20.05.2025, Salı
“Biyolojik cinsiyetin karmaşıklığı ve bireysel çeşitliliği göz ardı edilerek hazırlanan kanun teklifleri, yapıları gereği bilimsellikten uzak ve insan haklarına aykırıdır.” Sa Bahattin yazdı.

Okura not: Bu yazı, biyolojik cinsiyetin bilimsel olarak basit bir ikilikten ibaret olmadığını ve HÜDA-PAR’ın ayrımcı yasa teklifinin dayandığı “doğal gerçeklik” iddialarının bilimsel zeminden yoksun olduğunu göstermek amacıyla yazılmıştır. Ancak burada sunulan hiçbir biyolojik ya da tıbbi açıklama, trans, non-binary ve interseks bireylerin kimliklerini, varoluşlarını ya da yaşam deneyimlerini “istisna” ya da “anormallik” gibi göstermek için değildir. Trans kimlikler sadece biyolojik çeşitlilikle değil, kendi öz tanımları ve toplumsal deneyimleriyle de başlı başına geçerli, saygıyı hak eden kimliklerdir. Bu yazının amacı, trans varoluşları tıbbi bir duruma indirgemek değil; aksine, insan bedeninin ve kimliğinin karmaşıklığını göstererek, her bireyin kendini tanımlama hakkının altını çizmektir.
Bildiğiniz üzere 18 Nisan 2025’te Hüda-Par Meclis’e bir kanun teklifi sundu. Teklif, tüm LGBTİ+’ları hedef alıyor. Ayrımcılığa yol açan önermelerle ve insan haklarına saygıyı yok eden acımasız uygulama fantezileriyle dolu bir öneri bu. Partinin kendi web sitesinden aldığım bir kısmı aşağıda paylaşacağım. Durumun vahametini gözler önüne serdiğini düşünüyorum:
“Partimizin kanun teklifinin gerekçesinde ayrıca, ‘Aynı biyolojik cinsiyette olanlar arasındaki her çeşit cinsel ilişki ve davranışların teşvik edilmesi, özendirilmesi ve propagandasının yapılması’ da yeni bir suç olarak tanımlanarak 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Bu suçun her türlü yazılı, görsel, işitsel, klasik veya dijital iletişim ve bilişim vasıtalarıyla işlenmesi halinde ise cezanın yarı oranında artırılması talep ediliyor.”1
Partinin gurur ve mutlulukla paylaştığı bu teklif metninde sık sık karşımıza çıkan terimlerden biri, biyolojik cinsiyet. Daha önceki bir yazımda, hiçbir insan davranışının biyolojik cinsiyete aykırı olamayacağını vurgulamıştım2. Bu yazımdaysa, bir adım geri atıp terimin gerçek manasını ortaya koymaya ve sınırlarını çizmeye çalışacağım.
Biyolojik cinsiyet nedir?
Öncelikle, dilerseniz biyolojik cinsiyetin tanımına bir bakalım.
Açıkçası biyolojik cinsiyetin basit bir tanımını bulmak oldukça zor. Kaynaklar genellikle onun toplumsal cinsiyetten farkını vurgulamak üzere düzenlenmiş. Ama Amerikan Üreme Tıbbı Derneği (American Society for Reproductive Medicine, ASRM)’nin bilgileriyle şöyle bir tanım yapmanın kabul edilebilir olacağını düşünüyorum:
Biyolojik cinsiyet, bireyin doğumda sahip olduğu kromozomal yapı, hormon düzeyleri ve üreme organları gibi fiziksel özelliklere dayalı olarak belirlenen cinsiyetidir3.
Görüldüğü gibi tanımda üç temel bileşen öne çıkmakta: Kromozomlar, Hormonlar ve Üreme Organları. Şimdi isterseniz gelin, bunların her birinin biyolojik cinsiyeti ne kadar belirleyebildiğine hızlıca göz atalım:
Kromozom Belası
İnsanlardaki biyolojik cinsiyetin genetik ayağı, XX ve XY kromozomlarıyla tanımlanır; XX kromozomları taşıyanlar ‘dişil’, XY kromozomları taşıyanlar ise ‘eril’ olarak sınıflandırılır. Ancak detaylı araştırmalar, insanın cinsiyeti söz konusu olduğunda bu basit ikilikten daha fazlasının bulunduğunu ortaya koymaktadır4.
Örneğin, Klinefelter Sendromu gibi genetik durumlarda, bireylerin kromozom yapısı XXY şeklindedir. Bu kişiler genetik olarak eril kabul edilirken, fiziksel özellikleri tipik erkek özelliklerinden farklılık gösterebilir; daha az kas kütlesi, daha geniş kalçalar, testislerin küçüklüğü, kısırlık ve bazen göğüs dokusu gelişimi (jinekomasti) gibi kadınsı özellikler ortaya çıkabilir.
Öte yandan, Turner Sendromu olan bireylerde yalnızca bir X kromozomu bulunur ve bu kişiler genellikle dişil olarak tanımlanırlar, ancak cinsel gelişimlerinde tipik dişil özelliklerinden sapmalar gözlemlenir.
Bunun yanında, kromozomlara bakarak yapılacak ‘biyolojik cinsiyet ataması’nın yaratacağı sorunlar için verilecek en çarpıcı örnek Swyer Sendromu olabilir. Bu genetik durum, insanın sığ kategorilerine doğanın bir başkaldırısı gibidir. Nitekim Swyder Sendromlu bireylerde, XY (eril) kromozomları bulunmasına karşın, bireyin dış görünüşü ve fiziksel özellikleri dişildir. Ne demek istediğimi daha iyi anlatmak için izninizle biraz ayrıntıya gireceğim: İnsanda eril anatomik özelliklerin oluşumunu yöneten belki de en önemli gen SRY genidir, ve bu gen Y kromozomunda konumlanmıştır. Ancak, SRY’nin değişikliğe uğraması durumunda insanlar (XY kromozom yapısına sahip olsalar dahi) anatomik bakımdan dişil özellikler sergilerler. Öyle ki bu kişilerin dış genital organları dişil (vajina, vulva) olarak normal gelişim gösterir ve dışarıdan bakan bir kişi bunu ayırt edemez.
Demek oluyor ki sadece kromozoma bakarak biyolojik cinsiyet belirlenemez.
Hormonal dönüşüm
Hormonal faktörler de biyolojik cinsiyetin şekillenmesinde önemli rol oynar. Embriyonik gelişim sırasında, testosteron ve östrojen gibi hormonlar, genital organların gelişimini etkiler. Ancak, hormon seviyelerindeki değişiklikler, bazı bireylerde eril ya da dişil özelliklerden sapmalara yol açabilir. Örneğin, Androjen Duyarsızlık Sendromu (AIS) gibi durumlarda, (eril) XY kromozomlarına sahip bireyler, androjenlere duyarsızdır ve bu nedenle fiziksel olarak dişil özellikler gösterirler, hatta bu kişilerde de vajina oluşumu gözlenebilir5.
Bu durumda, hormonların da kendi başlarına biyolojik cinsiyeti yansıtmadığını ifade edebiliriz.
Anatomikler
Tanımımızdaki üçüncü belirteçse, anatomik özellikler. Doğumda yapılan cinsiyet tayini, genellikle dış genital organlara yani bu kaba anatomik özelliklere dayanarak yapılır. Ancak yukarıda saydığımız bazı örnekler bu tayinin zorluklarını da ortaya koymaktadır. Ayrıca, interseks bireylerde, genital yapı, tipik eril ya da dişil olarak sınıflandırılamaz. Bazı insanlar, hem yumurtalık hem de testis dokusuna sahip olabilirken, diğerlerinde iç ve dış genital yapılar arasında uyumsuzluklar olabilir6.
Bu gerçek, sırf dışarıdan bakarak biyolojik cinsiyet hakkında yorum yapamayacağımızı açıkça ortaya koymaktadır.
Yani…
Görüldüğü gibi, yukarıdaki tüm açıklamaları birlikte değerlendirdiğimizde, biyolojik cinsiyetin sınırlarını çizmenin ne denli zor olabileceğini anlıyoruz. Nitekim her bireyde bahsi geçen faktörlerin kombinasyonu farklı şekillerde etkileşir ve sonuç olarak her birey benzersiz olarak var olur.
Tarafsız incelemeler, biyolojik cinsiyetin aslında statik değil, çok çeşitli olasılıklara sahip dinamik bir süreç olduğunu göstermektedir7.
Dolayısıyla, biyolojik cinsiyetin karmaşıklığı ve bireysel çeşitliliği göz ardı edilerek hazırlanan kanun teklifleri, yapıları gereği bilimsellikten uzak ve insan haklarına aykırıdırlar. Ama, lakin, kem küm’le savunulup aklanacak hiçbir tarafları yoktur. Bu tür düzenlemeler, yüzeysel ve kesin olmayan kriterlere dayanarak bireylerin kimliklerini güvensiz ve fevri şekilde belirlemeye, ve onları sırf varoluşlarına dayanarak cezalandırmaya çalışır. Tahmin edeceğiniz gibi, böylesi yasalar, toplumsal adaleti sağlamaktan ziyade, bireylerin temel haklarını ihlal etme riski taşırlar.
İnsan ürünü hiçbir yasanın doğa kanunlarını alt edemeyeceğini hatırlatır, adalet ve barış dolu günler dilerim.
KAYNAKLAR
3https://www.asrm.org/advocacy-and-policy/fact-sheets-and-one-pagers/just-the-facts-biological-sex/
4https://en.wikipedia.org/wiki/Sex_chromosome_anomalies
5https://www.luriechildrens.org/en/specialties-conditions/complete-androgen-insensitivity-syndrome/
6https://my.clevelandclinic.org/health/articles/16324-intersex
7https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0018506X23001435?





Bir Cevap Yazın