Fotoğrafta Türkiye-Suriye sınır kapısı görünüyor. Üstte büyük bir mavi tabela var ve Arapça ile İngilizce olarak “Thanks to your visit / Good by” yazıyor. Arkada ise kırmızı-mavi tabelada “TÜRKİYE” yazısı ve Türk bayrağı bulunuyor. Yolun kenarında birkaç araç park etmiş, bir görevli de ileride ayakta duruyor. Çevrede tel örgüler, kontrol noktası yapıları ve ağaçlık bir alan dikkat çekiyor. Fotoğraf: Abir Naeseh

Bundan bir yıl önce tam bugün gibi, Suriye’yi onlarca yıllık güvenlik baskısıyla hükmeden Esad rejimi düştü. Ancak bu düşüş, Suriyeli kadınlar için korkunun sonu olmadı. Aksine, tanıdık bir korkudan yenisine geçiş gibiydi; muhaliflerini bastırmayı ustaca bilen eski bir otoriteden, henüz tanımlanmamış kurallar çerçevesinde kamusal alanı yeniden şekillendiren, kökeni radikal gruplara dayanan yeni bir otoriteye geçiş. 

Bu otorite; kaos, çelişkiler, ilan edilmiş vaatler ve bunlarla çelişen uygulamaların bir karışımını beraberinde getirdi. Böylece korku biçim değiştirmiş olsa da özü aynı kaldı: Garantileri olmayan bir geçiş dönemini yaşayan toplumda, kadın hâlâ en zayıf halka olarak duruyor. Bu karmaşık bağlam, Suriye’deki kadını siyasi ve toplumsal sarsıntının en hassas aynası haline getirdi. Peki, gerçekte ne değişti? Ne aynı kaldı ya da hangi formlarla geri döndü?

2012’de Suriye’de El- Kaide uzantısı olarak  El- Nusra Cephesi kurucusu Ebu Muhammed El- Colani, modern camiaya uyacak şekilde adını ve gardırobunu güncelledi. Bize ‘‘olgunlaştığını ve değiştiğini’’ söyledi. Başına geçtiği yeni yönetim, “ılımlı” bir yaklaşım benimseyerek kadınlar da dahil herkesin siyasete ve kamusal yaşama katılımını sağlayacağı yönünde vaatlerde bulundu.

Fakat arka sokaklar başka bir hikâye anlattı: Kadını “toplumsal ahlakın merkezi” olarak gören söylemler, kadınların giyimine müdahale etmeye çalışan dini ve sosyal yaklaşımlar, kadın aktivistlere ve LGBTİ+’lara yönelen örtük tehditlerin örnekleri arka arkaya gelmeye devam ediyor. Dahası, Ayşe Dibs ve Ubeyde Arnavut gibi yetkililerin, kadının önceliğinin ailesi olduğu, fıtratının her işi yapmaya uygun olmadığı yönündeki beyanları; benzer açıklamalarla birlikte kişisel görüş olarak geçiştirilemeyecek kadar sistematikti. Bunlar, kadınlar üzerindeki vesayetçi bakışın tesadüf olmadığını, aksine yeni otorite biçimleri içinde kök salmaya çalıştığını gösteriyordu.

Siyasette kadınların temsili

Geçen yıl kadınların siyasi temsiline bakıldığında, değişimin sinyallerinin nasıl verildiğini görmek mümkün. Kadınların bu alanda ciddi bir temsile sahip olduklarını söylemek güç: örneğin, geçici anayasada, ‘kadınların sosyal statüsü korunacak, aile ve toplum içindeki saygınlıkları ve rolleri korunacak’’ maddesi eklendi. Bu maddeye itiraz edildi çünkü, dolaylı olarak kadınlara dayatılan stereotipik rolleri pekiştiriyor. 

Ayrıca geçici anayasada, birçok yetkiyi doğrudan cumhurbaşkanın elinde topladı. Bu da gerçek bir demokratik geçişi kolaylaştırmak yerine yeni bir otoriter yapıyı güçlendirme tehlikesi taşıyor. İnsan Hakları İzleme örgütü, bu anayasanın yürütme erki lehine aşırı bir güç yoğunlaşması yarattığını ve yargı bağımsızlığını zayıflatabileceğini belirtti.

Yönetimin kurduğu geçici hükümette ise, hükümetin oluştuğu 23 bakandan sadece biri kadındı. Parlamento seçimlerinde durum daha da iç karartıcıydı: 11 üyeli Yüksek Seçim Komisyonu’nun yalnızca ikisi kadındı; 180 seçim müdürünün yalnızca yüzde 10’u kadındı. 1400 adayın yüzde 13’ü, 6000 seçmenin ise sadece yüzde 18’i kadındı. Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilci Yardımcısı Najat Rochdi, bu oranların Suriye’de kadınların tarihi toplumsal ve siyasi rolüyle bağdaşmadığını vurgulayarak, Suriyeli kadınların haklarını garanti altına alan adil seçim süreçleri talep ettiğini belirtti.

