Edirne Keşan’da Özşen Madencilik işçilerinin ödenmeyen ücretleri ve gasp edilen hakları için başlattığı direniş sürüyor. Konkordato ilan edilen işletmede alacaklarını tahsil edemeyen madenciler, maden ocağına kapanarak eylemlerini yer altında sürdürüyor. Dün işçilerin bulunduğu alana patronun adamları tarafından ateş açıldığı belirtildi. Saldırıda yaralanan olmadığı aktarılırken, işçiler, “Ölümden korksak madende çalışmazdık” diyerek mücadele kararlılıklarını ifade ettiler.

Özşen Madencilik’teki mücadele, Bağımsız Maden-İş’in son aylarda farklı maden işletmelerinde yürüttüğü direnişlerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Sendika; ücret gaspları, tazminatsız işten çıkarmalar, iş güvenliği sorunları ve konkordato süreçlerinde işçi alacaklarının ödenmemesi gibi başlıklarda çeşitli eylemler örgütlüyor. Bu süreçte Türkiye işçi hareketinin büyük konfederasyonlarının, özellikle de DİSK’in tutumu ya da tutumsuzluğu da eleştirilerin odağına yerleşiyor.

Bu eleştiriler, DİSK’in tarihsel rolü düşünüldüğünde ayrı bir anlam taşıyor. Bugün 15 Haziran. 1970 yılında DİSK’in etkisini kırmayı ve işçilerin bağımsız sendikal örgütlenme eğilimini sınırlamayı hedefleyen yasal düzenlemeler, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük eylemlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi’ne yol açmıştı. İstanbul, Kocaeli ve çevresindeki sanayi bölgelerinde on binlerce işçi üretimi durdurarak sokaklara çıkmış, sendikal haklarını ve örgütlenme özgürlüğünü savunmuştu.
15-16 Haziran Direnişi, yalnızca DİSK’in kapatılmasına ya da etkisizleştirilmesine karşı verilmiş bir tepki olarak değil, Türkiye’de bağımsız sınıf hareketinin gelişiminde önemli bir eşik olarak kabul ediliyor. O dönem işçiler sendikal örgütlenme haklarına sahip çıkarken, aynı zamanda 1970’li yıllarda yükselecek sınıf hareketinin de güçlü işaretlerini vermişti. Bugün DİSK’in güncel işçi direnişleri karşısındaki pozisyonu ise bu tarihsel miras üzerinden yeniden tartışılıyor.

15-16 Haziran’ın yıl dönümünde maden ocağındaki direnişçi işçilere silahla ateş açılması, sınıf mücadelesinin kültürel hafızadaki izlerini de hatırlattı. Bu hafızanın en önemli eserlerinden biri, Vasıf Öngören’in Zengin Mutfağı adlı tiyatro oyunu. Daha sonra sinemaya da uyarlanan ve Şener Şen’in başrolünde yer aldığı eser, 15-16 Haziran sürecini zengin bir ailenin mutfağı üzerinden anlatıyor. Oyun, yükselen işçi hareketinin yalnızca fabrikalarda değil, patronların gündelik yaşamında da nasıl bir etki yarattığını sahneye taşıyor.

Zengin Mutfağı, patronların işçi hareketi karşısında duyduğu kaygıyı, grevleri bastırma girişimlerini ve işçi önderlerine yönelik baskı mekanizmalarını ele alması bakımından dikkat çekiyor. Oyunda sınıf mücadelesi doğrudan meydanlardan değil, bir evin içindeki ilişkiler, korkular ve tutum değişiklikleri üzerinden görünür hale geliyor. Bu yönüyle eser, 15-16 Haziran’ın yalnızca tarihsel değil, sanatsal bellekteki yerini de güçlendiriyor.

Bugün Özşen Madencilik işçilerine yönelik silahlı saldırı iddiası, Zengin Mutfağı’nda anlatılan patron refleksleriyle birlikte değerlendirildiğinde, işçi hareketlerine karşı baskı ve yıldırma yöntemlerinin sürekliliğine işaret ediyor. Bir yanda 1970’te sendikal hakları için sokağa çıkan işçiler, diğer yanda bugün ücretlerini almak için yer altında direnen madenciler bulunuyor. Bu iki tarihsel kesit, Türkiye’de sınıf mücadelesinin farklı dönemlerde farklı biçimler alsa da temel gerilimlerini koruduğunu gösteriyor.
Bu nedenle Özşen Madencilik direnişi yalnızca tekil bir işyeri eylemi olarak değil, 15-16 Haziran’dan bugüne uzanan işçi sınıfı mücadelesinin güncel halkalarından biri olarak değerlendiriliyor. Direniş, hem sendikal hareketin bugünkü tutumunu hem de işçi hakları karşısında patronların ve kurumların pozisyonunu yeniden tartışmaya açıyor.






Bir Cevap Yazın