14 Ocak 2026, Çarşamba

Masallar değişti. Artık kulede hapsedilen prensesler yok; Paris’ten Roma’ya uzanan bir hayat, dolabında onlarca kombin, toplantılarda parlak fikirler saçan, yaratıcı ve işini çok seven bir kadın var. Yine de masalın özü aynı kaldı: Kadınların hala tek derdi kendine iyi bir “prens” kapmak. Yeşer Sarıyıldız, Emily in Paris dizisinin yeni sezonunu değerlendirdi, Bartu’nun çizimiyle.

Emily in Paris’in neden güzel olduğu, böyle “light” içeriklere ihtiyacımız olduğuyla ilgili birçok yazılar yazıldı. Light içeriğe ihtiyaç kısmına katılıyorum. İnsanın arada beyni çıkarıp yerine makyaj süngeri koyarak kendini sıfırlaması gerekiyor. Gel gelelim, bu son sezonda artık tesadüf sınırlarını aştık. Sinirlenmekten gevşediğim tek bir bölüm dahi olmadı, Emily’nin salaklığına daha fazla tahammül edemedim; ama bu yazıyı yazmaya karar verdiğim için de sonuna kadar izledim.

Gabriel’in restoranı var, Emily menüyü tasarlıyor, sosyal medya stratejisini kuruyor, influencer networkünü bağlıyor. Antoine’ın parfümü var, Emily kampanyasını yapıyor. Marcello’nun aile şirketi var, Emily modern dünyayla buluşturuyor.

Sevgilisi Marcello ailesinden kopup kendi işini kurarken, marka konumlandırmasını yapan Emily. Yaratıcı konsepti bulan Emily. Üretecekleri atölyeyi ayarlayan Emily. Tüm networkü birbirine bağlayan Emily. Ve sonra ortaklık için adamları alıp Sylvie’nin karşısına götüren de Emily. 

Bu noktada şu soruyu sormamak mümkün değil: Bu kadın bu kadar yetenekliyse, neden beş sezondur kendini ekonomik olarak güçlendirecek hiçbir hamle yapmıyor? Neden hâlâ başkalarının işlerini büyüten ama kendi kariyeri asla yükselmeyen biri olarak yazılıyor? Emily pekâlâ parfüm anlaşmasından komisyon isteyebilir, Sylvie onu Roma ofisinin başından almışken gidip Marcello’nun markasıyla hisse üzerinden anlaşabilir, hadi onu da yapmadı, Sylvie’ye karşı bunu açık bir koz olarak kullanıp Roma ofisinden ortaklık talep edebilir.

Dizi bize Emily’nin işinde başarılı olduğunu söylüyor; ama başarı hiçbir zaman mülkiyete, paydaşlığa, güce dönüşmüyor. Emily hep üretici, hep aracı, hep bağlayıcı, hep emekçi; ama hiçbir zaman karar verici değil. Asla “Ben bu kadar emek veriyorum, buradan pay almalıyım” demek aklına gelmiyor.  

Erkek karakterlere gelirsek, hiçbir zaman “Emily için” kariyerlerinden feragat etmiyorlar. Hepsi hayallerinin peşinden koşmaya devam ettiği gibi, biri de çıkıp Emily’nin tüm yeteneği ve networkünü sömürdükten sonra “Tüm bunlar sayende oldu, senin de hakkın x olmalı” demiyor, ancak pahalı hediye alıyor. Emily’nin ise sunduğu şey hep bedelsiz: fikir, emek, network, zaman. Karşılığında aldığı şey de duygusal tatmin kırıntıları ve güzel elbiseler oluyor.

Modern dünyanın feminist görünümlü en tanıdık tuzaklarından biri budur: Kadın karakter güçlüdür, ama gücü başkalarına yetmek için vardır. Kadın zekidir, ama zekâsı destek olmak içindir. Kadın yaratıcıdır, ama yaratıcılığı başkasının hikâyesini parlatır.

Emily in Paris’i “güçlü kadın hikâyesi” yerine, iyi paketlenmiş bir patriyarkal masal olarak okumak daha dürüst. Sadece bu kez masal pembe değil; şık, Avrupai ve influencer estetiğiyle kaplanmış durumda.

Görsel Betimleme: Görselin odağında, omuz hizasında saçları olan bir kadın figürü yer alıyor. Kadın, düşük omuzlu koyu renkli bir elbise giymiş. Yüz hatları belirgin değil; sadece kaşları ve ağzı simgeleyen basit çizgiler var, bu da ona gizemli veya düşünceli bir hava katıyor. Kadın ellerini iki yana açmış durumda. Sağ elinde bir akıllı telefon tutarken, sol eli boş ve avuç içi yukarı bakacak şekilde açık duruyor. Kadının başının üzerinde, bir hare veya düşünce balonu etkisi yaratan mor-lila bir alanın içinde üç farklı erkek büstü illüstrasyonu var. Bu erkeklerin başlarının üzerinde küçük, basitçe çizilmiş taç sembolleri bulunuyor. Görselde baskın olarak pembe, somon ve lila tonları hakim. Arka plan canlı bir pembe tonundayken, karakterlerin ve figürlerin etrafında daha yumuşak mor ve beyaz fırça darbeleri kullanılmış. İllüstrasyonda “fırça darbesi” (painterly) etkisi çok belirgin. Arka plan düz bir renk değil; sanki bir tuval üzerine süngerle veya geniş bir fırçayla uygulanmış gibi dokulu ve lekeli bir görünüme sahip. Kenarlarda suluboya sıçramalarına benzer detaylar görülüyor. Kadının ellerini iki yana açmış olması bir teraziye benziyor; sanki dijital dünya (telefon) ile gerçeklik ya da zihnindeki seçenekler arasında bir denge kurmaya veya bir seçim yapmaya çalışıyor. Elinde tuttuğu telefon ve başının üzerindeki “taçlı” erkekler, görselin modern flört kültürü, dijital platformlardaki seçenekler veya bir kadının zihnindeki idealize edilmiş figürler üzerine bir mesaj verdiğini düşündürüyor.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin