Ankara’da küçük bir arkadaş grubunun sokak hayvanlarına el uzatmasıyla temelleri atılan Patikara, Hatay depreminde üstlendiği kritik kurtarma operasyonlarının ardından kurumsal bir derneğe dönüştü. Bugün yılda bini aşkın canı sokak aralarından, enkazlardan ve tehlikelerden çekip alan ekip, arama kurtarmadan klinik tedavilerine uzanan zorlu bir nöbeti sırtlanıyor. Artan veteriner masrafları ve kamusal hizmetlerin yetersizliği karşısında mücadeleyi dayanışmayla sürdüren Patikara, dün borçları hafifletmek adına bir dayanışma kermesi düzenledi. Sokaktaki yaşam hakkını sanatla da görünür kılmayı amaçlayan dernek, kurtarılan hayvanların gönüllü ressamlar tarafından yapılan çizimlerini ise 2-8 Ekim tarihleri arasında Kült Kavaklıdere’de sergilemeye hazırlanıyor.
2 Ekim Cuma günü saat 19.00’daki açılış kokteyliyle sanatseverlerle buluşacak sergi öncesinde Patikara’dan Tuğba Akbaşlı, Yağmur Hasdemir ve Satı Hasdemir ile sahadaki zorlukları, yeni yasanın getirdiği tıkanıklığı ve kurmaya çalıştıkları yerel dayanışma ağını konuştuk.

“Kermeslerin en güzel yanı dayanışmayı büyütmesi”
Patikara nasıl kuruldu ve bugün yürüttüğünüz kurtarma çalışmalarını, klinik masraflarını hangi dayanışma yöntemleriyle sürdürüyorsunuz?”
Tuğba Akbaşlı: Patikara; Ayrancı’da bir grup arkadaşın sokak hayvanlarına yardım etmesiyle kurulmuş bir dernek. Başlangıçta az kişiyle yola çıkılsa da kurtarılacak hayvanların sayısı gitgide arttı. Daha sonra dernekleşme sürecine girildi. Dernekleşmenin en büyük sebebi aslında Hatay depremi oldu. Hatay’a gidildi ve depremden çok fazla kedi kurtarıldı. Dernekleşince işler biraz büyüdü; ancak bu sayede daha çok hayvana yardımcı olabiliyoruz. Biz genel olarak bir arama kurtarma ekibiyiz. Mahsur kalmış, zor durumdaki hayvanları kurtarıyor ve klinik desteğine kavuşturuyoruz. Klinik borçlarımızı hafifletmek ve daha çok cana dokunabilmek için de kermesler düzenliyoruz. Bu kermeslerin en güzel yanı dayanışmayı büyütmesi: Takı yapan bir gönüllümüz takısını, çanta ören çantasını getiriyor; dolabından kıyafet seçip getirenler oluyor. Yılda iki ya da üç kez sergiler de açıyoruz. Kurtardığımız hayvanları gönüllü ressamlarımız çiziyor, biz de bu resimleri sergiliyoruz.

“Kurtardığımız hayvan sayısı yılda bini buluyor”
Yılda ne kadar hayvana ulaşıyorsunuz ve sahada en çok nelerle karşılaşıyorsunuz?
Eskiden ne kadar hayvana ulaştığımızı belgelemek adına almanak tutuyorduk. Ancak bu sayı arttıkça takibini yapmak zorlaştı; yine de kurtardığımız hayvan sayısı yılda ortalama bini buluyor. Ağırlıklı olarak kedilerle ilgilensek de kirpi, güvercin ve diğer kuşlar ile köpekler de sıklıkla çalışma alanımıza giriyor. Hatta tavşanlar da var, onların anısına bir çizimimiz bile bulunuyor. Hatırlarsınız, iki yıl önce Eskişehir Yolu’na bir üretim çiftliğinden tavşanlar bırakılmıştı. Saatlerce süren aramalardan sonra gece geç saatlerde pek çoğunu kurtarmıştık. Bir yandan onları kurtarabilmek güzel, diğer yandan bu tür durumlara mecbur kalmak son derece üzücü.
Özellikle Ayrancı bölgesinde arabalar çok hızlı kullanılıyor. Ankara’da çok sayıda hayvansever var. Bu nedenle hayvanlara dikkat çeken tabelalar görmek de sevindirici. Sokaklar onlarla güzel. Fakat sokaklarda hayvanımız pek kalmadı, özellikle köpekler toplandı ve barınaklarda hayat yok. Keşke sokakta bir arada yaşamayı öğrenebilsek.
Bu dönemde ara sokaklarda yavru kediler sıklıkla araba motorlarına sığınıyor; bu da en büyük tehlikeyi yaratıyor. Yalnızca bu ay motorlardan yaklaşık otuz kedi çıkardık. Arabayı çalıştırmadan önce kaputa vurmak, kontrol etmek bir canı kurtarabilir. Sokak aralarında hız yapmamak gerekiyor. Çarpıp kaçanlar oluyor. Çoğu zaman bir veterinere dahi götürülmüyor; ihbarlara yetişip kurtarmaya çalışıyoruz ama maalesef bir kısmını kaybediyoruz. Hayvanlar konusunda toplum olarak daha çok bilinçlenmeliyiz. Mesele yalnızca sokak hayvanlarıyla da sınırlı değil; biz aslında tüm türler için özgürlük ve yaşam hakkı talep ediyoruz.

” Bütün yük derneklerin, gönüllülerin ve özel kliniklerin omuzlarına kaldı”
Yağmur Hasdemir: Bende Tuğba’nın bıraktığı yerden devam edeyim. Veterinere götürülmeme meselesi aslında yalnızca bireysel bir problem değil. Veteriner ve mama masraflarının çok yüksek olması ile belediye hizmetlerinin yetersizliği asıl nedeni oluşturuyor. Temel sorun kamusal bir nitelik taşıyor.
Son yasal düzenlemeyle birlikte engelli, yaralı veya tedavi edilebilir durumda olsa dahi hasta hayvanların öldürülmesinin önü açıldı. Bu durum, eskiden belediye kliniklerine götürülüp kısırlaştırılan hayvanlar için de korkunç bir tablo yarattı. Hayvanseverler artık korkudan hayvanları belediyelere götüremiyor.
Gelinen noktada hem yaralanmaların tedavisi hem de kısırlaştırma süreçleri çok büyük bir çıkmaza girdi. Bütün yük derneklerin, gönüllülerin ve özel kliniklerin omuzlarına kaldı.
“Önümüzdeki dönemde “dayanışma çemberi” adını verdiğimiz bir çalışma başlatacağız”
Satı Hasdemir: Aslında şu anda bireyler ve dernekler olarak devlet kurumlarının yapması gereken işi sırtlanıyoruz. Bu süreçte özellikle kesintisiz bir dayanışmaya çok ihtiyacımız var.
Önümüzdeki dönemde “dayanışma çemberi” adını verdiğimiz bir çalışma başlatacağız. Bu modelde her gönüllümüzün kendi yakın çevresinden yaklaşık on kişiyi düzenli bağışçı yapmasını hedefliyoruz. Bunun çok daha sürdürülebilir bir kaynak yaratacağına inanıyoruz ve herkesten destek bekliyoruz.
Bu dayanışmayı sadece kendi derneğimiz için değil, yerel örgütlenmeleri güçlendirmek için de kuruyoruz. Örneğin Keçiören bölgesindeki ihbarcılarımızı bir araya getirerek yerel bir iletişim ağı oluşturuyoruz. Amacımız insanların ortak bir bütçe havuzu yaratarak kısırlaştırmaları finanse etmesi ve birbirlerine nakil desteği sağlaması. Şu anda en büyük ihtiyaçlarımızdan biri nakil. Gönüllülerimiz bir kediyi yakaladığında ya da kermes hazırlığı yaptığımızda çoğu zaman araç bulamıyoruz. Yerel ağları tam da bu eksikleri el birliğiyle çözebilmek için hayata geçiriyoruz.






Bir Cevap Yazın