Toplumsal muhalefete yönelik yargısal taciz ve baskıların hız kesmeden devam ettiği bu dönemde, Özgürlük için Hukukçular Derneği(ÖHD) İstanbul Şube üyesi Avukat Serhat Alan, savunma haklarına yönelik saldırıları ve yargı sistemindeki dönüşümü değerlendirdi. Alan, mevcut uygulamaların sadece birer tedbir olmaktan çıkıp toplumsal muhalefeti sindirmek için birer “silaha” dönüştüğünü vurguluyor.
Gözaltı ve ev baskınları: Bir caydırma aracı
Normal şartlarda geçici bir tedbir olması gereken gözaltı işleminin, toplumsal muhalefete karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığını belirten Alan, savcıların somut delil ve zorunluluk şartlarını gözetmeden bu kararları verdiğini ifade ediyor. Alan’a göre, ifadeye çağrılabilecek kişiler doğrudan gözaltına alınarak hürriyetlerinden yoksun bırakılıyor ve caydırılmaya çalışılıyor.
Ev baskınlarında ise denetim mekanizmalarının zayıflatıldığına dikkat çekiliyor. Eskiden hâkim kararı gereken aramaların artık savcı talimatıyla yapılabildiğini hatırlatan Alan, bu durumun denetimi imkânsız hale getirdiğini söylüyor. Arama sırasında polisin ters kelepçe uygulaması, komşu veya muhtar gibi bağımsız tanıkların dışarıda tutulması ve baskın anlarının yandaş basına servis edilmesi, kişiyi toplum nezdinde “suçlu” gösterme amacı taşıyan bir “utanç senaryosuna” dönüştürülüyor.
24 Saatlik avukat yasağı: İşkenceyi görünmez kılma çabası
KHK’ler ile hukuk sistemine giren 24 saatlik avukat görüş yasağı, savunma hakkına vurulan en büyük darbelerden biri olarak nitelendiriliyor. Bu süre zarfında avukatın müvekkiliyle görüşememesinin “silahların eşitliği” ilkesini zedelediğini belirten Serhat Alan, bu uygulamanın çok daha tehlikeli bir boyutuna işaret ediyor: İşkencenin gizlenmesi.
Alan, “Müvekkil işkenceye maruz kaldığında 24 saatlik süreç içerisinde bu işkence izleri gözle görülür seviyeden uzaklaşıyor” diyerek, yasağın hak ihlallerini tespit edilemez noktaya getirmeyi amaçladığını dile getirdi.
“E-Avukat” ve dijital denetim tehdidi
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in gündeme getirdiği tutuklu müvekkilleri ile avukatların görüşmelerine yönelik kısıtlamalar ve “E-Avukat” aplikasyonu, savunmanın mahremiyetini açıkça tehdit ediyor. Tutuklu müvekkillerle 7/24 görüşme hakkının kısıtlanmak istendiğini belirten Alan, bu tür uygulamaların adil yargılanma hakkını ve masumiyet karinesini zayıflattığını ifade ediyor.
Av. Alan, aplikasyon üzerinden yapılacak görüşmelerin haftada iki kez ve 30 dakika ile sınırlandırılması, savunma faaliyetini imkânsız kılan bir “sansür” mekanizması olarak nitelendirdi. Ayrıca Alan, geçtiğimiz aylarda İBB Davası’nda yaşanan örnekte olduğu gibi avukatların hapishane ziyaret kayıtlarının medyaya sızdırılmasının, avukatlık mesleğinin kriminalize edilmesi anlamına geldiğini vurguluyor.
Av. Serhat Alan: Tavizsiz ve birleşik bir mücadele şart
Tüm bu hak ihlallerine karşı tek çözümün tavizsiz bir hukuk mücadelesi olduğunu söyleyen Alan, bu saldırıların sadece avukatlara değil, tüm toplumsal muhalefete yönelik olduğunu belirtiyor. Alan’a göre, hak ihlallerini görünür kılmak, cezasızlık duvarına rağmen inatla hukuki başvuruları sürdürmek ve toplumsal meşruiyet zeminini korumak demokratik bir hukuk düzeni için kritik önem taşıyor.
Hukuk dışı uygulamalara karşı halkın, gazetecilerin ve baroların topyekûn bir duruş sergilemesi gerektiğini ifade eden Alan, ancak bu şekilde devletin bu baskı politikaları üzerindeki meşruiyet zemininin çökertilebileceğini belirtiyor.






Bir Cevap Yazın