26 Mayıs-1 Haziran haftasında neler yaşadık? Kısa bir çizgili özet. Hazırlayanlar: Gazeteci İbrahim Türk ve Karikatürist Yetkin Gülmen.
Yeni e-dergimiz #Haftalık, her hafta bir gazeteci ve bir karikatüristin ortak çalışmasıyla gündemin nabzını tutuyor. Basın Evi Destek Projesi (BEDA) desteğiyle hayata geçen bu çalışma, tam 19 hafta boyunca her pazartesi muzir.org adresinde yayınlanacak. Haftanın en çarpıcı gelişmelerini hem kalemden hem de çizgiden okumak için onuncu sayımızı inceleyebilirsiniz.
Hazırlayanlar: Gazeteci İbrahim Türk ve Karikatürist Yetkin Gülmen. Bu yayının içeriği tamamen yazarlar, çizer ve editörün sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmayabilir.
Trump yönetimi federal çalışanların sigortasında cinsiyet uyum süreci kapsamını kaldırıyor
ABD’de Trump yönetimi, federal çalışanların sağlık sigortası planlarında cinsiyet uyum sürecine ilişkin sağlık hizmetlerini tamamen kapsam dışı bırakmaya hazırlanıyor. Personel Yönetimi Ofisi’nin sağlık sigortası şirketlerine gönderdiği yeni yönerge, tedavisi devam eden trans çalışanlar için daha önce tanınan istisnayı da ortadan kaldırıyor.
Yeni metin, sigorta sağlayıcılarına “cinsiyet disforisi tanısıyla cerrahi ya da hormonal tedavi süreci devam eden üyeler için kapsam dışı hizmetlerde istisna sürecini kaldırma” talimatı veriyor. Böylece hormon tedavisi ya da cerrahi süreci başlamış federal çalışanlar da sigorta kapsamının dışında kalacak.

Tedavisi süren trans çalışanlar da kapsam dışında kalacak
OPM, geçen ağustosta federal çalışanlara sunulan sağlık planlarında cinsiyet uyum sürecine ilişkin bakımın yer almamasını istemişti. Ancak o düzenleme, tedavisi hâlihazırda süren kişiler için vaka bazında değerlendirme kapısı bırakıyordu. Son yönerge bu sınırlı istisnayı da kapatıyor.
Karar, özellikle hormon tedavisine düzenli erişmesi gereken trans çalışanlar için ciddi sağlık riskleri doğurabilir. Doğuştan hormon üreten organlarını aldırmış kişilerde tedavinin kesilmesi, ağır sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle insan hakları örgütleri, düzenlemeyi yalnızca bir sigorta değişikliği olarak değil, transların kamu istihdamından uzaklaştırılmasına dönük daha geniş politikanın parçası olarak değerlendiriyor.
11 milyondan fazla kişi bu planlardan yararlanıyor
Düzenleme yalnızca federal çalışanları değil, onların sigorta planlarına bağlı aile üyelerini de etkileyecek. Federal çalışan sağlık sigortası programlarında 11 milyondan fazla kişi yer alıyor. Gallup’un aktardığı tahmine göre ABD nüfusunun yüzde 1,3’ü trans. Bu oran üzerinden yapılan hesaplama, değişikliğin yaklaşık 140 bin kişiyi etkileyebileceğine işaret ediyor.
Federal çalışanlar teorik olarak özel sağlık sigortasına yönelebilir. Ancak federal kamu istihdamında sağlık sigortası, çalışma koşullarının ve ücret paketinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu nedenle özel sigorta birçok kişi için gerçekçi bir seçenek olmayabilir. Federal çalışan tanımı yalnızca bakanlık ya da devlet dairesi personelini kapsamıyor; TSA çalışanları, ulusal park görevlileri ve ABD Posta Servisi emekçileri de bu planlardan yararlanıyor.
Danışmanlık kapsamı ve dönüşüm terapisi kaygısı
Yeni yönerge, translar için yalnızca cinsiyet disforisi tanısına bağlı danışmanlık hizmetlerine sınırlı bir alan bırakıyor. Ancak geçen yılki metinde bu danışmanlığın lisanslı ruh sağlığı uzmanları tarafından verilebileceği ve “inanç temelli danışmanlığı” da içerebileceği belirtilmişti. LGBTQ+ hakları savunucuları, bu ifadenin ve Yüksek Mahkeme’nin dönüşüm terapisi yasağına ilişkin son kararının, yönetimin dönüşüm terapisine alan açabileceği yönünde kaygı yarattığını belirtiyor.
Yönerge doğrudan bir yasa ya da mahkeme kararı niteliği taşımıyor. Ancak federal sözleşmeler sağlık sigortası şirketleri için yüksek ekonomik değer taşıyor. Bu nedenle şirketlerin, sözleşmelerini riske atmamak için yeni beklentilere uyması bekleniyor. Değişikliklerin Ocak 2027’de, sözleşmeler yenilendiğinde yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
HRC: “Transları federal iş gücünden uzaklaştırmayı hedefliyor”
İnsan Hakları Kampanyası Vakfı, 2025 sonunda federal çalışanlar adına cinsiyet uyum sürecine ilişkin sağlık hizmetlerinin kapsam dışı bırakılmasına karşı şikâyette bulunmuştu. ABD Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu ise mart ayında şikâyeti reddetti ve kapsam sınırlamasını onadı. Komisyon, kararında Yüksek Mahkeme’nin Skrmetti kararına da atıf yaptı.
HRC Foundation Başkanı Kelly Robinson, şikâyet sürecinin başında politikanın maliyet ya da sağlık hizmeti tartışmasıyla açıklanamayacağını söylemişti. Robinson, düzenlemenin “transları ve trans eşleri, çocukları ya da bakmakla yükümlü oldukları yakınları bulunan kişileri federal iş gücünden uzaklaştırmayı” hedeflediğini ifade etmişti.
PETA’dan “kafessiz yumurta” raporu: Etiket değişiyor, tavukların yaşadığı acı değişmiyor
Hayvan hakları örgütü PETA, yeni raporunda yumurta endüstrisinin “kafessiz” etiketiyle pazarladığı üretim modelini inceledi. Rapora göre bu etiket, tüketicide daha etik bir tercih yaptığı izlenimi yaratsa da tavukların yaşadığı acıyı ortadan kaldırmıyor.
PETA, “kafessiz” ifadesinin tavukların açık alanda, daha özgür koşullarda yaşadığı algısını güçlendirdiğini belirtti. Ancak rapor, bu sistemlerde de on binlerce tavuğun kapalı, kalabalık ve yapay ışıklandırmalı hangarlarda yaşadığını ortaya koydu.


