Harran Geçici Barınma Merkezi’ndeki kötü koşullara ilişkin iddiaları ilk olarak 16 Aralık’ta haberleştirmiştik. Merkezde tutulan Suriyeli sığınmacılar Nasser ve Ammar, hakkındaki haberlerin ardından yeni bir mektup göndererek bu kez doğrudan İçişleri Bakanı’na yardım çağrısında bulundu.

Nasser ve Ammar isimli sığınmacılar paylaştıkları yeni mektupta, kampta maruz kaldıkları kötü muamelenin ağırlaştığını belirtiyor. Yaptığımız telefon görüşmesinde, Alevi oldukları için kamptaki hem radikal sığınmacılar hem de bazı görevliler tarafından sürekli saldırılara ve hakaretlere maruz kaldıklarını vurgulayan Nasser ve Ammar daha önce ıssız bir bölmeye alındıklarını, şimdi ise tamamen her şeyden herkesten uzak bir yere nakledildiklerini söyledi.

Sığınmacılar haftalar önce vilayet değişikliği başvurusu yapmalarına rağmen serbest bırakılmadıklarını, hukuki süreçlerine dair belirsizliğin devam ettiğini ve uzun süredir fiili tecrit altında tutulduklarını söyledi. 

Bir ‘şans eseri’ hayatta kalma hikâyesi

Nasser 17 aydır, Ammar ise 7 aydır kampta tutuluyorlar. İkisi de Suriye’den Avrupa’ya gitmeye çalışırken Türkiye’de yakalandılar. İkisi de amaçlarının daha onurlu bir hayata kavuşmak olduğunu söylüyor ve Suriye’ye dönmekten korkuyorlar çünkü ülke Aleviler için hiç güvenli değil. 

Suriye’deki yönetim değişikliğinden sonra farklı kesimlere ve özellikle Alevilere karşı mezhepçi saldırılar ve ihlaller aylar boyunca devam etti. Mart 2025’te içlerinde yeni yönetime bağlı görevlilerin de bulunduğu, radikal gruplar Alevilerin yaşadıkları bölgeleri saldırdı ve çok sayıda insanı öldürdü. 

Birleşmiş Milletler, Dünya Af Örgütü, Reuters ve BBC gibi uluslararası örgütlerin ve haber ajanslarının da belgelediği bu katliamlarda en az 1.800 kişi katledildi. Katliamlar olduğunda Ammar da oradaydı. Yaşadığı Banyas kasabasında katliamlardan kurtulmak için iki çocuklu ailesi ve yaşlı babasıyla günlerce dağlarda saklandı. Sonrasında Şam’a gidebilecekleri bir yol buldular. Bu süreçte evleri, işleri ve sahip oldukları her şeyi kaybettiler. Ammar “biz şans eseri hayatta kaldık ve ben çocuklarımın geleceğini şansa bırakmak istemedim onun için kaçtım” diye özetliyor tabloyu. 

Nasser ve Ammar’ın son mektubu

Ramazan’da ayrımcılık

İki sığınmacı, Ramazan ayı nedeniyle oruç tuttuklarını, Ramaza’nın ikinci günü kendilerine iftar yemeği saatinde verilmediğini anlattılar. Yemeği geç saatte getiren görevliye bunu sorduklarında ise, “Siz Müslüman değilsiniz ki, Aleviler oruç tutmaz” şeklinde yanıt verdiğini söylediler. Ayrıca zaten daha önce de yemeklerin çok geç verildiğini, diğer sığınmacılardan artan yemekleri kendilerine verildiğini, buna isyan ederek birkaç defa da yemeklerini geri çevirip yemeye reddettiklerini hatırlattı.

Nasser ve Ammar daha önce kaldıkları izole bölümden çıkarıldıktan sonra, bu kez daha uzak ve kapalı bir alana taşındı. Yeni alanı “tam anlamıyla bir hapishane” olarak tarif ediyorlar. Yaklaşık 45 gündür hiç kimse ile doğrudan temaslarının olmadığını, kapılarının yalnızca yemek vermek için açıldığını belirtiyor ve ekliyorlar, “Biz burada aklımızı kaçırırız, bu koşullarda insanın aklına intihar etmek bile gelir.”

İki sığınmacı ayrıca, kamp idaresinin kendilerini ayrı bölmede tutmasını “onları saldırılardan korumak” ile gerekçelendirdiğine karşı, “bizimle birebir muhatap olan kamp çalışanların da mezhepçi hakaretlerine maruz kalıyoruz, kimi kimden ve nasıl koruyorlar” diye isyan ediyorlar. 

İki sığınmacı ayrıca telefonlarına erişim konusunda da ayrımcılığa maruz kaldıklarını söyledi. Diğer sığınmacıların telefona rahat ulaşabildiğini ancak kendilerine haftada bir ve en fazla 20 dakikalığına telefon verildiğini söylediler. 

Ammar, “Ailemle görüntülü konuşmam dahi yasak; çocuklarım yüzümü unuttu” diyor. 

Sığınmacıların aileleri, Ammar ve Nasser’in uzun süredir bu şartlarda ve tecrit altında tutulmasından dolayı oldukça  endişeli.

Hukuki süreç belirsiz…

Nasser ve Ammar, 28 Ocak’ta “il seçimi” başvurusu yaptıklarını, ancak o tarihten bu yana başvurularının akıbetine dair net bilgi alamadıklarını ifade ediyor. Kamp görevlilerine sorduklarına ise dosyalarının Ankara’ya iletilip iletilmediği konusunda kendilerine çelişkili bilgiler verildiğini de ekledi. 

Sığınmacıların avukatı Duygu İnegöllü, sığınmacıların serbest bırakılmaları için gerekli davaların açıldığını ve hala sonuç beklediklerini söyledi. Avukat ayrıca bu tür işlemlerin Türkiye’de belli bir süreye tabi olmadığını, fakat benzer dosyalarda vilayet onayın genellikle birkaç gün içinde çıktığını ekledi. Avukat bu süreçteki belirsizliği de vurguladı, ona göre bazı örneklerde vilayet seçimi yaptıktan günler sonra bazen ise haftalar sonra dönüş gelebiliyor. 

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin