Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden Avukat Tuğba Gürsoy ile hafta içi Meclis’e sunulacağı ileri sürülen yasa tasarısını konuştuk. Tasarı sokakta yaşayan köpekleri bir alana kapatıp, sahiplendirilmeyenlerin öldürülmesini içerdiği iddia ediliyor.

Sokakta yaşayan hayvanlarının ‘uyutulması’ için yasa tasarısı hazırlandığı iddiası Mayıs ayında iktidara yakın yayınlarda yerini aldı. Ardından Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından konu açıkça AKP’nin grup toplantısında ifade edildi. 

Erdoğan, “sahipsiz hayvanlar”ın bakım evi adı verilen bir yere kapatılacağı, hepsi sahiplendirilirse iğne ile öldürmek anlamına gelen “bir sonraki adım”a gerek kalmayacağını söyledi. 

Milyonların ağır bir ekonomik kriz ve derinleşen yoksullukla mücadele etmeye çalıştığı Türkiye’de bu yeni gündem ve bu gündemin sosyal medya trolleri aracılığıyla tartışılması toplumu bir defa daha kutuplaştırdı. Hayvan hakları savunucuları Meclis’te vekillerle bire bir görüşmeler düzenledi, basına verdikleri demeçlerle kamuoyunu bilgilendirdi ve çeşitli kentlerde halen devam eden düzenli “hayvan hakları nöbetleri” gerçekleştiriyor.

Sokakta yaşayan ve sahiplenilmeyen sokak köpeklerinin iğne ile öldürülmesine izin verecek yasa tasarısının 24 Haziran Pazartesi günü ilgili komisyona sunulacağı iddiası da gerek basın aracılığıyla gerek sosyal medyada paylaşılıyor. Bu iddialar doğruysa sokakta yaşayan hayvanların yaşam hakkı için son günler anlamına gelebilir.

Konuyu Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden Avukat Tuğba Gürsoy ile konuştuk. Av. Gürsoy “katliam tasarısını” hukuki ve politik düzeyde değerlendirdi ve hayvanların yaşam hakkına karşı çıkarılabilecek bir yasanın olası sonuçlarını ve etkilerini anlattı.

Av. Gürsoy “Düşünün şu anda Meclis’e gelen bir tasarı yok ancak söylentisi bile yetti; toplumsal barış ortamı zarar gördü, 5199 sayılı Kanun hiç yokmuş gibi davrananılmaya başlandı. Hayvanların temel hakları unutuldu” diyor.

Meclis’in kapanmasına kısa bir süre kala neden bu tasarının gündeme getirildiğini düşünüyorsunuz?

Birçok sebebi olabilir… Ancak bu tartışmalar son üç-dört yıla dayanıyor. Bu zaman diliminde sosyal medyayı aktif şekilde kullanan hayvan düşmanı trol hesaplar ve hayvanların sokaklarda olmaması gerektiğini ileri süren ve gerekirse öldürülmelerini savunan bir dernek Meclis’teki lobiciliği ile konuyu sıcak tuttu.

Konunun Meclis’in kapanmasına kısa bir süre kala gündeme getirilmesinin bir sebebi gündemi değiştirmek olabilir. Ne yazık ki toplumu kutuplaştırıp, bu kavgadan beslenen kamu yetkilileri var. Böylece yapmak istedikleri usülsüzlüğü ya da toplumun tepkisiyle karşılanacak değişiklikleri arka planda, rahatça yapabiliyorlar.

Bir diğer sebep Türkiye’de kentlerin kırsala doğru büyümesi olabilir. Kırsalda hayvan yoğunluğu fazla ve bu alanlarında büyük siteler yaptılar. İnsanlar önce hayvanların yaşam alanlarını işgal ederek buralarda yaşamaya başladı sonra da hayvanlardan şikayet etmeye başladı. Burada mülkiyet hakkının yanlış algılandığına dikkat çekmek istiyorum. İnsanlar, evi satın aldığında sokakları da satın aldıklarını ve o bölgedeki her şeye sahip olduklarını düşünüyorlar. Oysa öyle değil. Mülkiyet hakkı bir başka canlının yaşam hakkıyla çelişemez.

