party of Türkiye (TİP) Animal Rights Commission—which position themselves as protectors of nature and animal rights in Turkish politics—have completely failed the test in the case of Gorilla Zeytin.

Having an environment that is “still learning about nature and ecology” cannot serve as an excuse for these entities, which promise to protect nature and living life on their institutional pages, to turn a blind eye to an international captivity and environmental diplomacy crisis that has been ongoing for 1.5 years. The ecology wings of political parties have failed to translate their theoretical claims into practical politics. By failing to launch a single effective parliamentary question or diplomacy effort to pressure the ministry at the parliamentary level, they have long missed the window of opportunity, abandoning Zeytin to political isolation.

Scientific Realities: Psychological Devastation of Captivity and Academic Inertia

The biological dimension of the issue exacerbates the heavy toll of political and legal inertia. Statements by the Jane Goodall Institute frequently emphasize that gorillas are highly social creatures that rely deeply on maternal and family bonds during their development.

Keeping Zeytin in a zoo, completely isolated from his own species and under intense human interaction, brings along risks of permanent chronic stress, depression, and anthropomorphization (humanization) according to the scientific world. Even if he is transferred to an accredited sanctuary in Africa in the future, this situation could entirely destroy his ability to bond with his own species and adapt to nature. Wildlife experts, primatologists, and veterinary faculties in Türkiye’s universities are also ignoring gorilla Zeytin’s process. In doing so, they indirectly pave the way for the bureaucracy’s shallow defenses, such as “Türkiye fell in love with Zeytin, Nigeria is dangerous, we are taking good care of the animal here.”

An Open Call to Institutions for a Delayed Process

Leaving Gorilla Zeytin alone within concrete walls means sustaining the captivity initiated by smugglers, through the hands of bureaucracy. All these entities that have remained silent until today must urgently evaluate this delayed process and take responsibility:

  • To Bar Association Animal Rights Commissions: Have you consulted with a primatologist to obtain an expert opinion on this matter? To compensate for this 1.5-year delay, do you plan to establish an institutional and legal pressure mechanism against the ministry to enforce CITES standards? Have you evaluated the issue from the perspective of animal ethics?
  • To Political Parties’ Ecology Units: Before it is too late, will you stand behind the promises in your institutional programs and bring Zeytin’s situation to the Turkish Grand National Assembly (TBMM) agenda as an emergency? Will you launch a campaign to inform the public and draw attention back to Zeytin?
  • To Wildlife and Academic Departments: Will you stop being complicit in this bureaucratic silence and draft an independent scientific report detailing the biological and psychological damage that long-term isolation inflicts on Zeytin, and present it to official institutions?

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin