The Guardian çevre muhabiri Patrick Greenfield’ın haberine göre, ülkeler 2022’de kabul edilen küresel biyoçeşitlilik hedeflerini gerçekleştirme konusunda geride kaldı. Erivan’daki zirvede bu başarısızlığın nedenleri ve bundan sonra atılması gereken adımlar tartışılıyor.

Greenfield’a konuşan Inger Andersen, uluslararası müzakerelerin sonuç verdiğini ancak istenilen hızda ilerlemediğini belirtiyor. Andersen, BM Genel Sekreteri António Guterres’in de bu duruma dikkat çektiğini aktararak şöyle diyor:

‘’Genel Sekreter buradayken şunu söyledi: ‘Teşekkürler. Güzel. Daha fazlasını yapın ama daha hızlı olun; çünkü ulaşmak istediğimiz yerde değiliz.’”

Çevre sözleşmeleri arasındaki koordinasyon sorunu

Andersen’e göre sorunlardan biri de çevre politikalarının çok sayıda ayrı sözleşme ve toplantı üzerinden yürütülmesi. İklim değişikliği, biyoçeşitlilik ve çölleşme gibi birbirini etkileyen konular farklı uluslararası süreçlerde ele alınıyor.

Andersen, bu durumun zaman ve kaynak kaybına yol açtığını belirterek şöyle konuşuyor:

“Şu anda çevre gündemi oldukça dağınık. Her biri önemli olan çok sayıda toplantı yapılıyor. Fakat bu durum enerji ve çaba kaybına yol açıyor.”

Farklı çevre sözleşmelerinin geçmişte belirli sorunlara çözüm üretmek amacıyla oluşturulduğunu hatırlatan Andersen, bugün bu yapıların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor:

“Belki de bunun üzerine yeniden düşünmeliyiz.”

Andersen haklı olabilir

BM Çevre Programı İcra Direktörü Inger Andersen’a hak vermemek mümkün değil. İklim gündemini merak eden vatandaş için süreçleri takip etmek kolay olmadığı gibi kafa karıştırıcı.

Birleşmiş Milletler çatısı altında iklim değişikliği, biyoçeşitlilik ve çölleşmeyle mücadele için oluşturulmuş üç ayrı uluslararası çevre sözleşmesi bulunuyor. Bu sözleşmelerin her biri kendi Taraflar Konferansı’nı (COP) düzenliyor ve toplantılarını ayrı ayrı numaralandırıyor.

COP31: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenleniyor. Küresel ısınma, sera gazı emisyonlarının azaltılması, fosil yakıtlar ve iklim finansmanı gibi konular ele alınıyor. COP31, Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak.

COP17: Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında düzenleniyor. Türlerin ve yaşam alanlarının korunması, biyoçeşitlilik kaybının durdurulması ve doğa koruma hedefleri bu toplantıların gündemini oluşturuyor. COP17, Ekim 2026’da Erivan’da gerçekleştirildi.

COP16: BM Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi kapsamında düzenleniyor. Toprak bozunumu, kuraklık, arazi kaybı ve ekosistemlerin iyileştirilmesi konuları ele alınıyor. Bu sözleşmenin 16. Taraflar Konferansı 2024 yılında Riyad’da düzenlendi.

Küresel rapor: Uygulama hedeflerin gerisinde

COP17 öncesinde hazırlanan State of Biodiversity Action başlıklı küresel rapor, ülkelerin 2022’de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’ni uygulama konusundaki ilerlemesini değerlendiriyor.

129 ülkenin ulusal raporları, 89 ülkenin ulusal biyoçeşitlilik stratejileri ve eylem planları ile 162 ülkenin ulusal hedeflerinden yararlanılarak hazırlanan rapor, çerçevenin 2030’a kadar ulaşılması gereken 23 hedefinin tamamını inceliyor.

Rapor, biyoçeşitliliğin korunması için ülkelerin planlama çalışmalarında ilerleme kaydedildiğini ancak uygulamanın hedeflere ulaşmak için yeterince hızlı ve kapsamlı olmadığını ortaya koyuyor. Mevcut çabalar hızlandırılmadığı takdirde 2030 hedeflerine ulaşılması mümkün görünmüyor.

Raporda, arazi kullanımındaki değişiklikler, sürdürülemez üretim ve tüketim biçimleri ile insan faaliyetlerinin yönettiği ekosistemlerdeki biyoçeşitlilik kaybı temel sorunlar arasında gösteriliyor.

COP17’de değerlendirilen bu küresel inceleme, ülkelerin verdikleri taahhütlerle sahadaki uygulamalar arasındaki farkı ortaya koyarken, uluslararası çevre müzakerelerinin daha etkili sonuçlar üretmesi gerektiğine ilişkin tartışmaları da güçlendiriyor.

Bir yanıt yazın

ÖNE ÇIKANLAR