Cemre Öztoprak “Sesimiz Var” programıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sebep olduğu “kendini susturma” halinin önüne geçerek psikososyal güçlenmeyi amaçlıyor. Gökçe Akgöl röportajı.

Fotoğraf: Cemre Öztoprak
Güçlenme, bir kişinin “bir şey üzerinde güç sahibi olması” ya da “dışarıdan suni olarak verilen bir güç” anlamına gelmez.
Bu kavram, bireyin kendine olan saygısı, güveni, öz yeterliliği, kendine verdiği değer ve kendi kararlarını alma yeteneği gibi temel gelişim unsurlarının bir toplamıdır. Yani, bireyin neye sahip olduğuyla değil, içsel olarak ne derece güçlü hissettiğiyle ilgilidir.
Bu tür bir güçlenme yani terminolojideki karşılığı “psikososyal güçlenme”, kendi kaderlerini belirleme ve bunu sürdürme özgürlüğü ile doğrudan ilişkilidir. Kişinin yaşamını kontrol edebilmesi için hem içsel hem de çevresel kaynaklarını fark etmesi, bu kaynaklara erişebilmesi ve kullanabilmesi gerekir.
Bu süreç, bireyin kendini güçlendirme aşamasında profesyoneller, aile üyeleri veya arkadaşlar gibi dışsal destek kaynaklarından yardım alabilmesini de kapsar.
Psikososyal güçlenmenin başlıca göstergeleri ise duygularını fark edebilme ve ifade edebilme, yüksek öz güven ve yeterlik duygusu, olumlu benlik algısı ve beden imajı, ilişkilerde güç dengesinin sağlanması ve toplumsal cinsiyet eşitliğidir.
Psikososyal güçlenmeyi Cemre Öztoprak’la konuştuk. “Kadınlar, günlük yaşamlarında kendi hayatının başrolü olabilmek için çok daha fazla sorumlulukla baş ediyor” diyen Öztoprak, Ankara Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik eğitiminin ardından yüksek lisansını TED Üniversitesinde aynı alanda tamamladı. ODTÜ’de doktorasına devam eden Öztoprak, ağırlıklı olarak toplumsal cinsiyet perspektifinden kadın güçlenmesi alanında çalışıyor.
Cemre Öztoprak “We have a voice” psiko eğitsel grup çalışmasını ve kadınların psikososyal yönden güçlenerek kendilerini gerçekleştirmelerine ilişkin yapılabileceklerini anlatıyor:
“Kadınların psikososyal güçlenmesini desteklemek ve bu desteklemeyi toplumsal cinsiyet perspektifinden yapmak fark yaratıyor. Yaşadıkları sorunlara anlam verebilmek ve kişisel olan politiktir mesajına dayandırabilmek oldukça önemli. Ben de bu mercekten, bir yandan kadınların kendi yaşamlarının aktörü olması konusunda çalışmalarımı yaparken bir yandan da bu çalışmaların, kadınların psikososyal yönden güçlenmelerini destekleyecek çalışmalar olmasına dikkat ediyorum” dedi.
”Kişinin kendine duyduğu güven desteklenmeli”
Cemre Öztoprak, psikososyal güçlenmenin iş hayatında, aile hayatında, romantik ilişkilerde, yani hayatın her alanında karşımıza çıkan iletişimsel ya da özsaygıya dayalı problemleri ele aldığını söyledi. Cemre Öztoprak, “Çoğumuzun kurduğu ‘kendimi ifade edemiyorum, yanlış anlaşılmaktan korkuyorum, bilmem doğru anlatabildim mi’ cümleleri aslında kişinin kendini yanlış anlatmasıyla ilgili değil. Burada yapılması gereken şey, kişinin kendine duyduğu güvenle alakalı noktaları desteklemek” diye konuştu.
Yüzleşmemek için her şeyi yapmak…
Çalışmalarının temel noktasına değinen Cemre Öztoprak, Carol Gilligan’ın perspektifinden yaklaştığını ifade etti. Cemre Öztoprak, “Carol Gilligan, gelişimsel psikolojiye kadın perspektifinden bakıyor. Kadınlar genel olarak özellikle ergenlik ve sonrasında benliklerini ve kimliklerini ilişkileri bağlamında geliştirirler. Çünkü başka türlü gösterge onlara sunulmaz, oyuncaklardan renklere kadar. Böyle bir yerden baktığımızda bu kişi yetişkin olup bir ilişki içerisinde olduğunda, ilişkinin devam edememesi, sürememesi, boşanmak, bunların her biri o kadın için başarısızlık göstergesi olur. En kötüsü de bu ahlaki bir başarısızlıktır. O nedenle de çok ağırdır. Yani kadın yüzleşmek istemediği için o ilişkide kalmak için her şeyi yapar. Buna da zaten ilişkiyi sürdürme davranışı denir” sözlerini kullandı.
”İçimize atılan her şey bir şekilde bedenden dışa vuruyor”
Buna bağlı olarak tezinde kendini susturma halini çalıştığını belirten Cemre Öztoprak, “Kendini susturma hali de aslında olumsuz bir ilişki sürdürme stratejisi. Olumsuz, çünkü birey bir ilişkisinde kendini susturmayı tercih ederek o ilişkide kalmaya çalışıyorsa, sürdürmeye çalışıyorsa, kendinden ödün veriyorsa ve ilişkide kendi olamıyorsa, karşımıza güç dengesizliğine dayalı bir ilişki ortaya çıkıyor. Dolayısıyla ya ilişkiler sürmüyor ya da bu kendini susturma hali kadınlarda hastalık olarak kendini gösteriyor. Bu durum kanserden depresyona kadar birçok hastalıkla ilişkilendiriliyor. Çünkü içimize atılan her şey bir şekilde bedenden dışa vuruyor” dedi.
Bu nedenle kendini susturma halinin iyi bir şey olmadığına değinen Cemre Öztoprak, “Bu durum ilişkilerimizde sık yaptığımız bir şey. Türkiye’deki kültürel normlar da bunu destekler nitelikte. ‘Kadının sessizi makbuldür, kadın dediğin sakin olacak, derleyip toplayacak, çok da konuya girmeyecek, kendini çok göstermeyecek’ gibi kalıplaşmış normlar var” ifadelerini kullandı.
“Güvengenlik becerisi desteklendiğinde kadınların kendini susturma düzeyi azalıyor”
Çalışmasının detaylarına ilişkin bilgi veren Cemre Öztoprak, çalışmasında özellikle güvengenlik becerisini ele aldığını aktardı. Cemre Öztoprak, “Peki bu güvengenlik becerisi ne demek? En temelde kişinin kendi iradesiyle bir başkasına aynı zamanda saygı duyarak eş zamanlı olarak kendi özgürlük alanını, ifade alanını ve sınırlarını koruyabilme hali. Bunun içinde hayır diyebilme becerisi, duygu düzenleme becerisi, sınırları tanımak ve korumak gibi alt beceriler yer alıyor. Ben de buna dayalı ‘We have a voice’ (Sesimiz Var) programını geliştirdim. Psikoeğitim programı şeklinde bir grupla çalıştım. Bu program dokuz hafta uygulandı. Programdaki amacım güvengenlik becerisi desteklendiğinde kadınların kendini susturma düzeyinde bir fark olup olmayacağını görmekti. Bu yüzden de kendini susturma düzeyi yüksek kadınlarla çalıştım. Bunu tabii ki gerekli ölçekler aracılığıyla belirledik. Aslında program sonunda beklediğimiz bir sonuç çıktı. Çok basit, bu beceriyi desteklediğimizde kadınların kendini susturma düzeyinde bir farklılık görebiliyoruz, özellikle de azalma düzeyinde” diye konuştu.
“Ortak dert çok…”
“Sesimiz Var” programının güvenilir ve uygulanabilir bir program olduğuna vurgu yapan Cemre Öztoprak, 9 hafta boyunca uyguladığı programı anlattı. Cemre Öztoprak, “Heterojen bir grupla çalıştım. Yaş aralıkları çok uç değildi. 9-10 kişilik bir gruptu. Sosyoekonomik düzeyleri birbirinden farklı, eğitim düzeyi birbirinden farklıydı. Bağlamlardan ziyade, sınıf ayrımı olmaksızın çok ortak dertlerin olduğunu göstermesi açısından da önemliydi. Birbirinden farklı kişilerle sorun yaşayan kadınların hepsi ne kadar aynı şeyi yaşıyormuşuz farkındalığı yaşadı. Bunun böyle gözle görülüyor olması benim için kıymetli bir deneyim” sözlerini kullandı.
“Hep yaşanılan bir şeyi kağıda dökmek ve görmek, farkındalığı arttırdı”
Cemre Öztoprak, “Programı şöyle uygulamıştım: ilk oturumlar kendini susturma üzerineydi. Yani kendini susturma nedir? Bunun arka planı nedir? Toplumsal bariyerleri, ‘ne oldu da biz kendimizi susturmaya karar verdik’ üzerine konuştuk. İkinci kısımda ise bunun bireysel boyutunu konuştuk. Evet, toplum bizi etkiliyor ama bizim de bir düşünce yapımız, bilişsel sistemimiz var. Bu sistem bizim değerlerimizi ve algılarımızı yönetiyor. Bir nevi bilişsel davranış temelli terapi oturumu yaptık aslında.
Sonrasında ‘güvengenlik’ kavramından bahsettik. Maalesef, birçok kadının çıkış noktası ‘değer görmek için, onun için bir şeyler yapmalıyım’ oluyor. Burada ‘onun’ kısmı değişebilir. Eş, abi, anne, baba olabilir. Ama devam ettirdikçe fedakarlık besleniyor ve kişinin kendine ait bir vakit kalmıyor. Hatta öyle bir etkinliğimiz vardı. 7 gün boyunca saatler oluşturduk. Katılımcılar kendileri için ve bir başkası için 2 farklı renk belirledi. Geçirdikleri saatleri de buna göre boyadılar. Bu sayede biri için mi kendileri için mi daha fazla şey yaptıklarını gördüler. Kulağa basit gelse de keyifli bir etkinlikti. Hep yaşanılan bir şeyi kağıda dökmek ve görmek, farkındalığı arttırdı ve ‘ben ne kadar biri için bir şey yapıyormuşum’ u gösterdi. Güvengenlik zırhını konuştuk. Bunlar elbette metaforik anlamlar ama genel olarak bu zırhla ne değişti, zırhla ne tanımlıyoruz? Halkanın içinde ya da dışında olmak ne demek biraz bunları konuştuk.”
“Beni etkileyen birçok an oldu”
Programda kendisini etkileyen birçok an yaşandığını aktaran Cemre Öztoprak, “Katılımcılardan biri mahkemeyle isim değiştirmiş, ben bunu bilmiyordum. Katılımcı belgesi hazırlarken de istedikleri ismi yazacağımı söylemiştim. O zaman bana, değiştirdiği ismiyle ilk aldığı belge olduğunu söylemişti. İsim değiştirme süreci ailesine karşı bir duruş sergileyerek, kolay olmayan süreçlerden geçerek gerçekleşmiş. Benim için çok duygusaldı” dedi.
”Kültürümüzde derdi çözmek diye bir şey yok”
Cemre Öztoprak, kendini susturma halinin kültürümüzde etkisini gösterdiğine değinerek, “İnançsal olarak da şükretme, şikayet etmeme hali var. Eleştiri kültürü var. Yani dedikodu yapabilirsin, kendi içinde dertlenebilirsin, kadın buluşmalarında derdini akıtabilirsin ama o derdi çözmek diye bir şey yok. Sadece o eleştiri kültüründen beslenmek diye bir şey var. Böyle bir noktada da kendini susturma bazı insanlar için çözüm de olabiliyor. Ben daha fazla uğraşmak istemiyorum şeklinde kendini gösteriyor. Evet bir strateji ama işe yarıyor mu onu sorgulamak lazım. Yalnızca evlilik ya da ikili ilişkilerde olması gerekmiyor, iş hayatını da düşünebiliriz. Çok minimum düzeyde dahi maalesef sesimizi çıkaramıyoruz. Hayatın her alanında böyle” ifadelerini kullandı.
”Kendini susturma hali şiddete ortam yaratıyor”
Kendini susturma halinin kendi başına bir şiddet olmadığını ancak belli başlı noktalarda şiddeti doğurabileceğine değinen Cemre Öztoprak, “Şiddetin oluşacağı ortamı çok kolay yaratır. Çünkü daha önce de dediğim gibi bir güç dengesizliği yaratılıyor. Birey sustukça bir başkası konuşacak demek. Suskunluk sadece fikir dile getirmemek değil, orada söz sahibi olmamak demek. Bu noktada da bireyin söz sahibi olmadığı koca bir alanda var olmaya çalışırken, diğeri de bireyi etkisiz eleman olarak göreceği için doğal olarak bir şiddet oluşabilir” şeklinde konuştu.
“Güçsüzleşme ve yalnızlaşma en temel göstergeler”
Cemre Öztoprak, şiddetin en önemli belirtilerinin yalnızlaşma ve eş zamanlı olarak güçsüzleşme olduğunu ifade etti. Cemre Öztoprak, “Güçsüzleşme ve yalnızlaşmayı kendinizde çok gözlemlemeye başladıysanız, bu durum kendi başına bir gösterge olabilir. Cümlelere de yansır. Sürekli kendinize makul bir açıklama yapmak zorunda kalırsınız, mantık dışı ya da normal dışı bir deneyimi devamlı rasyonel yapmaya çalışırsınız. Çevrenizden soyutlanmış olursunuz, görüştüğünüz insan sayısı azalır, ailenizden uzaklaşırsınız. Kendinizden yana, güçsüzleşmeye dair inançlar beslenebilir. Bunların çoğunda değersizlik mekanizması kendini besler. ‘Ben tek başıma değerli biri değilim. O nedenle değer görmek için birilerine bir şey yapmalıyım, birisi için bir şey yapmazsam benim yanımda kalmaz, benim yanımda kalmazsa ben zaten değersiz biriyim’ döngüsü sürüyor. Döngüden çıkamama hali, maalesef çoğu kadın için yaşanan bir şey” sözlerini kullandı.
“Toksik insanlara aşık olabiliriz, bu kabulle başlamak lazım”
Şiddetin çok farklı biçimleri olduğuna değinen Cemre Öztoprak, özellikle psikolojik şiddetin manipüleye çok açık olduğunu aktardı. Cemre Öztoprak, “Maalesef, şiddet kötüdür oraya gitme gibi bir şey söz konusu değil. Çünkü hepimiz toksik ilişki döngüsünde yetişmiş insanlarız. Hepimizin aile yapılarında şiddete dayalı iletişimsel, sağlıklı olmayan iletişim döngüleri, ilişki aşamaları var. Bunların içinde büyüdüğünüzde, şiddet çoğumuz için tanıdık bir öge olduğu için, ‘bu kötüdür’ deyip kenara atmak en azından bir süre mümkün olmayabilir. Bu korkulacak bir şey değil. Toksik insanlara aşık olabiliriz, bence bu kabulle başlamak lazım. Bu hepimiz için geçerli. Bence ilk çıkış noktası bu. Toksik ilişkilerin yaşanılabilir olması ve karşılaşılabilir olması hali. Hepimizin içinde de toksik bir şey var. Bu kurtulmanın ilk aşamalarından biri bence. Çünkü kabul gerekiyor” dedi.
“İşin içinden tek başına çıkmak zor”
Cemre Öztoprak, şiddetin farkına vardıktan sonra güçlenme için neler yapılabilir sorusuna ise şu cevabı verdi: “İşin içinden tek başına çıkmak gerçekten zor. Mutlaka destek alınmalı. Mümkünse bu alanda uğraşmış kişilerle çalışılmalı. Sosyal destek çok önemli. Aile, arkadaş gibi sosyal ortamlardan beslenilmeli. Depresif duyguların çoğu, kişiyi günlük hayatta sevdiği, ona haz veren şeyleri yapmaktan alıkoyar. Çünkü depresyon döngüsü böyledir. Kötü hisseder, hiçbir şey yapmak istemez, hiçbir şey yapmak istemediği için kendini daha da kötü hisseder. Bu nedenle kişiye iyi gelen uğraşlarla, hobilerle ilgilenmek önemli. Yalnızca spor yapmak gibi hobilerden bahsetmiyorum. Çekmece içi düzeltmek bile olabilir. Örneğin yurt dışında birçok yerde örgü örmek ve yürüyüş yapmak ciddi terapi yöntemleri olarak kullanılıyor. Bu tarz yöntemlerden yararlanılabilir.”
“Somutlaştırma belki de güçlenmenin temeli”
Son olarak güçlenmenin temeline ilişkin açıklamalarda bulunan Cemre Öztoprak, “Danışanlarıma da hep verdiğim bir söz var. ‘Ben benim, sen sensin. Ben sen olmam, sen ben olamazsın. Ben dünyaya senin olmak istediğin kişi olmak için gelmedim.’ Bunu hatırlamak çok önemli. Hayatımız boyunca kadın olmaya ilişkin birçok şey duyuyoruz ve bunların çoğu bizim değerli olma halimizi pek de beslemeyen şeyler. Oradaki temek inancı değiştirmek gerekiyor. Kimse bunu bizim için yapmayacak. Yetişkin olan her kadın kendisine iyi gelen bir şeyi seçip, ona kendini maruz bırakmak zorunda. Kimse iyi bir şeye bizi maruz bırakmakla ilgilenmiyor. Sana iyi gelenle senin uğraşman gerekiyor. Bence güçlenmenin temeli bu. Kendini susturma hali ergenlik döneminde başlıyor. O yaştan bu yana getirdiğimiz şeylerle şekilleniyor. Bu nedenle ‘Beni ne güzel yapıyor? Beni ne değerli yapıyor?’ soruları üzerinde düşünmek yararlı olabilir. Somutlaştırma belki de güçlenmenin temeli” dedi.





Bir yanıt yazın