Bu gündem toplumu nasıl kutuplaştırdı?

Bu kutuplaştırma bireysel silahlanmayı da savunan hayvan düşmanı bir derneğin trol hesaplarla beraber yarattığı bir ayrım.  Bahsini ettiğimiz trol hesaplar uzun süredir, hayvan hakları savunucularına ciddi saldırılar, küfürler, tehditler ve hakaretler ediyor. Yurt dışında yaşanan bazı olayların video ve görselleriyle hazırlanan yalan haberlerle sokak köpeklerine iftira attıkları yetmiyor gibi bir de hayvanseverleri çocuk düşmanı ilan ettiler. Bu ayrımcı söylemler toplumu “hayvanları sevenler” ve “sevmeyenler” olarak ikiye ayırdı ve şimdi de Meclis’e geleceği ileri sürülen tasarasıyla bu kutuplaşma büyütülüyor. Oysa yasama faaliyetinin amacı toplumsal barışı ve kültürel dokuyu bozmak olmamalı. 

Kültürel dokudan kastınız nedir?

Türkiye’de herkes sokakta yaşayan köpeklerle büyümüştür. Bir arada yaşama kültürüne sahibiz aslında. Ama bunu kötü bir şey gibi gösterdiler. Birlikte yaşama kültürünü yok sayıyorlar ve bunu medeniyetle ilişkilendiriyorlar ancak diğer ülkelerde birçok aksi örnek de var. 

Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde bırakın köpekler gibi kent hayvanlarını, insanlar yaban hayvanlarıyla aynı bahçeyi paylaşıyor.

Ancak bugün yaratılan algıyla köpekler düşmanlaştırıldı ve birlikte yaşama kültürümüz hiçe sayıldı.

İllüstrasyon: Gizem Karagöz / muzir.org

Meclis’te bu tartışmalar nasıl karşılanıyor?

Basına yansıyan iddiaların ardından Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi olarak Meclis’te kırka yakın vekille görüştük. Bu görüşmelerden genel bir çıkarırımız var. 

Kimi vekil hayvanların yaşam hakkına saygı duyuyor kimisiyse “insanlar üstündür ve insanın faydası için hayvanlar öldürülebilir” diye düşünüyor ne yazık ki. Ve daha da sorunlu olan şeyse varsayılan tasarının belirli etik ya da bilimsel ilkelerle filan değil hayvan haklarına saygısı olmayan bazı siyasetçilerin tamamen kişisel isteklerine göre şekilleniyor oluşu.

Yasama faaliyeti ve hukuk kuralları kişisel görüşlere göre değil toplumun ihtiyacının etik ve bilimsel saiklerle yorumlanmasıyla yapılmak zorunda. Bırakın köpeğin bir insana zarar verdiği senaryoyu; “insan köpekten korkuyorsa köpek öldürülsün” diye düşünen vekiller var ve ne yazık ki o vekillerin yetkileri de var.

İktidar, tasarının konunun uzmanlarıyla görüşülüp hazırlanacağını ileri sürüyordu? Öyle değil mi?

Değil… Meclis kapanmadan büyük ihtimalle Kanun Tasarısı’nın Meclis Başkanlığı’na getirileceğini söyleyen ve raporu kendisinin hazırladığını da belirten AKP Grup Başkan Vekili Bahadır Yenişehirlioğlu kimlerden görüş aldı bir hatırlayalım.

Köpeklerin toplanmasını, öldürülmesini savunan bir veteriner hekimin görüşüne başvurulurken, hayvan davranış uzmanı bilimsel çalışmaları olan, köpek popülasyonunun kontrolü için bilimsel yöntemler sunan veteriner hekimlere hiç danışılmaması, aslında yapmak istediklerinin ne olduğunu da açığa çıkarıyor.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği de sosyal medya hesaplarında kendilerinden görüş alınmadığını beyan etti ama işin sonunda, “biz herkese danıştık” diyecekler ancak bu bu halihazırda taraflı bir şekilde yapılıyor.

Mevcut Hayvanları Koruma Kanunu yetersiz mi? Neden kanunda değişikliğe gidilmek isteniyor?

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu yetersiz değil hatta yirmi yıl önce çıkarılmasına rağmen vizyonu oldukça geniş bir kanun. Ayrıca, bu konuda çalışma yapmak isteyen vekiller çok değil 2019’da Meclis’e sunulan Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Raporu’na* baksalar, Amerika’yı yeniden keşfetmelerine gerek kalmayacak.

Kanunda hayvanların öldürülmesini öneren bir değişikliğe değil mevcut kanundaki hükümlerin uygulanıp denetlenmesine ihtiyaç var ve bu yapılmadığı takdirde popülasyon kontrol altına alınmayacak.

Neden?

Ankara Barosu’nun düzenlediği Hayvan Hakları Kurultay’ında** ağırladığımız Veteriner hekim Prof. Dr. Ebru Yalçın’ın aktarımıyla hazırladığımız raporda belirttiğimiz üzere “Vakum Etkisi” adı verilen bilimsel bir gerçeklik var.

Bu şu anlama geliyor, eğer şehir merkezlerindeki hayvanları toplayıp bir yere kapatırsanız, kırsalda yaşayan köpekler yeniden kentteki boş kalan bölgelere yerleşir. Kırsalda yaşayan hayvanların kent ve kent insanıyla uyum sağlaması ise yeni sorunlara yol açacak.

Diyelim ki kırsaldaki ve kentteki tüm köpekleri toplayıp bir yere kapattılar bu durumda da hayvan satışı halen serbest olduğundan insanlar hep olduğu gibi satın aldıkları hayvanları terk ettikçe sokaktaki popülasyon yeniden artacak. 

Dahası madem ki tüm sokak köpeklerini toplayabilmek gibi bir gücümüz var o zaman mevcut kanununu uygulayalım. Yani hepsini toplayalım, kısırlaştırıp, yaşadığı alana bırakalım. Katletmeden popülasyonu kontrol altına almak mümkün.

Bugüne dek neden uygulanmadı yasa?

Çünkü mevcut yasa tüm sorumluluğu yerel yönetimlere veriyor. Ancak yerel yönetimler bütçelerinin olmadığını söylüyor, hazineden binde dört oranında yardım alma hakları olduğu halde bunun yetmeyeceğini de söylüyorlar. 

Ama bu görevlerini yapmamak için bir bahane olamaz. Kamu kaynaklarının yetmediği yerde sivil toplumla işbirliği yapmalı yerel yönetimler. 

Bunu yapan ve popülasyonu kontrol altına alan belediyeler de var. Mesela Samandağ Belediyesi sivil toplum işbirliğiyle aşıla, kısırlaştır, yerine bırak yöntemiyle çalışıyor. 

Diğer yandan yasayı uygulamakla yükümlü kurumlar denetlenmedi. Tarım ve Orman Bakanlığı denetim görevini yerine getirmediği için bugün bakımevi olan çok az sayıda belediye var ve dahası büyük kentlerde dahi ruhsatı olmayan hayvan bakımevleri var. 

Özetle yasa uygulanmadı, denetlenmedi ama yetkililer bu sorumsuzluğun faturasını sokakta yaşayan köpeklerin canıyla ödetmek istiyorlar.

Son olarak yasa hayvanların sahiplendirilmesi gerektiğini de belirtiyor ancak hayvan sahiplenmeye yönelik yasal birçok engel kaldırılmadı.

Sokak köpeğini sahiplenmek isteyen insanların karşısına “apartman-lojman-site yönetim kuralları” çıkıyor. Besleme yaparken insanlar hayvan düşmanları tarafından öldürülüyor, dövülüyor ve bu suçların çoğu da cezasız kalıyor. Barınaklardan sahiplenmek ise neredeyse imkansız, çoğu barınağa ziyaretçi girişi yasak. Barınaklarda neler olup bittiğini bilmiyoruz ancak Konya’daki kürekli katliam videosundaki gibi biri gizli bir çekim yaparsa haberimiz oluyor, barınaklar denetlenmiyor, buraları 7/24 görebileceğimiz kamera sistemleri yapılmadı. 

Hem sahiplenme önündeki engelleri kaldırmayıp hem de sahiplenilmiyorlar diyerek hayvanları öldürmeyi önermenin tek sebebi hayvan düşmanlığıdır. 

Tasarının öldürmeyi değil sokaktaki tüm hayvanları toplayıp bir yere kapatılacağına dair bir iddia da var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu da katliam anlamına gelir. Az önce söylediğim üzere barınaklarda neler yaşandığını bilmiyoruz, bunca zaman barınaklar denetlenmedi ve sayısız işkencenin yaşandığını gönüllülerin çabasıyla gördük.

Diğer yandan unutmamak gerekir ki köpekler bizler gibi aile davranışı sergileyen hayvanlar, arkadaşlık kurup, aileler edinir ancak sürü halinde yaşamaları mümkün değil.

Hayvanların hepsini toplayıp bir “yaşam alanı”na kapatmak en iyi ihtimalle onları açlığa, susuzluğa ve viral hastalıklara mahkum etmek demek.

Neden?

Çünkü bu çok ama çok maliyetli bir iş, bir köpek bir günde yarım kilo mama yer. Belediyeler barınakların dolu olmadığı haliyle bile bu ihtiyacı karşılayamıyor. Barınaklar tıka basa dolduğunda bu hayvanlar açlıktan ölür.

Diğer taraftan bir arada tutulması planlanan hayvanlar arasındaki hastalıklar hızla birbirine geçer. Deri hastalıklarından, viral hastalıklara kadar. Bu hastalıkların tedavileri ise hem oldukça zor hem de oldukça maliyetli. Şu anda dahi belediye bakımevlerinde bu hastalıklar tedavi edilemiyor, gönüllüler bir şekilde girebilir ve çıkarabilirlerse bu hayvanları özel kliniklerde tedavi ettirebiliyor.

Yani gönüllüler hayvanların yaşamı için belediyelerle çalışmaya hazır, ciddi bir sivil toplum gücü var ve madem tüm sokak köpeklerini toplayacak, besleyecek kamu kaynağı var o zaman gönüllülerle işbirliğine gidilerek yasa uygulansın, hızlıca kısırlaştırma, aşılama yapılsın. Popülasyon kontrol altına alınsın ama katliam yasasını bekleyenlerin istediği bu değil…

Bahsi geçen tasarı Meclis’ten geçerse toplumda nasıl bir yankısı olur?

Söylentisi bile yetti; toplumsal barış ortamı zarar gördü, hayvanların yaşam hakları olduğu unutuldu. Bu söylentiler çıktığından beri 5199 sayılı Kanun hiç yokmuş gibi davrananılmaya başlandı.

*Hayvanların Haklarının korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyon Raporu 

**Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu işbirliği ile düzenlediğimiz “Toplumsal, Hukuki ve Etik Bağlamda Sokak Hayvanları Kurultayı

***Bu röportaj ve röportaja eşlik eden illüstrasyon Dijital Medya Araştırmaları Derneği’nin bir operasyonu olan NewsLabTurkey tarafından desteklenen bir medya geliştirme projesinin parçası olarak yayınlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu tamamen Aslı Alpar’a aittir ve hiçbir koşulda Dijital Medya Araştırmaları Derneği’nin duruşunu yansıtmamaktadır.

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR