Birbirimize benzememiz yetmedi, şimdi aynı şekilde konuşmaya da başladık. Yapay zekâ artık sadece neyi nasıl düşünmemiz gerektiğini söylemiyor, bunu bizler için yazıya döküyor.

Son zamanlarda herkes birbirine nasıl da güzel mesajlar yazmaya başladı, farkında mısınız? Ne bir imla hatası var ne bir cümle düşüklüğü ne de yanlış yazılmış bir kelime… Noktalama işaretleri yerli yerinde; “de”ler, “da”lar paragraflar gayet muntazam, duygular son derece dengeli ifade ediliyor. Daha düne kadar iki cümleyi bir araya getiremeyenler, bugün edebî metinler döktürüyor. Bazen arkadaşlarımın mesajlarına bakıyorum; öyle kusursuz, öyle su sızdırmayan cümleler kuruyorlar ki hangi yapay zekâ programını kullandıklarını neredeyse anlar hâle geldim. 

ChatGPT olmasaydı ne yapardık bilmiyorum. Ama mesele ciddi: Yapay zekâ bizi yalnızca hızlandırmıyor; aynı zamanda tembelleştiriyor ve hepimizi benzerleştiriyor. Aynı son yıllardaki estetik müdahalelerle yeniden şekillenen yüzlerin birbirine benzemesi gibi, yazı dilimiz de neredeyse tıpatıp aynı… Aynı kusursuz cümleler, aynı ölçülü duygular, aynı steril nezaket…Herkes çok düzgün konuşuyor, öfkesini bile çok sakin dile getiriyor ama artık kimin konuştuğunu, o sözlerin arkasındaki gerçek duygunun kime ait olduğunu anlamak giderek zorlaşıyor.

Oysa yüzümüzde olduğu gibi dilimizin de kendine özgü çizgileri var. Nasıl yüzümüzdeki çizgileri hayat şekillendiriyorsa, yazı dilimizi de öyle… Mesela kimimiz kısaltmalar kullanır,kimimiz sert cümleler kurar, kimimiz lafı uzatır. Kimimiz kendimizi gereğinden fazla açıklar, kimimiz noktalama işaretlerini umursamaz, her bir cümle için ayrı bir mesaj gönderir, kimimizde her cümlenin sonuna bir emoji iliştirir. İnsanları aslında dilllerindeki o çizgilerinden tanırsınız.

Şimdiyse dilimizin kırışıklıklarını da düzeltiyoruz. Fotoğraflarımız nasıl kusursuz, yüzlerimiz pürüzsüz, görünüşümüz filtreliyse, yazdıklarımız da o kadar yanlışsız…

Peki kusurlarımız ne olacak? Bizi birbirimizden ayıran şey yalnızca yeteneklerimiz ya da hatasız kurduğumuz cümleler değil ki… Biraz da kekelemelerimiz, seçtiğimiz yanlış kelimeler, öfkeliyken kustuğumuz sözler, eksik ve eğri taraflarımız…

Canım kusurlarımız…

Birine kırıldığımızda ne hissettiğimizi anlamaya çalışmak yerine, “Bana duygularımı anlatan bir mesaj yaz,” diyoruz artık. Bir fikir üretmek yerine “Bu konuda etkileyici bir paylaşım hazırla” komutunu veriyoruz. Yaratıcı olmayı denemeden işin kolayına kaçıyoruz. Yapay zekâdan yalnızca yazdığımız bir metni düzeltmesini istemiyor, düşünme ve ifade etme işini baştan sona ona bırakıyoruz.

Sonra ortaya bahsettiğim o kusursuz cümleler çıkıyor.

Peki, o cümlelerin, o duyguların ne kadarı gerçekten bize ait?

Eskiden bir mesaj yazarken durur, siler, düşünür, yeniden yazardık. Doğru kelimeyi ararken aslında ne hissettiğimizi de anlamaya çalışırdık. Çünkü yazmak yalnızca bildiğimizi aktarmak değildir; bazen ne düşündüğümüzü, hatta ne hissettiğimizi ancak yazarken keşfederiz.

Şimdi o zahmetli kısmı atlıyoruz. Düşüncenin henüz oluşmadığı, duygunun tam olarak hissedilmediği yere doğrudan pürüzsüz bir metin yerleştiriyoruz.

Düşünme sorumluluğumuzu yapay zekâya devrediyor, kendimize değil bir makineye güveniyoruz. Başkasına devrettiğimiz her sorumluluğumuzda olduğu gibi, zamanla kendi cümlelerimize duyduğumuz güveni de kaybediyoruz. Basit bir teşekkürü, bir özrü, bir taziyeyi, sevdiğimiz birine söyleyeceğimiz iki içten sözü bile yardım almadan yazamıyoruz artık. Üstelik yapay zekâya öylesine güveniyoruz ki bazen ne yazdığını okumadan, üzerinden bile geçmeden gönderiyoruz.

Hatta flörtleşmelerimizi bile ona bırakıyoruz.

Yapay zekânın kurduğu kusursuz cümlelerle yapay ilişkiler kuruyoruz.

Herkesin tek tip giyindiği, yüzünde aynı donuk ifadenin olduğu, herkesin aynı tonla aynı kelimeleri kullandığı distopik filmleri bilirsiniz. Kimsenin diğerinden ayırt edilemediği, kusursuz ama ruhsuz bir dünya… Gitgide o filmlerdeki karakterlere dönüşüyormuşuz gibi hissediyorum. Yüzlerimiz aynılaşıyor, cümlelerimiz aynılaşıyor, tepkilerimiz bile aynı kalıplardan çıkıyor. Bizi biz yapan küçük kusurları birer birer silerken, farkında olmadan kendi distopyamızı yaratıyoruz.

Bizim yerimize kusursuz cümleler kuran bir yapay zekâya alıştığımızda, birbirimizle yaptığımız gerçek sohbetler ne hâle gelecek? Karşımızdaki insan duraksadığında, yanlış kelimeyi seçtiğinde, duygusunu istediğimiz kadar düzgün ifade edemediğinde ona tahammül edebilecek miyiz? Yoksa insanlardan da bir makinenin kusursuzluğunu mu bekleyeceğiz?

Elbette yapay zekâdan yararlanacağız. Bir metni toparlatmak, hataları düzeltmek, başka bir bakış açısı görmek kıymetli. Ama yardım almakla zihinsel emeğin tamamını devretmek gerçekten aynı şey mi?

Kullanılmayan her beceri körelir. Yazma becerisi de düşünme yetisi de buna dâhil. Yüzümüzdeki çizgileri, dilimizdeki kusurları sildiğimizde daha düzgün görünebiliriz; ama hepimiz aynı görünmeye ve aynı konuşmaya başladıktan sonra, geriye bizden/benliğimizden ne kalacak?

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin