“Genelde biyolojiye, özelde biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve davranış diye bir şey yoktur. Bir şeyi değiştirmek istediğimizde biyolojimize aykırı davranmıyor, yalnızca onun kurallarını kullanarak ona yön veriyoruz. Yaptığımız şey bir aykırılık değil, bir iş birliği olabilir yalnızca.” Sa Bahattin yazdı. 

Kaos GL’nin 27 Şubat’ta haberleştirdiği kanun teklifi taslağı birçok vatandaşın en temel haklarını gasp etmeye aday.

Dahası, bu taslak kendilerini ilgilendirmediğini düşünen insanlar için bile tehlikeli çünkü Anayasa’nın eşitlik ilkesine bütünen aykırı. LGBTİ+ gibi sözüm ona ‘herkesin ötekisi’ bir grup üzerinden biçimlenen bu antidemokratik taslak eğer iş görürse, yani buna karşı gerekli toplumsal tepki ortaya konmazsa, toplumun tüm kesimlerinin özgürlüğüne göz dikilecek. Tıpkı sokakta yaşayan insan dışı hayvanlara yeterince sahip çıkamadığımız için sıranın insanların varoluşuna gelmesi gibi. 

Biyolojik cinsiyete aykırı davranmak ne demektir

Ben bir bilim insanıyım. Moleküler biyoloji alanında araştırmalar yapıyor; hücrelerin nasıl çalıştığını, genlerin nasıl ifade edildiğini, biyolojinin bize nasıl sınırlar çizdiğini anlamaya çalışıyorum. Aynı zamanda yalnız yaşayan, sevindiğinde gülen, üzüldüğünde ağlayan, nazik bir cis erkeğim.  Bu kanun taslağında yer alan her madde için ayrı ayrı tartışmanın gerekli olduğunu düşünsem de, bu yazıda özellikle bir tanesini irdelemek istiyorum. Çünkü bu madde hem kimliğime hem yaşam tarzıma hem de mesleğime dokunuyor. Bahsini etmek istediğim, Türk Ceza Kanunu’nun “Hayasızca Hareketler” başlığını taşıyan 225’inci maddesi’ne eklenmesi planlanan ifade. Kaos GL’nin yukarıda alıntıladığım haberine göre tam olarak şöyle: 

“Doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” 

Cezalandırılma! Bu eklenti, açıkça, “Biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve davranışları” cezalandıracak. Böylesi bir tehdidi zihnen kavramak güç. Ama yine de aklıselim bir duruş sergileyerek buradaki ifadeyi sorgulamak istiyorum. Sorguma öncelikle şu iki temel soru ile başlayacağım: Biyolojik cinsiyete aykırı davranmak ne demek? Böyle bir şey gerçekten mümkün müdür?

Aykırılık değil iş birliği

Biyolojimiz bizim irademizden bağımsız olarak var olan bir şeydir. Genetik yapımız, biz anne karnına düştüğümüzde belirlenir ve kan grubumuzdan tutun nasıl bir üreme organına sahip olacağımıza tüm biyolojik özelliklerimiz bu genetik yapıyla kendiliğinden şekillenir. Ergenlikte (kıllanma, meme büyümesi, ses kalınlaşması, adet görme gibi) ikinci cinsiyet özelliklerimiz yine kendiliğinden ortaya çıkar ve yaşlanınca bunlardan bazılarını kaybederiz. Biyolojimiz çevremizle de etkileşim halindedir ve ona bağlı olarak bazı değişiklikler gösterebilir, ama biyolojimize “karşı gelmek” diye bir şey mümkün değildir. Çünkü biyoloji, bizim karşısında durabileceğimiz bir fikir ya da görüş değil, bizatihi bizi oluşturan şeylerin bilimidir. 

Dolayısıyla, bu tasarıda “biyolojik cinsiyete aykırı tutum” derken ‘genlerimizin ifadesini değiştirmek ya da organlarımızın gelişimini, hormonlarımızın salınımını yönlendirmek’ denmek istendiğini düşünsek bile kendimizi absürt bir noktada buluruz. Nitekim, biyolojimize dair bir şeyi değiştirmek istediğimizde dahi biyolojimize aykırı davranmıyor, yalnızca onun kurallarını kullanarak ona müdahale ediyoruz. Yaptığımız şey bir aykırılık değil, bir iş birliği olabilir yalnızca. (Örneğin, bir uçağın uçması da fiziğe aykırı değildir. Tam da o bilimin içeriği kullanılarak edinilen bir başarıdır sadece). Sonuçta biyoloji de tıpkı fizik ve kimya gibi doğa kanunlarının anlaşılmaya çalışıldığı bir bilim dalı. Biyolojimizi oluşturan herhangi bir bileşene (buna cinsiyet de dahil) aykırı tutum, en fazla doğal varoluşun sonu, yani kişinin ölümü anlamına gelebilir. Ancak biliyoruz ki ölüm bile biyolojik temellere aykırı bir durum değil, onun kuralları içerisinde gerçekleşen düzenleyici bir mekanizmadır. Yani özetle, genelde biyolojiye, özelde biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve davranış diye bir şey yoktur. 

Biyolojik cinsiyet lafı altında gizlenmiş şey toplumsal cinsiyet normları

O halde orada ifade edilen şey başka bir şey. Ne olduğunu anlamak için gelin biraz daha yakından bakalım. ‘Bir kişinin penisi varsa erkektir, vajinası varsa kadındır’ yaklaşımını ele alalım mesela. Böyle bir cümle söylediğimizde, kişinin sözüm ona biyolojik cinsiyetine gönderme yaparız. Ancak o kişinin bu üreme organına hükmettiği, onu an be an yönettiği ve yaptığı her davranışta ona uymak ya da aykırılık göstermek gibi bir seçim yaptığını iddia etmeyiz. Hatta, bu bireylerin sosyal kimliklerini oluştururken bu organlarını neredeyse yok saymalarını ve onu görünmez kılacak yeni bir kimlik inşa etmelerini bekleriz. İşte bu kimlik, kişinin üreme sisteminden bağımsız olarak kurgulanan toplumsal bir kimliktir. Demek ki, bahsini ettiğimiz yasa tasarısında, biyolojik cinsiyet lafı altında gizlenen şey toplumsal cinsiyet normlarının ta kendisidir. 

Ama hangi toplum-sal?

Peki, bu tasarıyı hazırlayanlar, biyolojinin altına gizlemeye çalıştıkları o toplumsal cinsiyet etiketlerinin, tarihsel ve kültürel süreçler içinde değiştiğini bilmiyorlar mı dersiniz? Erkeklerin etek giydiği bir dönem ve coğrafya vardır çünkü, kadınların savaşçı olduğu toplumlar da… Bugün en muhafazakâr görünen kişiler bile geçmişin toplumsal cinsiyet normlarına göre oldukça “aykırı” bir hayat sürüyor olabilirler hatta. 

Peki, o zaman açıkça soralım: yasa uygulayıcılar, ceza için hangi toplumsal cinsiyet normlarını referans alacaklar? Beş yüz yıl öncesinin normları mı, yoksa bugünküler mi? Anadolu’da küçük bir köyünki mi yoksa meclisin bulunduğu şehrin göbeğininki mi? 

Buna göre; doğuştan penisi olan (ya da devlet tarafından verilen kimliğin cinsiyet kısmına erkek yazılmış) biri ağladığında, onu cinsiyetine aykırı davranıştan dolayı tutuklayacaklar mı? Kimliğinde kadın yazan biri öfkelendiğinde onu ifadeye mi çağıracaklar? Bir kadın makyaj yapmadığında bu bir suç mu sayılacak örneğin? Ya da yalnız yaşayan bir erkek evde yemek yapıp çamaşır yıkıyorsa, bu davranış biyolojik cinsiyete aykırı mı kabul edilecek? 

Hukuk vs.

Gerçekten akıl dışı! Üstelik, yukarıda kaynak olarak gösterdiğim habere dikkatle bakarsanız, bu temelsiz yaklaşımın hukuk sistemini güçlendireceğinin iddia edildiğini de görebilirsiniz. İnanılır gibi değil.

Hukuk konusunda ahkam kesebilecek birikime sahip değilim. Ama yasaların ölçülebilir değerler üzerine kurulması gerektiğini görebiliyorum. Kimin, hangi davranışıyla suç işlediğini bilemeyeceğimiz muğlak bir yasa, ancak keyfi cezalandırmaların önünü açar, bu kesin. 

Vardık, varız, var olacağız

Öte yandan, ne yapılırsa yapılsın LGBTİ+’ları yok edemeyeceklerini hiçbir şüphe duymadan söyleyebilirim. Çünkü bu varoluşlar biyolojik ve toplumsal etkileşimlerin olağan sonuçlarından başka bir şey değiller ve inançlardan ve yaşam biçimlerinden bağımsız olarak, her insan grubunda, yani insanın ürediği her yerde tekrar tekrar ortaya çıkmaktadırlar. 

Dahası, salt var olarak kimseye hiçbir zarar vermeyen bir kimlik biçimini düşman ilan etmenin hiçbir topluma faydası olmaz. Böylesi yasa skandalları, insanları kendi otantik varlıklarından uzaklaştırarak onları saklanmaya, yalana ve güvensizliğe itebilir yalnızca. Eh, kendi olmaktan kaçınan bireylerden oluşan bir toplumun da pek sağlıklı olmayacağını kolaylıkla görebiliriz sanırım. 

Özetle, insanlar varlığını sürdürdükçe, LGBTİ+’lar var olmaya devam edecek ve bu varoluşların hiçbiri biyolojiye aykırı bir tutum ya da davranış taşımaz. Çünkü doğa kanunları, insanların uydurduğu (toplumsal cinsiyet gibi) geçici kurallardan kat be kat güçlüdür ve kalıcıdır. 

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin