Modern çağda kimilerinin unuttuğu, insanlığın yüzyıllardır dostu olan köpekler sandığımızdan çok daha uzun bir zamandır bize yoldaşlık ediyor. Köpeklerin insanlar tarafından ilk evcilleştirilen tür olduğu hakkında günümüzde birçok kanıt bulunuyor. Bu dostluğun temeli 15 bin ila 40 bin yıl önce Avrupa ve Asya’da türler arası sahiplenmeye dayanıyor. Teoriye göre; tüm köpeklerin ortak atası olan tarih öncesi gri kurtlar, insanların artan yemeklerini, yaşam alanlarının yakınına bırakmaları sonucunda insanlara yaklaşmış, insanlar ise gri kurtların yavrularını alarak evcilleştirmiş. Benzer besinleri tüketmek, topluluklarımızın benzer büyüklüğü ve yavruların ebeveynlerinden benzer şekilde bakım görmesi türler arası adaptasyonu büyük ölçüde hızlandırmış. Öyle ki bu dostluk, insanlığın evrimleşmesinde bile önemli bir rol oynamıştır.
Antropoloji profesörü Pat Shipman, Homo Sapiens’in köpeklerle olan işbirliğinin, nesli tükenmiş olan Neandertaller’i alt etmesinde önemli bir etken olduğunu öne sürüyor. Avcı toplayıcı zamanlarda ise hem köpekler hem de insanlar bu işbirliğinden faydalanıyordu. İnsanlar için köpekler daha büyük avların peşinde koşarken ortaklık etmenin yanı sıra düşmanlara karşı daha koruyucu hale gelmelerini sağlarlardı. Karşılığında insanlar, avlarını köpeklerle paylaşırdı. Bu ortaklığa zamanla sıcak bir dostluk eklendi. İnsanlar tüylü dostlarını mağaraların, stelin üzerine kazıdı. Tarihe bu dostluktan bir iz bıraktı.
Zamanla avcı toplayıcı konumundan yerleşik tarım hayatına geçen insanlık bir diğer yoldaşı kedilerle tanıştı. Günümüz kedilerinin ataları, 10 bin yıl öncesinde Dicle ile Fırat’ın yakınlarındaki Bereketli Hilal bölgesinde tarlaların arasında sessizce dolaşan avcılardı. Kedilerin müdavimi olduğu tarlalar en verimli hasatı verdi ve insanlık kedilerin dostluğunu kazanmak için çabaladı.
Kedilerin evcilleşme süreci köpeklerden ve diğer türlerden oldukça farklı. Geriye dönüp baktığımızda atların dünyanın farklı bölgelerinde birbirinden bağımsız olarak birkaç defa evcilleştiğini görmek mümkün. Kedilerin ise tarihte sadece bu bölgede insanlarla yakın iletişime geçtiğini biliyoruz. Bir bakıma bütün bu ilişki, bir kedinin bir insanı seçmesiyle başlamış dersek oldukça yerinde olur.
Ancak sevgi, bir kere filizlendiğinde geride bırakılamaz. İnsanlık bunu biliyordu ve göç ederken kedilerini de yanlarına almayı ihmal etmediler. Böylece ev kedileri (felis catus) tüm dünyaya yayıldı.
Tarihe iz bırakan bu iki sıkı dostumuz her alanda yüzyıllarca bize eşlik ettiler. Tarihi gözden geçirdiğimizde, aramızdaki bu ilişki olmasaydı insanlığın bu kadar ilerlemesini ummak mümkün olur muydu?
Geçmişte kurulan işbirliğinin ilerleyerek neden karşılıklı sevgiye dönüştüğünün cevabı ise sandığımızdan daha yakın. Sevilen bir kediye veyahut köpeğe baktığımızda bakışlarının değiştiğini hatta tüylerinin bile daha parlak hale geldiğini söyleyebiliriz. Sevgi her canlıyı güzelleştirirken hayvan sevgisi insanlığın üzerinde oldukça büyük gelişmelere imza atıyor. Öyle ki günümüzde insanlık artık ”Hayvan Destekli Terapi” üzerinde çalışıyor.
Hayvan destekli terapi yönteminin DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), Otizm ve Asperger Sendromu üzerinde oldukça olumlu sonuçlar verdiği gözlemleniyor. Türkiye’de Greencare, globalde ise Pet Partners, Therapy Animals of UTAH tarafından yürütülen projelerle varlığını kanıtlamakta. Kediler ve köpekler terapilerde oldukça aktif. Sosyal medyada etkin olarak otizm hakkında bilgilendirici video içerikleri çeken, kendisinin de otizm tanısı aldığını belirten Quinn isimli kullanıcı, kedisiyle olan ilişkisinin diğer insanlarla kurduğu iletişimden çok daha derin olduğundan bahsediyor. Otistik insanların toplum tarafından farklı görülmesinden ve anlaşılmamasından kaynaklı olarak yaşadıkları iletişim problemleri ve yalnız bırakılmanın ağırlığını, kedisi Jimmy ile olan bağı sayesinde geride bıraktığını, kedisinin kendisinden normal olmasını beklemediğini, aralarındaki iletişimi yıpratacak sosyal kurallar ya da gizli beklentiler olmadığını anlatıyor:
“Evcil hayvanlarımız açık ve dürüstler. Aç olduklarında yemek isterler, oynamak istediklerinde oyun çağrısı yaparlar, kötü hissediyorsak usulca yanımıza sokulur ve teselli ederler. Onların sevgisi şartlara bağlı değildir. ‘Uygun’ davranmamız gerekmez. Bu yüzden pek çok otistik insan evcil hayvanlarını, insanlardan daha güvenilir ve yakın bulur. Aranızdaki sevgide hiç bir şart, beklenti veya yargı yoktur.”

Harvard Üniversitesi bünyesindeki Principles and Pratice of Clinical Research (Klinik Araştırmalara Bağlı İlkeler ve Uygulamalar) programına bağlı araştırmacılar tarafından yürütülen bir çalışmada köpeklerin, özel çocukların sosyal becerilerini geliştirdiği saptanırken atların ise çocukların motor becerilerine katkıda bulunduğundan bahsediliyor. Araştırmanın sonuçları hayvan destekli terapinin çocuklarda otizme eşlik edebilen bazı davranışları azalttığı görülmüştür. Yaşam kalitesini arttırdığını, iletişim ve bilişsel becerilerini geliştirdiğini ve anksiyete düzeyinde azalma gözlemlendiğini ortaya koyuyor.
Bize medeniyeti, güvende olmayı, karşılıksız sevgiyi yıllar önce öğreten dostlarımıza insanlık olarak hiç bir zaman yeterince teşekkür edemedik. Sevilmeyi bir kazanç olarak gördük fakat sevebilmenin erdemini kaybettik. Kötülüğün bu kadar rağbet gördüğü bir çağda ise bizi karşılıksız seven tek dostlarımızı korumak gittikçe zorlaşıyor. Sömürüsüz bir dünyada, tür farketmeksizin yaşama haklarının gasp edilmediği bir sistem yaratmak insanlığın en büyük borçlarından biri.






Bir Cevap Yazın