İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nden Özgür Hüseyin Akış, 2024’ün ilk on bir ayında en az 1708 işçinin önlenebilir kazalarda yaşamını yitirdiğini hatırlatıyor: Bu bir savaş değilde ne?

Fotoğraf: Özgür Hüseyin Akış
Türkiye’de asgari ücretin yoksulluk sınırının altında belirlendiği gün Balıkesir’deki ZSR Patlayıcı Sanayi isimli fabrikadaki patlama sonucu 11 işçi yaşamını yitirdi.
Aynı gün yaşanan bu iki olay Türkiye’de işçi sınıfının 2024 yılı özeti adeta.
Yeni yıla sayılı günler kala 2024’ün işçiler açısından nasıl geçtiğini İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nden Sosyal Politikacı ve Yazar Özgür Hüseyin Akış’la konuştuk.
İSİG Meclisi, 2011’den bu yana iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin raporlarını yayımlıyor ve bütün iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilirliğine dikkat çekiyor. İSİG Meclisi Ankara gönüllüsü, Özgür Hüseyin Akış, “2024 yılında Türkiye işçi sınıfı bir savaşta gibiydi,, her ay yaklaşık 150 işçi önlenebilir iş cinayetleri nedeniyle öldürüldü. Bu bir savaş değil de nedir…” diyor.
2024 işçi sınıfı için nasıl bir yıldı?
Geçtiğimiz ay 164, yılın ilk on bir ayında en az 1708 işçi önlenebilir kazalarda hayatını kaybetti. Her ay yaklaşık 150 işçinin öldürüldüğü Türkiye’de işçilere karşı bir savaş olduğunu düşünebiliriz.
Diğer yandan Türkiye, 2018’den bu yana derinleşen, çok ciddi bir ekonomik kriz içerisinde ancak bu kriz sadece işçi sınıfının yaşadığı bir kriz. Herkesin ücreti asgari ücrette eşitlenirken büyük sermaye grupları devasa kâr oranları açıklıyor.
Yüksek kâr oranlarına rağmen işçiler, sendikaların açıkladığı yoksulluk sınırının altında ücret alıyor. Bu adaletsizliğe karşı 2024 yılında da kimi işyerlerinde tepkiler yükseldi: Soma maden işçileri Ankara’ya yürüdü, Çayırhan madencileri özelleştirmelere karşı mücadele etti, Polonez işçileri aylardır direnişte, metal sektöründe devam eden grev mücadelesi mevcut.
Ancak bu mücadeleler dağınık halde, işçiler mücadelelerini birleştirerek domino etkisi gerçekleştiremiyor. Her sektör, her iş yeri kendi sorunları için bir araya geliyor.
Neden?
Birçok nedeni var. Sendikaların işçi sınıfı içerisindeki örgütlülüğü çok azalması sebeplerden biri. Elbette bu durumun da sebepleri var: sendikal bürokrasi, patronların işyerlerinde sendikaya izin vermemesi, hükümetin getirdiği sendikal barajlar gibi…
Diğer yandan bu işin politik ayağı da çok zayıf. Hem sendikaların hem de sosyalist solun işçi sınıfını örgütlemek gibi bir niyeti yok.
Sosyal adalet, vergide adalet gibi mücadelelerin çok eksik olduğunu düşünüyorum. Benzer şekilde “asgari ücret 30 bin olsun” gibi bir yerden tartışmaya dahil olmak da şu anlama geliyor, sizin hak ettiğiniz ücret bu! Sosyalistlerin bu tartışmalara yani ücret pazarlığına dahil olmasını doğru bulmuyorum.
İşçi cinayetlerine dair verilere nereden ulaşıyorsunuz?
Bu verilere yerel ve ulusal basında yayımlanan haberler, yakınlarını kaybeden aileler üzerinden erişiyoruz. Devletin iş cinayetlerini raporlamak gibi bir çabası yok. Bu da şu anlama geliyor elinizde doğru veriler yoksa işçi cinayetleriyle mücadele etmek gibi bir niyeti yok.
Kazalar gerçekten önlenebilir mi?
Elbette önlenebilir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu patronların işyerlerinde iş güvenliğini sağlayacak araç ve gereçleri temin etmekle zorunlu. Aynı zamanda patronlar işçilere bu konuda eğitim vermekle yükümlü. Yasa var güzel, ancak sorun yasanın uygulanması ve denetlenmemesi. Hal böyle olunca Türkiye iş cinayetlerinde Avrupa’da birinci sıraya geliyor. Ancak diğer ülkeler işçiler için güvenli diyemeyiz. İşçiler dünyanın her yerinde önlenebilir iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor.
Ayrıca şunu unutmamak gerekir ki hükümet ve patronlar sadece sektörlerin kâr edeceği noktalara yatırım yapar. İş kazalarını önlemek bunlardan biri sayılmaz. Mesela Sanayi Bakanlığı merkezi bütçeden daha fazla kâr için pay ayırıyor ama işçi sağlığı ve güvenliği için maliyet hesabı yapıyor.
İşçi sağlığı ve güvenliğini patronlar da “maliyet kalemi” olarak görüyor dolayısıyla da gerekli önlemleri almıyor ama bu gerçeğe rağmen işçi cinayetlerindeki sorun baret takmayan işçi gibi yansıtılıyor. Türkiye’de en çok ölümlü kaza inşaat sektöründe gerçekleşiyor, burada bareti takmayana değil almayana dikkat çekmek gerekiyor..
Mesela kayıtdışılığın en yüksek olduğu tarım sektöründe işçiler en çok serinlemek için girdikleri suda boğularak ya da taşıma sırasında yaşanan trafik kazalarında ölüyor. Buradaki cinayetlerin önlenmesi için kamucu bir yaklaşım gerekiyor, devletin hem kayıtdışılığı hem de patronların almadığı iş güvenliği tedbirlerini denetlemesi gerekiyor.
Mülteci işçiler ve çocuk işçiler de patronların almadığı tedbirler sonucu ölüyor…
Evet… Ben Ankara’da Önder Mahallesi’nde oturuyorum bu mahalle Suriyeli mültecilerin yoğun yaşadığı bir yer. Kayıt dışı şekilde, asgari ücretten düşük ücretlerle ve çok uzun saatler boyunca çalışıyorlar. Mülteci ailelerin çocukları da bu şekilde çalışmak zorunda kalıyor. Eğitime ulaşamayan mülteci çocuklar enformal işlerde hiçbir güvenlik tedbirinin alınmadığı alanlarda çalışıyor.
Mülteciler ve geçici sığınmacı statüsünde olanlar Türkiye işçi sınıfı arasında en ağır işleri yapan, en ağır şartlarda çalışanlar oluyor.
Gelelim çocuk işçilere… Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2019 verilerine göre Türkiye’de 5-17 yaş grubunda çalışan çocuk işçi sayısını 720 bin olarak açıkladı. Bu sayının gerçek olamayacağını biliyoruz çünkü çocuklar hemen her sektörde çalıştırılıyor. Sendikaların araştırmaları daha gerçekçi iki milyona yakın çocuk işçi olduğu tahmin ediliyor.
Türkiye’de çocuk emeği sömürüsünün “kurumsal” merkezi var: Mesleki Eğitim Merkezleri-MESEM’lerde çocuklar devlet eliyle ücretsiz ve ucuz emek gücüne dönüştürülüyor.
Bu merkezlerde iş öğrenme bahanesiyle çocuklar yetişkinlerin yapması gereken işleri yapmak zorunda bırakılıyor. Bu proje sermaye sınıfının devletten ucuz iş gücü talebiyle ortaya çıktı. Bugün Milli Eğitim Bakanlığı şirket gibi ciro açıklıyor…
İşçi cinayetlerini raporlarken neyi amaçlıyorsunuz? Nicel veriler işçileri birer sayıya indirger mi?
Amacımız işçi cinayetlerine karşı bir mücadele örgütlemek. Nasıl ekonomik talepler üzerinden örgütleniliyorsa önlenebilir iş cinayetlerine karşı da örgütlenmek zorundayız. Bu veriler bu alanda doğru zeminde, doğru taleplerle örgütlenmemizi sağlayabilir. Bu sebeple bu verileri hazırlayıp yayımlamak, sorunun büyüklüğünü göstermeye devam etmek zorundayız.





Bir yanıt yazın