Sivil Alan Araştırmaları Derneği’nden Berna Akkızal,  “Toplumsal cinsiyet eşitsizliği var ve bu ihtiyaçları farklılaştırıyor. Kadın İhtiyaç Haritası buradan yola çıktı” diyor. Aslı Alpar röportajı.

Şubat Depremleri’nin ardından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) sanal “Yardım Market”inde hijyenik ped vb. benzeri regl ürünlerinin olmadığını hatırladınız mı?

Peki, depremde hayatta kalan kadınların uzun süre bu ürünlere erişemediğini…

Ya, kadına yönelik şiddetle mücadele etmekle yükümlü kurumların acil eylem planları olmadığı için birçok kadının şiddetin çeşitli boyutlarına maruz bırakıldığını…

Depremin ardından geçen 23 aya rağmen birçok kentte bu sorunlar yaşanmaya devam ediyor çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği afet ve kriz dönemlerinde daha da artıyor. 

İşte bu ihtiyaçlar için Sivil Alan Araştırmaları Derneği harekete geçti ve Kadın İhtiyaç Haritası’nı hazırladı. 

2018 yılında sivil alanı koruma ve genişletme amacıyla kurulan dernek, aslında üniversite öğrencilerinin haklarını geliştirmek için, atölye çalışmaları düzenliyor, hukuki destek veriyor, dava izliyor… 

Depremin ardından Hatay’da pilot bir haritalandırma çalışması başlatan dernekten Berna Akkızal, afet sonrasında hak odaklı yaklaşımın eksikliğini hatırlatıyor ve hak temelli bir ihtiyaç haritasının önemini anlatıyor.

Haritalamayı nasıl yapıyorsunuz?

Çalışmaya başlarken önce bölgenin ihtiyaçlarını tespit etmemiz gerekti. Bu tespit çalışmamız sırasında sahada birçok sivil toplum örgütünün çalıştığını gördük. Benzer şekilde birçok yardım ve hizmetin de sağlandığını anladık.

Bu yardım ve hizmetlerden kadınların ne kadar yararlanabildiğini sorduk ve bu soruyla birlikte kadınlar için neler yapılıyor diye araştırmaya başladık.

Haritalandırmadaki amacımız bölgede yaşayan kadınların ihtiyaçlarına rahat ulaşabilmesi oldu..

Neden kadınlara özel bir ihtiyaç haritası gerekti?

Çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliği var ve diğer yandan da ihtiyaçlar farklılaşıyor. Regl olan kişilerin hijyen ürünlerine -ki bunlara onur kitleri de diyoruz- nasıl ulaşabileceğini bilmesi ayrı bir çalışmayı gerektiriyor. Burada Kadın Koalisyonu’nun çok kıymetli çalışmaları oldu, hatta o çalışmalardan biz de çok faydalandık.  

Başka bir örnek vereyim, afet dönemlerinde kadınların ev içi emek yükü azalmıyor aksine artıyor. Yaralanan insanların bakımı da kadınlara kalıyor. Kadınlar ortak alanın temizliğini korumak adına yaşadıkları konteynırda eve kıyasla daha fazla temizliğe zaman harcıyorlar. Tüm bu durumlar kadınlar için başka ihtiyaçları ortaya çıkarabiliyor.

Sadece kadın değil çocuk ve gençlerin ihtiyaçlarını da görünür kılıyorsunuz.

Evet. Çoğu çalışma çocuk ve kadını bir bütün olarak görüyor oysa biz kadınların ve çocukların ihtiyaçlarının farklı olduğunu biliyoruz. 

Elbette çocukların sorumluluğunun kadınlara kaldığını da görüyoruz ancak çocuklara kreş hizmeti ararken kadınlar için de sosyalleşecekleri alanlara erişmeye çalışıyoruz. 

Mesela oyun alanı vardır ama kadına kuaför hizmeti veriliyordur, böyle yerleri dahil ediyoruz haritamıza. Ya da kuaföre geliyordur ama orada bir sosyal hizmet çalışanı vardır, aile içi şiddeti bildirebilir. Böyle hizmetleri de dahil ettik.

Burada amaç orada yaşayan ve afetten herkesten fazla zarar gören kadınların ihtiyaçlarının karşılanması. Bu çalışmalarla da toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yol açtığı eşitsizlikleri gidermeye çalışıyoruz.

Haritalandırma sırasında Hatay’da başka hangi çalışmalar yaptınız?

Birlikte Yaşam İstasyonu’yla gençlere ve kadınlara psikososyal destek sağladık, odak grup çalışmasından rehberlerimiz çıktı, haritalandırmayı da bu sayede yapabildik. 

Haritayı güncelliyor musunuz?

Evet, Hatay’da çalışmaya devam eden dernek ve vakıflarla tek tek görüşerek güncelliyoruz.

Bu çalışmalar gelecekte yaşanabilecek afetlerde kullanılabilir mi?

Evet. Bu çalışmalar sivil topluma başka afet durumlarında da kullanabilecekleri bir metodoloji, her zaman için geliştirebilecekleri çalışmalar sunuyor.

Halen en çok neye ihtiyaç var?

En son Aralık ayında gittik Hatay’a aradan geçen bunca zamana rağmen yollar yapılmış değil ve toplu taşıma halen yok. Bu durum kadınlar açısından güvensiz bir durum yaratıyor, merkeze uzak bir konteynırda yaşıyorsanız otostop çekmek zorundasınız.

Diğer yandan hiçbir şey yoluna girmiş değil, insanların çoğu özel yaşamının gözetilmediği alanlarda yaşamak zorunda. Bazıları mutfak ve tuvaletin ortak kullanıldığı, insani olmayan konteynırlarda kalıyor. 

Bir diğer sorun bu bölgede faaliyet gösteren sivil toplum örgütlerinin sınırlı kaynaklarla süreli olarak başladıkları projelerinin sona ermesi ve bölgeden ayrılmaları. İnsanlar 1999 Gölcük Depremi’ni baz alıyor ve normal hayata dönme süresini ona göre hesaplıyor. Ancak Hatay’da bu süreyi baz almak yanlış olur. Yıkımın büyüklüğü çok daha fazla ve insanlar aradan geçen yaklaşık iki yıla rağmen çok temel ihtiyaçlarına erişemiyor.

Sivil toplum çalışmaları devam etmeli o halde?

Kesinlikle… Sivil toplum seferberliğinin sürmesi gerekiyor.  Bu alanda çalışan özellikle gönüllü emek harcayan insanların da tükenmişliğinin farkındayım ancak biraz daha dişimizi sıkarak dayanışmaya destek vermemiz gerekiyor.

Sivil toplum çalışmalarına devam ederken haklar bağlamındaki desteklerini de sürdürmeli. Yalnızca “yardım” odaklı olmak eksik kalıyor. Tabi ki insanlar “suya, elektriğe erişemiyoruz ne hakkı” diyebilir bu ihtiyaçların sağlanması şart. Bununla birlikte ev içi şiddete karşı başvurulacak mekanizmaları bilmek de temel ihtiyaç ve hak. 

Sivil toplumun çalışması yeterli olur mu? Bu çalışmalar devletin bıraktığı boşluğu doldurabilir mi?

Tabi ki önce devletin organize olması gerekiyor. Şehir, normal bir şehir yaşamına dönmüş değil. Devlet burada sadece rant getirecek yerlerde yeni binalar yapıyor. Sivil toplumun çalışmalarının yapısal dönüşümlere destek verebilmesi gerekiyor ancak devletin de haklar bağlamında ihtiyaçları karşılamak üzere çalışması esas.

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR