Bir dünya lideri bir etkinlik için başka bir ülkeyi ziyarete geliyor. Yanında özel tuvaletini getiriyor, kendisine ait biyolojik atıkların burada bırakılmaması için…
Bu haberi ilk okuduğunuz da muhtemelen, “Amma absürt bir durum” dediniz. Şimdi insan iki ihtimal arasında kalıyor. Ya dünya liderleri gerçekten inanılmaz derecede paranoyak… Ya da biz, biyolojik atıklardan bile istihbarat üretilebilen bir çağda yaşıyoruz. İki ihtimal de birbirinden ürkütücü.
Eskiden krallar, sultanlar tuvaletin olmadığı dönemlerde ihtiyaçlarını altın işlemeli kaplarda giderir, ardından hizmetkârlar onları taşırmış.
Aradan yüzyıllar geçti.
Demokrasiler geldi.
Sanayi Devrimi oldu.
İnternet icat edildi.
Yapay zekâ geliştirildi.
Ama anlaşılan medeniyetin bazı görev tanımları hiç değişmedi. Hâlâ birileri dünyanın en güçlü insanlarının kakalarıyla ilgileniyor. Şimdi gözünüzün önüne getirin.
Trump uçağından iniyor.
Arkasında yüzlerce kişilik heyet…
Koruma ordusu…
Zırhlı araçlar…
Ve bir de özel tuvaletini taşıyan araç… Aynı, misafirliğe giderken kendi terliklerini poşette götüren teyzeler gibi. Sonra toplantılar… Yemekler… Diplomatik görüşmeler… Ve günün bir anında o özel tuvalet kullanılıyor.
Ardından hemen operasyon başlıyor. Ciddi bir kaka operasyonu… atıklar toplanıyor ve toplanan örnekler özenle muhafaza ediliyor. Kim bilir nasıl bir prosedür uygulanıyor.
Bu durumlar için özel üretilmiş kutular mı kullanılıyor mesela?
Yoksa kilitli biyolojik numune çantaları mı?
Hatta belki o çantaların üzerinde “ çok gizli ya da “Dikkat, Başkan’a ait” diye uyarılar falan vardır.
Sonra hepsi seyahat boyunca muhafaza ediliyor bir yerde. Kakaların saklandığı odanın önünde ajanlar falan bekliyordur, liderin kakaları çalınmasın diye…
Ve sonra hepsi dönüş uçağına yükleniyor.
Peki sonra ne oluyor? Gerçekten merak ediyorum.
Bu kakaları Bir görevli teslim mi alıyor?
Teslim aldığına dair bir tutanak mı tutuluyor?
“Biyolojik materyal eksiksiz teslim edilmiştir.”
diye imza mı atılıyor?
Yoksa biri çıkıp,
“Arkadaşlar, bunları artık imha edebilirsiniz” mi diyor?
Bir de o görevi yapan kişiyi düşünüyorum.
…
Hayatın boyunca “Ben ajanım” diye hava atıyorsun. Sonra sana verilen görev şu: “Başkanın kakalarını güvenle ülkeye geri ulaştır.”
Görevini başarıyla yerine getiriyorsun ve Seyahatten dönüyorsun.
Eşin soruyor: “Bugün işte ne yaptın?” Ne diyeceksin? “Başkanın emanetlerini teslim ettim?!?”
…
İşin ilginç tarafı da bu prosedürün aslında sandığım kadar yeni bir uygulama değilmiş.
Soğuk Savaş yıllarına ilişkin bir iddia var. Stalin’in, Mao Moskova’yı ziyaret ettiğinde biyolojik atıklarını analiz ettirdiği söyleniyor. Kanıtlanmış değil ama onlarca yıldır konuşuluyor. Sonra bir anda duruyorsunuz.
Demek ki bundan yetmiş, seksen yıl önce birileri oturup şöyle düşünmüş: “Bu lider bizim ülkeye geliyor… Acaba geride bıraktığı biyolojik atıklardan onun hakkında ne öğrenebiliriz?”
Birinin aklına gerçekten bu soru gelmiş.
İnsan zihni inanılmaz.
İnsanlık ve o inanılmaz zihin bir yandan bilimi, teknolojiyi geliştiriyor…
Kansere çare arıyor.
Makineler icat ediyor…
Uzaya gidiyor geliyor.
Ne bileyim Senfoniler besteliyor, insanlığı değiştirecek kitaplar yazıyor,
Uzay Çağında ölümün çaresini arıyoruz artık.
Bir yandan da dünyanın en güçlü liderlerinin kakalarını ele geçirmenin ya da korumanın yollarını düşünüyoruz. Bir yanım bunu ürkütücü buluyor, çünkü bilgiye ulaşmak için mahremiyetin sınırlarını sürekli biraz daha zorluyor gibiyiz.
Gerçi bugün tıbbın geldiği noktada bunların bilimsel bir karşılığı var.
Çünkü biyolojik örneklerden bir insanın sağlık durumuna ilişkin önemli ipuçları elde etmek mümkün… Kullandığı ilaçlar… DNA’sı… Hastalıklarına veya metabolizmasına ilişkin veriler…
Hele söz konusu bir devlet başkanıysa bunlar sadece tıbbi bilgi olmaktan çıkar. Bir liderin sağlık durumuna dair saklanan bir bilgi rakip bir devletin eline geçerse, bu artık sıradan bir sağlık haberi de olmaz.
Düşünsenize…
Böyle bir bilgi diplomatik pazarlıkları etkileyebilir; dengeleri bozabilir.
Finansal piyasaları etkileyebilir.
Rakip devletlerin stratejik hesaplarını değiştirebilir.
Hatta o liderin görevine devam edip edemeyeceğine dair beklentileri bile değiştirebilir.
Ne kadar ilginç değil mi?
Aslında beni asıl şaşırtan şey Trump’ın özel tuvaleti değil; insan zihninin bilgiye ulaşmak için geldiği nokta…
Çünkü birileri bir gün gerçekten oturup, “Acaba bunun dışkısından ne öğrenebiliriz?” diye düşündüğünde Muhtemelen böyle düşünmekte haksız olmadığını anlıyoruz.
Bir haberin ne kadar absürt olduğunu düşünürken bir anda bambaşka bir yere varıyorsunuz.
Şimdi başa dönelim
Bir haber okuyorsunuz… bir dünya liderinin tuvaletini yanında taşıdığı ile ilgili…
Önce gülüyorsunuz. çok absürt buluyorsunuz. Sonra araştırıyorsunuz.
Ve en sonunda kendinizi, “Aslında mantıklı olabilir ya” derken buluyorsunuz.
Sanırım işin en tuhaf kısmı da burada… Tabii bu durum akla şu soruyu da getiriyor; Acaba bütün liderler için aynı prosedür uygulanıyor mudur?





Bir Cevap Yazın