Güvensizlik gölgesinde günlük yaşam

Öte yandan güvenlik kaosu sıradan bir başlık değildi, günlük yaşamın her ayrıntısını gölgelemeye deva etti. Haliyle bunu en çok kadınlar hissetti. Kadın kaçırma olayları farklı zamanlarda ve bölgelerde tekrarlasa da Alevi çoğunluklu bölgelerde yoğunlaştı. Uluslararası raporlar en az 38 Alevi kadının kaçırıldığını belgelese de, Şam yönetimi önce görmezden geldi, ardından inkâr etti. Son olarak da kaçırılan kadınları ‘yalan beyan’ ya da ‘sevgilisiyle kaçmış’ gibi suçlamalarla yaftaladı. Yönetimin bu güvenlik ve toplumsal krizinin üstünü örtme çabası, kadınlar arasında derin bir korku, güvensizlik ve çaresizlik yarattı. 

Bununla birlikte, bir yıl boyunca Alevilere ve Dürzilere karşı hak ihlalleri, saldırılar ve nefret söylemleri hiç durmadı. Bu ihlallerin en acı hali Mart ayında Alevilere karşı, Temmuz ayında Dürzilere karşı yapılan katliamlarda göründü. Bu katliamların ve saldırıların sonucunda binlerce kişi hayatını kaybetti, evinden ve yerinden zorla edindi. Bir sürü kişi gelir kaynağını kaybetti, işine gidemeyen insanlar, üniversitesine ulaşamayan öğrenciler bıraktı. Tüm bunların yükünü en ağır biçimde taşıyanlar yine kadınlar oldu. 

Dini kurumlar da yeniden yapılandırılan ilk alanlardan biriydi. İmam ve hatip atamalarıyla başlayan süreçte, dini söylemin içeriği kökten değiştirildi. “Suriye için Hakikat ve Adalet” örgütü, mevcut imamların tasfiye edilerek yerlerine özellikle selefi-cihatçı çizgiye yakın isimlerin getirildiğini raporladı.

Diğer yandan, kadınların hayatına doğrudan müdahale eden uygulamalar yer aldı. Kadınların kıyafetine yönelik düzenlemelerden, “mütevazı giyim” dayatmaya çalışan duvar afişlerine kadar birçok girişim, kadın bedeninin yine kamu düzeninin merkezine yerleştirildiğini gösterdi. Resmî söylem toplumun korunmasını öne çıkarsa da, bu uygulamalar kadınların özgürlük alanını daraltan, kadın bedenini toplumsal kontrolün aracı haline getiren bakış açısının sürdüğünü gösteriyor. 

Kadın mücadelesi ve değişimin ölçüsü 

Ancak bu tablo, kadınların buna verdiği tepkiyi görmeden tamamlanmış olmaz. Suriyeli kadınlar zaten uzun süredir sahada aktif bir özne. Bu sayede deneyimlerini ve iletişim ağlarını oluşturabildi. Bugün çok sayıda Suriyeli kadın –aktivistler, gazeteciler, avukatlar, yerel girişimlerin yürütücüleri- yalnız kalmak yerine mücadeleyi seçiyor: Kamusal alana çıkıyor, tartışıyor, eleştiriyor, hak talep ediyor ve ayrımcı kararlarla mücadele etmek için baskı grupları oluşturuyor. Henüz olgunlaşmamış olsa da bu kararlı feminist hareket, değişimin yalnızca otoritenin yaptıklarıyla değil, kadınların kendi alanlarını yeniden kurma ısrarıyla da ölçüleceğini gösteriyor. 

Bu hafta boyunca, Suriye’deki siyasi değişimin birinci yıldönümü vesilesiyle, kadınlara yönelik hükümet uygulamalarını, bu uygulamaların kadınların hayatına yansımalarını ve geçiş döneminin somut sonuçlarını izleyeceğiz. Bu dosya, savaş mirası ile radikal geçmişli yönetimin gölgesinin arasında sıkışmış değişim umudunu ve kadınların dünyasına gerçekçi bir pencere açmayı hedefliyor.

Bir yıl, böylesine büyük bir siyasi dönüşümü değerlendirmek için kısa bir süre olabilir. Ancak bu süre; otoritenin çelişkilerini, kurumların kırılganlığını, radikal mirasın gücünü ve şiddetin değişen biçimlerini görmek için fazlasıyla yeterliydi. En önemlisi, kadınların geleceğinin bu değişimin samimiyetini sınayacak en kritik test olacağını gösterdi.

Bu dosya; kararları izleyerek, etkilerini kadınlar üzerinden okuyarak ve değişimi doğrudan yaşamış bölgelerin sesine kulak vererek bu karmaşık tabloyu anlamaya çalışacak. Eski ve yeni korkular, istikrarsız otorite ve her gün direnen kadınlar arasında asıl gerçek şu: Suriye’de değişim süreci, neyin yıkıldığıyla değil, kadınlar için neyin inşa edildiğiyle ölçülecek.

بعد عام على التغيير السياسي في سوريا: كيف لامس هذا التغيير حياة المرأة السورية؟ 

قبل عام واحد فقط، سقط النظام السوري بعد عقود من القبضة الأمنية، لكن السقوط لم يكن نهاية الخوف بالنسبة للنساء السوريات، بل بدا كأنه انتقال من خوف مألوف إلى آخر جديد، من سلطة قديمة احترفت إخضاع كل من يخالفها، إلى سلطة ذات خلفية متشددة تعيد تشكيل المجال العام وفق ضوابط لم تعرّف بعد. سلطة حملت معها خليطا من الفوضى والازدواجية، ومن الوعود المعلنة والتطبيقات المتنافية. وهكذا بدا الخوف وكأنه تبدل ولكن جوهره واحدا: المرأة هي الحلقة الأضعف في مجتمع يختبر انتقالا بلا ضمانات. هذا السياق المعقّد جعل المرأة السورية مرآة دقيقة لعمق الاضطراب السياسي والاجتماعي: ما الذي تغير فعلا؟ وما الذي بقي كما هو؟ أو عاد بأشكال أخرى؟ 

غيّر الشرع اسمه وحدّث خزانة ملابسه، ووعدتنا السلطات الجديدة بالاعتدال وإشراك الجميع بما فيهم النساء في السياسة والفضاء العام. لكن الأزقة الخلفية أخبرتنا عكس ذلك في أمثلة كثيرة، خطابات تعتبر المرأة محور الأخلاق العامة، ومقاربات دينية واجتماعية تحاول تضييق لباسها، وتهديدات مبطنة بحق النساء الناشطات أو المختلفات. بل حتى تصريحات مسؤولين مثل عائشة الدبس أو عبيدة أرناؤوط عن أن أولوية المرأة هي أسرتها وأن فطرتها لا تؤهلها القيام بكل الأعمال، وما شابهها من تصريحات لمسؤولين آخرين لم تكن تفصيلا بسيطا أو موقفا شخصيا، بقدر ما هي دليل آخر على أن النظرة الوصائية للنساء ليست طارئة بل وتحاول التمدد داخل شكل السلطة الجديد. 

لم يشهد العام الأول تمثيلا سياسيا جدّيا للنساء، فالإعلان الدستوري المؤقت حصر الكثير من الصلاحيات بيد الرئيس شخصيا، ما من شأنه ترسيخ نظام ديكتاتوري جديد بدل تسهيل الانتقال الفعلي إلى نظام ديمقراطي يحترم الحقوق بما فيها حقوق النساء. وصفت منظمة حقوق الإنسان هذا الإعلان بأنه يركز السلطة في يد السلطة التنفيذية وقد يقوض استقلالية القضاء. 

واقتصر الحضور النسائي في الحكومة الجديدة على امرأة واحدة من أصل ثلاثة وعشرين وزيرا، أما في الانتخابات البرلمانية فلم يكن الحال أفضل: شكّلت النساء عضوتين فقط من أصل 11 في اللجنة العليا للانتخابات، و10% من مديري الانتخابات البالغ عددهم 180، و13% من أصل 1400 مرشح و18% من أصل 6000 ناخب. نائبة المبعوث الخاص للأمم المتحدة إلى سوريا، نجاة رشدي، شددت على أن نسبة تمثيل النساء لا تتسق مع الدور المجتمعي والسياسي الذي لطالما لعبته المرأة السورية، وأكدت أن النساء السوريات يتطلعن إلى عمليات انتخابية منصفة تضمن حقوقهن في التمثيل والمشاركة.

في مقابل ذلك لم تكن الفوضى الأمنية مجرد عنوان عابر، بل واقعا يوميا يعيشه الناس وتتحمله النساء مضاعفا. خلال العام الأول تكررت حوادث خطف النساء في مناطق مختلفة، وتركزت في مناطق ذات غالبية علوية، ورغم توثيق التقارير الدولية لخطف 38 امرأة علوية على الأقل، تعاملت السلطات مع هذا الملف بتجاهل في البداية ثم بإنكار لينتهي المطاف بإصدارها تقرير يصم المخطوفات مرة بالكذب وأخرى بالهروب مع الحبيب، ما اعتبره كثيرون محاولة لتمييع الأزمة الأمنية والاجتماعية وطمس للوقائع. خلّف هذا حالة من الهلع وانعدام الثقة والأمان خاصة لدى النساء ما انعكس على أدق تفاصيل حياتهن اليومية. 

إلى جانب ذلك، لم تتوقف الانتهاكات الطائفية بعد سقوط النظام سواء ضدّ العلويين أو الدروز، وتجلّت في أشدّها خلال مجازر آذار في الساحل وتموز في السويداء، خلّفت هذه المجازر والانتهاكات آلاف الضحايا والمبعدين عن منازلهم وقراهم، وحرمت الكثيرين من مصادر دخلهم، ومنعت الطلاب من الوصول إلى جامعاتهم. ولا ريب أن كل ذلك انعكس بشكل مباشر على النساء بشكل خاص. 

بدورها المنظومة الدينية كانت من أوائل القطاعات التي خضعت لإعادة الهيكلة من خلال تعيينات الأئمة والخطباء ومضامين الخطاب الديني. تقول منظمة سوريون من أجل الحقيقة والعدالة بوجود حملة لعزل الأئمة والخطباء الحاليين واستبدالهم بآخرين محسوبين على الفصائل الإسلامية ولا سيما التيار السلفي الجهادي. 

من جهة أخرى شهدت الساحة السورية ممارسات تمسّ حياة النساء بشكل مباشر وتعيد النقاش حول اللباس والحرية الشخصية إلى الواجهة، بدءا من القرارات المرتبطة بضبط لباس البحر إلى ملصقات جدارية تسعى لفرض معايير لباس محتشم على النساء. ورغم أن الخطاب الرسمي يتحدث عن حماية المجتمع إلا أن هذه الممارسات تفشي النظرة التي تربط بين جسد المرأة وبين النظام العام، وترى في ضبط النساء مقدمة لضبط المجتمع كوسيلة لتأسيس شرعية أخلاقية لسلطة لم تتضح ملامحها بعد. 

لكن الصورة لا تكتمل دون النظر إلى رد فعل النساء أنفسهن، فالمرأة السورية فاعلة على الأرض منذ سنوات، وراكمت بفضل ذلك خبرات وشبكات تواصل، وذلك رغم المعوقات ومحاولات قولبتها في قوالب جاهزة سواء في زمن النظام السابق أو بعد سقوطه.  الكثير من النساء السوريات اليوم من ناشطات وصحفيات ومحاميات ونساء يعملن في مبادرات محلية، رفضن أن يكنّ ضحايا المرحلة وخرجن للعلن، ناقشن، انتقدن، طالبن بحقوقهن، بل وشكّلن مجموعات ضغط تحاول مواجهة القرارات التمييزية. هذه الحركة النسوية رغم ضعفها وتشتتها تظهر أن التغيير لا يقاس فقط بما تفعله السلطة، بل بما تفعله النساء أيضا لاستعادة مساحتهن. وإعادة صياغة علاقتهن بالمجال العام. 

سنعمل خلال أسبوع من اليوم، وبمناسبة مرور عام على التغيير السياسي في سوريا، على رصد تجليات هذا التغيير في الممارسات والقرارات الحكومية فيما يخص النساء، وكذلك رصد انعكاساتها على النساء. سنحاول من خلال هذا الملف أن نقترب من تعقيدات الشارع السوري، ومن مؤسسات لم تستقر بعد، ومن قرارات تبحث عن هوية،ومن نساء يقفن بين إرث الحرب وأمل التغيير. 

عام على التغيير قد لا يكون زمنا كافيا للحكم على انتقال سياسي بهذا الحجم، لكنه أكثر من كاف ليكشف تناقضات السلطة، وهشاشة المؤسسات، وقوة الإرث المتشدد واستمرار العنف بأشكال مختلفة. والأهم أنه كاف ليظهر أن مستقبل النساء سيكون اختبارا حقيقيا لمدى جدية هذا التغيير. 

هذا الملف يحاول أن يقدّم قراءة دقيقة لهذا المشهد المعقّد، من خلال تتبع القرارات، ورصد تأثيرها على النساء، والاستماع إلى أصواتهن، والاقتراب من المناطق التي اختبرت التغيير بشكل مباشر. فبين الخوف القديم والجديد، والسلطة غير المستقرة، والنساء اللواتي يقاومن كل يوم، تكمن الحقيقة الأكثر أهمية: أن مسار التغيير في سوريا لن يُقاس بما سقط، بل بما يُبنى للنساء في المستقبل.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin