Bu haber, Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü “Türkiye’de Sivil Toplumun Bilgi Edinme Hakkına Erişim ve Veri Aktivizmi Kapasitesinin Güçlendirilmesi” projesi kapsamında düzenlenen mentorluk programı çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik yalnızca yazarın sorumluluğundadır ve hiçbir şekilde Avrupa Birliği’nin veya Uluslararası Basın Enstitüsü’nün görüşlerini yansıtmamaktadır.
*Güvenliklerinin ve özel hayatlarının korunması amacıyla haberde iki mülteci için Ammarve Nasser takma adları kullanılıyor.
Dosyanın arka planı
Muzir.org’da daha önce yayımlanan haberlerde Ammar ve Nasser, Harran Geçici Barınma Merkezi’nde Alevi kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını, hakarete ve fiziksel saldırı tehdidine maruz kaldıklarını öne sürmüştü. Aileleriyle iletişimlerinin kısıtlandığını, sağlık hizmetlerine erişemediklerini ve merkez yönetiminin kendilerinden “iyi muamele gördüklerine” ilişkin bir teşekkür videosu çekmelerini istediğini iddia etmişlerdi.
İki mülteci, bu videoyu çekmeyi reddettikten sonra keyfî uygulamalarla karşılaştıklarını belirtmiş; süreç sonunda barınma kararına karşı dava açılmış, işkence ve kötü muamele iddialarıyla suç duyurusunda bulunulmuş ve daha sonra haklarında sınır dışı kararı verilmişti. Bu haber ise dosyaya sonradan giren resmi belgelere odaklanıyor.
Ammar ve Nasser bugün imza yükümlülüğüyle serbest. Ancak dosyaya giren mektuplar, resmi belgeler, soruşturma evrakı, iddianame ve mahkeme kayıtları birlikte değerlendirildiğinde; kötü muamele iddiaları, sınır dışı süreci ve devam eden davalara ilişkin pek çok sorunun hâlâ yanıt bulmadığı görülüyor.
‘Kamu malına zarar‘ soruşturması: Belgeler ne gösteriyor?
Avukat Duygu İnegöllü’nün aktardığına göre, işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin suç duyurusunun ardından merkez yönetimi bu kez Ammar ve Nasser hakkında “kamu malına zarar verme” suçlamasıyla şikâyette bulundu.
Av. Duygu İnegöllü, iki soruşturmanın izlediği farklı süreci “İşkence çok daha ağır bir suç. Zaman olarak da suç duyurusunu daha önce yaptık ama geçiştiriliyor. Kamu malına zarar verme suçu ise kovuşturuluyor” diye değerlendirdi.
Dosyadaki jandarma tutanaklarına göre olay, 28 Şubat 2026 günü saat 15.00 sıralarında Harran Geçici Barınma Merkezi’nin GBM1-2 bloğunda meydana geldi. Birim amiri, güvenlik vardiya şefinin kendisini araması üzerine konteynerin iç ve dış kapıları, pencereleri ile elektrik tesisatında hasar bulunduğunu gördüğünü ifade etti. Aynı yönde güvenlik personelinin beyanları da soruşturma dosyasında yer aldı.
Şüpheli sıfatıyla ifade veren Ammar ve Nasser ise suçlamaları reddetti.
Nasser, konteynerin kapı ve pencerelerinin kendilerine tahsis edildiğinde zaten eski ve hasarlı olduğunu, defalarca bakım ve onarım talebinde bulunduklarını ve herhangi bir kamu malına zarar vermediklerini söyledi.
Ammar da benzer şekilde, konteynerin kendilerine teslim edildiğinde hasarlı olduğunu, eksikleri kendi imkânlarıyla gidermeye çalıştıklarını ve kamu malına zarar verme kastıyla hareket etmediklerini ifade etti.
Dosyadaki ifadelere göre her iki mülteci de ifade sırasında müdafi talep etmediğini beyan etti ve uzlaştırma prosedürünü kabul etti.
Kamera kayıtlarında olaya ilişkin görüntü bulunamadı
Soruşturma dosyasındaki kamera araştırma tutanağına göre blokta bulunan iki güvenlik kamerası yalnızca ortak avluyu görüntülüyordu. Konteynerlerin içini gören herhangi bir kamera bulunmadığı için olaya ilişkin görüntü ya da ses kaydına ulaşılamadığı tutanağa geçirildi.
Değer tespit tutanağında ise oluştuğu belirtilen zararın yaklaşık 8 bin 700 TL olduğu kaydedildi.
Harran Cumhuriyet Başsavcılığı, 7 Nisan 2026 tarihli iddianamede Ammar ve Nasser hakkında TCK(Türk Ceza Kanunu)’nın 152/1-a ve 53/1. maddeleri uyarınca kamu malına zarar verme suçundan kamu davası açılmasını talep etti.
“İki soruşturmanın izlediği yol farklı”
Avukat Duygu İnegöllü’ne göre dosyanın en dikkat çekici yönü, iki soruşturmanın izlediği farklı süreç.
İnegöllü, işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin suç duyurusunun hem daha önce yapıldığını hem de hukuken daha ağır suçlara ilişkin olduğunu belirtiyor. Buna rağmen bu soruşturmanın akıbetinin belirsizliğini koruduğunu, buna karşılık kamu malına zarar verme soruşturmasının kısa sürede iddianameye dönüştüğünü söylüyor.
“İşkence çok daha ağır bir suç. Zaman olarak da suç duyurusunu daha önce yaptık ama geçiştiriliyor. Kamu malına zarar verme suçu ise kovuşturuluyor. Bu açık bir tercih: Devlet, ‘Ezilenler ezildiğiyle kalacak, kimse sesini çıkarmayacak’ diyor.”
İnegöllü ayrıca, avukatların kötü muamele soruşturmasına vekil olarak eklenmediğini, bu nedenle dosyayı UYAP üzerinden takip edemediklerini; CİMER’e ve adli makamlara yaptıkları yazılı başvurulara da yanıt alamadıklarını belirtiyor.
İdare mahkemesinde yeni duruşma tarihi
Dosyaya giren yeni belgelerden biri de Nasser’in geçici koruma statüsüne ilişkin açtığı davaya ait.
Ankara 26. İdare Mahkemesi’nin 2026/84 esas sayılı dosyasında görülen davanın ilk duruşması 24 Eylül 2026 günü saat 10.20’de yapılacak. Davacı vekili Avukat Duygu İnegöllü, davalı ise Göç İdaresi Başkanlığı.
Bu belge, daha önce açıldığı belirtilen davanın yargılama takvimine bağlandığını gösteriyor.
İnegöllü ise buna karşın işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin ceza soruşturmasının hangi savcılıkta ve hangi soruşturma numarasıyla yürütüldüğünü hâlâ öğrenemediklerini ifade ediyor.
CİMER iddiaları reddetti
Bilgi edinme başvurularına verilen yanıtlarda idare, kötü muamele ve ayrımcılık iddialarını reddetti.
CİMER tarafından iletilen yanıtta hiçbir yabancının etnik kökeni ya da mezhebi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı, merkezlerin güvenlik kameralarıyla izlendiği ve yapılan işlemlerin 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54. ve 57. maddeleri kapsamında yürütüldüğü belirtildi.
Dosya halen kapanmış değil
Ammar ve Nasser bugün ne geri gönderme merkezinde ne de geçici barınma merkezinde tutuluyor. Ancak haklarındaki sınır dışı işlemi, geçici koruma statüsüne ilişkin dava, barınma kararına ilişkin yargı süreci ve işkence ile kötü muamele iddialarına ilişkin suç duyurusunun akıbeti belirsizliğini koruyor.
Buna karşılık iki mülteci hakkında açılan kamu malına zarar verme davasının kısa sürede iddianameye dönüşmüş olması, avukat Duygu İnegöllü’nün de dikkat çektiği üzere dosyadaki iki soruşturmanın farklı ilerleyişini ortaya koyan en dikkat çekici gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor.





Bir Cevap Yazın