19-25 Mayıs haftasında neler yaşadık? Kısa bir çizgili özet. Hazırlayanlar: Gazeteci İbrahim Türk ve Karikatürist Yetkin Gülmen.
Yeni e-dergimiz #Haftalık, her hafta bir gazeteci ve bir karikatüristin ortak çalışmasıyla gündemin nabzını tutuyor. Basın Evi Destek Projesi (BEDA) desteğiyle hayata geçen bu çalışma, tam 19 hafta boyunca her pazartesi muzir.org adresinde yayınlanacak. Haftanın en çarpıcı gelişmelerini hem kalemden hem de çizgiden okumak için dokuzuncu sayımızı inceleyebilirsiniz.
Hazırlayanlar: Gazeteci İbrahim Türk ve Karikatürist Yetkin Gülmen. Bu yayının içeriği tamamen yazarlar, çizer ve editörün sorumluluğundadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmayabilir.
El Salvador’da insan hakları savunucusu Ruth López bir yıldır tutuklu: “Önce tutukluyor, sonra soruşturuyorlar”
El Salvador’da yolsuzluk karşıtı avukat ve insan hakları savunucusu Ruth López, tutuklanmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen hâlâ cezaevinde. Dosyasındaki gizlilik kararı sürerken, López’in ailesi ve avukatlarıyla düzenli temas kurmasına da izin verilmiyor.

Orta Amerika’nın önde gelen insan hakları örgütlerinden Cristosal’ın Yolsuzlukla Mücadele Birimi’ni yöneten López, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele yönetimindeki üst düzey yetkililere yönelik yolsuzluk iddialarını araştırıyordu. Aynı zamanda El Salvador’da 2022’den bu yana yürürlükte olan olağanüstü hal kapsamında yaşanan keyfi gözaltıları, işkence iddialarını ve cezaevi koşullarını gündeme getiriyordu.
Human Rights Watch(HRW), Salvadorlu yetkililere López’in hızlı, açık ve adil biçimde yargılanması, dosyasındaki gizlilik kararının kaldırılması ve ailesiyle ile avukatlarıyla düzenli temas kurmasına izin verilmesi çağrısı yaptı.
HRW Amerika Direktörü Juanita Goebertus, López’in dosyasının El Salvador’da yargının nasıl işlediğini gösterdiğini belirterek, “Yetkililer dosyasındaki gizliliği kaldırmalı, ellerinde güvenilir herhangi bir kanıt varsa bunu açık mahkemede sunmalı ve López’in avukatlarına anlamlı şekilde erişimini sağlamalıdır” dedi.
Gece yarısı gözaltı
Polis, Ruth López’i 18 Mayıs 2025’te San Salvador’daki evinde gözaltına aldı. López’in eşi Luis Benavidez, WOLA’nın (Washington Office on Latin America) podcastinde o geceyi anlatırken polislerin eve önce trafik kazası bahanesiyle geldiğini söyledi.
Benavidez’e göre polis, gece yarısına yakın saatte López’in aracının bir kazaya karıştığını öne sürdü. Çift aşağı indiğinde polislerden biri bir kâğıt çıkararak López hakkında zimmet suçlamasıyla gözaltı emri olduğunu söyledi. Benavidez, emirde yalnızca kısa bir paragraf bulunduğunu anlattı.
López o sırada polislere, yolsuzluğu araştıranın kendisi olduğunu hatırlattı ve “Biraz edep gösterin. Bu da geçecek” dedi.

Ailesi, gözaltından sonra López’in nerede tutulduğunu saatler boyunca öğrenemedi. Benavidez, polisin kendilerini farklı tesislere yönlendirdiğini, kahvaltı, öğle yemeği, ilaç ve kıyafet götürmelerini istediğini, ancak López’in gerçekten o tesislerde olup olmadığını söylemediğini aktardı.
“Bizimle oynuyorlardı” diyen Benavidez, López’i ancak salı gecesi görebildiklerini söyledi.
Suçlama değişti, dosya gizlendi
López’e önce, on yıldan uzun süre önce eski Yüksek Seçim Mahkemesi yargıcı Eugenio Chicas’a danışmanlık yaptığı dönemle bağlantılı olarak zimmet suçlaması yöneltildi. Gözaltından yaklaşık 15 gün sonra savcılık suçlamayı haksız zenginleşme olarak değiştirdi.
4 Haziran 2025’te bir yargıç López’in tutuklu yargılanmasına karar verdi. López, daha sonra hâlen tutulduğu La Granja de Izalco Cezaevi’ne gönderildi. Aralık ayında mahkeme tutukluluk süresini altı ay daha uzattı. Mevcut tutukluluk kararının Haziran 2026’da sona ermesi bekleniyor.
Ancak López’e karşı ileri sürülen deliller açık mahkemede sunulmadı. Mahkeme, dosyanın neden gizlilik altında tutulduğuna dair kamuoyuna açık bir gerekçe de açıklamadı.
Hükümet eleştirmenleri için mesaj
Cristosal Direktörü Noah Bullock, López’in tutuklanmasının yalnızca bir kişiye yönelik olmadığını, hükümet eleştirmenlerine verilmiş bir mesaj olduğunu söyledi.
Bullock’a göre Bukele yönetimi, sosyal medya ve propaganda üzerinden “ülkenin yeniden doğduğu” anlatısını kurarken, Cristosal bu görüntünün arkasındaki hak ihlallerini belgeledi. Örgüt; keyfi gözaltıları, işkence iddialarını, zorla kaybetmeleri, cezaevlerindeki ölümleri ve kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı iddialarını gündeme taşıdı.
Bullock, “Ruth yolsuzluğu ifşa ettiği ve ülkede demokrasiyi savunduğu için cezalandırılmak üzere tutuklandı. Ama onun tutuklanması bütün topluma mesaj vermek için de kullanıldı” dedi.
López, Cristosal’daki çalışmaları kapsamında pandemi dönemindeki kamu ihaleleri dahil kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığı iddialarını araştırdı. Mayıs 2021’de başsavcının ve Anayasa Dairesi’nin beş yargıcının görevden alınmasına karşı hukuki başvurularda bulundu. Aralık 2024’te metal madenciliği yasağının kaldırılmasına karşı yürütülen yurttaş kampanyasında yer aldı. 2025’in başlarında ise ABD’den El Salvador’daki CECOT hapishanesine gönderilen Venezuelalılar adına habeas corpus başvuruları yaptı.
Baskı dalgası genişledi
López’in gözaltına alınmasından iki gün sonra, 20 Mayıs 2025’te Bukele’nin partisinin kontrolündeki Yasama Meclisi “yabancı ajanlar yasası”nı kabul etti. Yasa, uluslararası destek alan insan hakları örgütleri ve bağımsız medya kuruluşları üzerinde geniş denetim ve yaptırım yetkileri tanıyor.
Yasanın ardından El Salvador Gazeteciler Derneği ve en az üç sivil toplum kuruluşu ülkedeki ofislerini kapattı.
7 Haziran 2025’te polis, ülkenin tanınmış anayasa hukukçularından Enrique Anaya’yı kara para aklama suçlamasıyla gözaltına aldı. Anaya, López’in tutuklanmasını kamuoyu önünde kınamıştı. O da hâlen tutuklu yargılanıyor ve dosyası gizlilik kararı altında.
Mayıs-Eylül 2025 arasında en az 140 insan hakları savunucusu ve gazeteci ülkeyi terk etti. Cristosal da Temmuz 2025’te El Salvador’daki faaliyetlerini askıya aldığını, çalışmalarını Guatemala ve Honduras’a taşıdığını duyurdu. Örgüt, “sürgün ile cezaevi” arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarını söyledi.
“Güvenlik” vaadi kalıcı baskıya dönüştü
El Salvador’da 2022’den bu yana olağanüstü hal uygulanıyor. Hükümet bu rejimi çetelerle mücadele gerekçesiyle ilan etti. Ancak insan hakları örgütlerine göre olağanüstü hal, kısa sürede muhalifleri, gazetecileri, insan hakları savunucularını ve sıradan yurttaşları hedef alan kalıcı bir baskı aracına dönüştü.
Bugüne kadar 91 binden fazla kişi gözaltına alındı. Human Rights Watch, bu süreçte kitlesel keyfi gözaltılar, işkence, zorla kaybetmeler ve insanlık dışı tutukluluk koşulları dahil yaygın hak ihlallerini belgeledi.
Bullock, El Salvador’da “önce tutuklarlar, sonra soruştururlar” sözünün yaygınlaştığını belirterek, López’in dosyasının da bu mantıkla yürütüldüğünü söyledi. Ona göre ülkede artık insanlar sosyal medyada neyi beğendiklerini, iş yerinde ya da evde ne konuştuklarını bile sonuçlarını düşünerek belirliyor.
“Çetelerin şiddetinin yerini artık otokratik bir rejimin şiddeti aldı” diyen Bullock, hükümetin istediği kişiyi gözaltına alabildiğini, süresiz tutabildiğini ve bu kişilerin haklarını koruyacak bağımsız kurumların kalmadığını söyledi.
“Artık demokraside yaşamıyoruz”
Amerikalılar Arası İnsan Hakları Komisyonu, 22 Eylül 2025’te López ve Anaya’nın yaşamları, sağlıkları ve fiziksel bütünlükleri açısından ciddi risk altında olduğunu belirtti. Komisyon, El Salvador’a uygun cezaevi koşullarını, aile ve avukatlarla düzenli teması güvence altına alma çağrısı yaptı.
Ancak Salvadorlu yetkililer bu tedbirlerin uygulandığına dair kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmadı.
López’in eşi Luis Benavidez, uluslararası toplumun en temel talebinin açık ve adil yargılama olması gerektiğini söyledi:
“Ruth’un istediği şey bu. Adil yargılanmak istiyor. Açık yargılama istiyor. Biz artık bir demokraside yaşamıyoruz. Salvadorluların haklarını kullanırken hapse gireceğini düşünmeden yaşayabilmesi için demokrasinin yeniden kurulması gerekiyor.”
Uluslararası Af Örgütü, Ruth López’i “düşünce mahkûmu” ilan etti. López, tutukluyken uluslararası insan hakları ödüllerine de layık görüldü.
HRW, yabancı hükümetlere, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne ve Amerikan Devletleri Örgütü’ne El Salvador üzerindeki kamuoyu baskısını artırma çağrısı yaptı. Goebertus, “El Salvador, insan hakları savunucuları ve gazetecilere yönelik baskısıyla Venezuela, Nikaragua ve Küba gibi otoriter hükümetlerin arasına katılıyor” dedi.
ABD’de deneylerde sömürülen maymunlarda ilaca dirençli Shigella bakterisi!
PETA’nın yayımladığı yeni çalışma, ABD’de deneylerde kullanılan maymunlar arasında ilaca dirençli Shigella bakterisinin yaygın olduğunu ve vakaların çoğu zaman yetkililere bildirilmediğini ya da eksik kayda geçtiğini ortaya koydu.
Dışkı yoluyla bulaşan Shigella; kanlı ya da irinli ishal, karın krampları, ateş, mide bulantısı ve kusmaya neden olabiliyor. Ağır vakalarda enfeksiyon ölümle sonuçlanabiliyor. İnsanlar ve diğer primatlar, bakterinin doğal konakları arasında yer alıyor.
ABD’de laboratuvarlarda, üretim ve barındırma tesislerinde 100 binden fazla maymun bulunuyor. PETA, enfekte hayvanların ithalatçılar, karantina merkezleri, üretim tesisleri, laboratuvarlar ve üniversiteler arasında taşınmasının halk sağlığı açısından ciddi risk yarattığını belirtti.

“Çoklu ilaca dirençli bakterilerin yayılmasına katkı sağlıyor”
PETA, bilimsel yayınlar, veteriner kayıtları ve kurumsal belgeler üzerinden hazırladığı çalışmada Shigella’nın ABD’deki maymun deneyleri endüstrisi boyunca dolaşımda olduğunu aktardı. Örgüte göre bakteri, maymun kolonilerinde varlığını sürdürüyor, çalışanlara bulaşabiliyor ve çoklu ilaca dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına katkı sağlıyor.
PETA ayrıca primatlarda antibiyotiklerin sık sık koruyucu amaçla kullanıldığını, bu durumun da antimikrobiyal direnci artıran koşullar yarattığını vurguladı.
Çalışma, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin insanlarda ilaca dirençli Shigella enfeksiyonlarının arttığına dair uyarısının ardından yayımlandı. PETA, CDC’nin ithal maymunların “halk sağlığı açısından endişe yaratabilecek” patojenler taşıyabileceğini kabul etmesine rağmen, primatları belgelenmiş bir enfeksiyon kaynağı olarak yeterince gündeme getirmediğini savundu.
Örgüt, CDC’ye primat deneyleriyle bağlantılı patojen gözetim verilerini, Shigella yaygınlığını, antimikrobiyal direnç profillerini ve çalışan maruziyetlerini kamuoyuyla paylaşma çağrısı yaptı.
Washington Üniversitesi örneği
PETA, federal kaynakla finanse edilen yedi Ulusal Primat Araştırma Merkezi’nden birine ev sahipliği yapan Washington Üniversitesi’ni örnek vaka olarak gösterdi.
Örgüte göre Eylül 2023’te Arizona’daki Washington Üniversitesi üretim tesisinden Seattle’a taşınan 68 maymundan 47’sinin, sevkiyattan birkaç gün sonra Shigella testi pozitif çıktı. Buna rağmen üniversitenin veterineri, hayvanlarda herhangi bir bulaşıcı hastalık belirtisi bulunmadığını belgeledi. Maymunlardan biri Seattle’a vardığında ölmüştü.
Washington Üniversitesi Güvenlik Komitesi toplantısına katılan bir kişi ise primat birimlerinde çalışan “neredeyse herkesin” ilk altı ayında stafilokok ve Shigella ile karşılaştığını, havaya karışan dışkı maddesine maruz kaldığını ve bir noktada hastalandığını söyledi.
Maymun ithalatına karşı yasa tasarısı
PETA, deneylerde kullanılmak üzere maymun ithalatının yalnızca hayvan hakları açısından değil, halk sağlığı açısından da risk yarattığını belirtti.
ABD Temsilciler Meclisi üyeleri Greg Steube ve Dina Titus, laboratuvarlara ya da laboratuvar tedarikçilerine gönderilecek maymunların ithalatını yasaklamayı hedefleyen PRIMATE Act adlı yasa tasarısını sundu.
Örgüt, tasarının deneylerde kullanılmak üzere ithal edilen maymunlarla birlikte taşınan patojenlerin ülkeye girişini ve yayılmasını engellemeyi amaçladığını belirterek Kongre üyelerine destek çağrısı yaptı.
Çekya’da binler kamu yayıncılığı için sokakta: “Bağımsız medyayı devlet bütçesine bağlamayın”
Çekya’da binlerce kişi, kamu yayıncılığının finansmanını değiştirmeyi hedefleyen hükümet tasarısına karşı sokaklara çıktı. 17 Mayıs’ta 12 şehirde düzenlenen eylemlerde protestocular, Çek Televizyonu ve Çek Radyosu’nun bağımsızlığının korunmasını istedi.
Andrej Babiš hükümetinin 14 Nisan’da sunduğu tasarı, kamu hizmeti medyasının lisans ücretini kaldırarak finansmanı doğrudan devlet bütçesine bağlamayı öngörüyor. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), düzenlemenin kamu yayıncılığı üzerindeki siyasi kontrolü artıracağını belirterek tasarının geri çekilmesi çağrısı yaptı.

“Kamu yararına zarar verir”
IFJ’ye göre teklif, Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası’yla çelişiyor. Federasyon, kamu yayıncılarının öngörülebilir ve sürdürülebilir bir finansman modeline ihtiyaç duyduğunu, devlet bütçesine bağlı bir yapının ise siyasi baskı riskini büyüteceğini belirtti.
Hükümet tasarısına paralel olarak, iktidar koalisyonu çok sayıda haneyi lisans ücreti ödemekten muaf tutacak bir değişiklik önerisini de hızla Meclis’ten geçirmeye çalışıyor. Hane başına aylık yaklaşık 10 dolar olan lisans ücretinde yapılacak bu değişikliğin, kamu yayıncılarının mali bağımsızlığını zayıflatabileceği vurgulanıyor.
IFJ, bu adımların yalnızca medya kurumlarını değil, halkın haber alma hakkını da hedef aldığını belirtti.
Protestolar haftalardır sürüyor
17 Mayıs’taki eylemler, ülkede kamu yayıncılığı etrafında büyüyen protesto dalgasının devamı oldu. 5 Mayıs’ta binlerce kişi başkent Prag’ın merkezinde bir araya gelerek lisans ücretine yönelik saldırıları protesto etmişti. 22 Nisan’da lise ve üniversite öğrencileri de tasarıya karşı sokağa çıkmıştı.
Bağımsız kamu yayıncılığı talebi, 21 Mart’ta düzenlenen ve 200 binden fazla kişinin katıldığı demokrasi eyleminin de ana başlıklarından biriydi. Eylemciler, hükümetin medya üzerindeki etkisini artıracak düzenlemelerin Çekya’daki demokratik gerilemeyi derinleştireceğini savunuyor.
“Bölgelerde yeri doldurulamaz”
Çekya Gazeteciler Sendikası Başkanı Ivana Šuláková, kamu yayıncılığına verilen desteğin toplumun farklı kesimlerinden geldiğini söyledi.
Šuláková, özellikle bölgelerde Çek Radyosu ve Çek Televizyonu’nun kritik bir rol oynadığını belirterek, “Bu medya kuruluşları, ülkenin en uzak yerlerindeki insanların yaşamıyla ilgilenen neredeyse tek medya. Protestoların 12 bölgesel başkentte yapılması, Çekya halkının bağımsız medya istediğini ve kamu yayıncılığının finansmanının devlet bütçesine aktarılmasını istemediğini gösteriyor” dedi.
IFJ Genel Sekreteri Anthony Bellanger ise Başbakan Babiš’in kamu hizmeti medyası üzerinde kontrol kurmaya çalıştığını söyledi. Bellanger, düzenlemenin basın özgürlüğünü tehlikeye attığını ve halkın haber alma hakkını zayıflattığını belirterek, “Bu adım demokrasi için de Avrupa Birliği için de tehlikelidir” dedi.
IFJ’den Babiš’e mektup
Çekya’da kamu hizmeti yayıncılığının korunmasına ilişkin önerge, IFJ’nin 4-7 Mayıs tarihlerinde düzenlenen 100. Yıl Kongresi’nde kabul edildi. IFJ Başkanı Zuliana Lainez ve Genel Sekreter Anthony Bellanger, Başbakan Andrej Babiš’e gönderdikleri mektupta tasarının ve koalisyon partilerinin sunduğu değişiklik önerisinin derhal geri çekilmesini istedi.
Tasarıya karşı yeni bir yürüyüş de 24 Mayıs’ta Prag’da düzenlenecek. Million Moments for Democracy girişiminin çağrısıyla yapılacak yürüyüş, Hükümet Ofisi önünde sona erecek.





Bir Cevap Yazın