“Kafessiz” tavuklar da kapalı ve kalabalık hangarlarda yaşıyor
Rapora göre kafessiz tesislerde tavuklar çoğu zaman dışarı çıkamıyor. Kalabalık nedeniyle birbirlerinin üzerine yığılan tavuklar eziliyor, yaralanıyor ve kronik stres yaşıyor. PETA, bu sistemlerde tavukların yüzde 97’ye varan oranlarda ağrılı kemik kırıkları yaşayabildiğini aktardı.
Örgüt, zeminde biriken dışkı ve atıkların da tavukların sağlığını doğrudan etkilediğini belirtti. Raporda, dışkıyla ıslanan zeminin tavukların ayak ve bacaklarında yanıklara, yaralara ve enfeksiyonlara yol açtığı; amonyaklı tozun ise gözleri ve solunum yollarını tahriş ettiği ifade edildi. PETA’ya göre bu koşullar bazı tavuklarda körlüğe kadar uzanan sağlık sorunları yaratıyor.
Etiket değişse de endüstrinin temel uygulamaları sürüyor
PETA, kafessiz ve kafesli üretim arasındaki farkın yumurta endüstrisinin temel uygulamalarını değiştirmediğini vurguladı. Rapora göre civcivlerin gagalarının uçları kesiliyor ya da yakılıyor, erkek civcivler yumurta üretiminde kullanılmadıkları için öldürülüyor, yumurtlama verimi düşen tavuklar ise kesime gönderiliyor.
Örgüt, 2018’de “kafessiz” üretim yapan Hilliker’s Ranch Fresh Eggs tesisinde yürüttüğü araştırmayı da hatırlattı. PETA, tesis sahibinin “Chicken Disneyland” diye tanımladığı işletmede tavukların kanatlarını açamayacak kadar sıkışık koşullarda yaşadığını ve alanın yoğun dışkı koktuğunu açıklamıştı.

PETA: “Kafessiz” etiketi tüketiciyi yanıltıyor
PETA’ya göre “kafessiz” etiketi, yumurta endüstrisinin hayvan refahı kaygısı taşıyan tüketicilere yönelttiği bir pazarlama aracına dönüştü. Örgüt, tüketicilerin bu etiketler üzerinden daha insancıl bir üretim modeline para ödediğini düşündüğünü; ancak tavukların yaşam döngüsünün kapatılma, yaralanma, sömürü ve ölümle sonuçlandığını savundu.
Raporda yumurta tüketiminin sağlık boyutu da yer aldı. PETA, yumurtanın yüksek kolesterol ve doymuş yağ içerdiğine dikkat çekerek tüketicilere bitkisel alternatifleri değerlendirme çağrısı yaptı.
PETA, raporun sonunda “kafessiz” ifadesinin tavuklar için özgürlük anlamına gelmediğini belirtti. Örgüt, tüketicilere yumurta satın almama, “insancıl üretim” iddiasıyla pazarlama yapan şirketlere karşı ses çıkarma ve vegan alternatiflere yönelme çağrısında bulundu.
Filipinler’de radyo muhabiri Nestor Micator öldürüldü
Filipinler’in Cotabato vilayetinde radyo muhabiri Nestor Micator, 21 Mayıs’ta motosikletli iki kişinin silahlı saldırısında hayatını kaybetti. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ve Filipinler Ulusal Gazeteciler Sendikası (NUJP), saldırıyı kınayarak faillerin ve azmettiricilerin yargı önüne çıkarılmasını istedi.
Saldırı toplum merkezi önünde gerçekleşti
D’Empire Radio Broadcasting Network’te haber muhabiri olarak çalışan Micator, aynı zamanda yerel köy meclisi üyesiydi. Saldırı, Müslüman Mindanao’daki Bangsamoro Özerk Bölgesi’nde yer alan Malidegao kasabasına bağlı Barangay Fort Pikit’teki bir toplum merkezi önünde gerçekleşti. Başından vurulan Micator, kaldırıldığı Cruzado Medical Hospital’da yaşamını yitirdi.
Polis üç şüpheli üzerinde duruyor
Bangsamoro polisi, saldırıyla bağlantılı üç şüpheli üzerinde durduğunu açıkladı. Polis, soruşturma sürdüğü için şüphelilerin isimlerini paylaşmadı. Malidegao Belediye Polis Merkezi’nin raporuna göre Micator’un öldürülmesi, bölgede yasa dışı uyuşturucu ticaretine dair yaptığı haberlerle bağlantılı olabilir. Soruşturmacılar olay yerinin çevresindeki güvenlik kameralarını inceledi ancak bölgede çalışan kamera bulunmadığını tespit etti.
Micator’un eşi Ruvy ve kardeşi, daha önce uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan üç kişinin, yakalanmalarından Micator’un haberlerini sorumlu tuttuğunu söyledi. “Teting” adıyla da tanınan Micator, yerel polisin düzenlediği uyuşturucu operasyonlarını düzenli olarak takip ediyordu. Ruvy Micator, 24 Mayıs’ta verdiği radyo röportajında eşinin gazetecilik faaliyeti nedeniyle polis muhbiri sanılmış olabileceğini belirtti.

NUJP: “Micator çözümsüz vakalar listesine eklenmemeli”
NUJP’ye göre Micator, Marcos Jr. yönetimi döneminde öldürülen 11’inci gazeteci oldu. Sendika, bu cinayetlerden hiçbirinin tamamen aydınlatılmadığını vurguladı. NUJP, iki ayrı cinayetle bağlantılı dört şüphelinin yakalandığını ancak hiçbir azmettiricinin adalet önüne çıkarılmadığını belirterek, “Micator bu çözümsüz vakalar listesine eklenmemeli” dedi.
NUJP açıklamasında, Micator’un öldürülmesinin ülkede cezasızlığın sürdüğünü gösterdiğini ifade etti. Sendika, Marcos Jr. yönetiminin gazetecileri ve medya çalışanlarını korumakta ciddi biçimde başarısız olduğunu belirterek Micator’un ailesi, arkadaşları ve meslektaşlarıyla dayanışma içinde olduğunu duyurdu.
IFJ: “Cezasızlık kültürü sona ermeli”
IFJ Genel Sekreteri Anthony Bellanger da saldırıyı “alçakça bir cinayet” olarak nitelendirdi. Bellanger, Marcos yönetimine cinayeti acilen soruşturma ve Filipinler’de medya çalışanlarının güvenliğini sağlama çağrısı yaptı. IFJ, gazetecilere yönelik suçlarda süren cezasızlık kültürünün son bulması ve faillerin hızla yargı önüne çıkarılması gerektiğini vurguladı.






Bir Cevap Yazın