İzmir’in kalbi Alsancak’ta, yıllardır trans kadınların hem yaşam hem de dayanışma alanı olan tarihi Bornova Sokak’tayız. Bu sokak birkaç yıldır “kentsel dönüşüm” ve “soylulaştırma” projelerinin hedefinde. 

Ancak bu “dönüşüm”, henüz kepçelerle değil; “kamu ahlakı” gibi muğlak gerekçelerle alınan idari kararlar ve “Huzur Operasyonu” adı altındaki keyfi cezalar ile artan kolluk baskısıyla yürütülüyor.

Geçtiğimiz Temmuz 2025’te Konak Kaymakamlığı’nın “fuhuşla mücadele” adı altında sokaktaki 14 daire hakkında verdiği mühürleme kararı oldu. Bu hukuksuz karar, burada yaşayan trans kadınlar için barınma hakkı ihlali ve barınma krizi anlamına geliyor.

Bu baskı kıskacının tam ortasında, 15 yıldır Bornova Sokak’ta yaşayan, seks işçisi Helin’le konuştuk. Helin, ailesinin onu reddetmesiyle başlayan ve her adımda derinleşen sürecin; polisin keyfi şiddeti, barınma hakkının sistematik biçimde elinden alınması, çalışmak istediğinde karşılaştığı görünmez duvarlar ve dijital ortamda maruz kaldığı sansürle birlikte, hayatını nasıl giderek “yaşanamaz” bir hale sürüklediğini anlatıyor.

“Kentsel dönüşümde ilk bizi gördüler”

Helin 41 yaşında. Muş’ta doğmuş, Denizli’de büyümüş ve en sonunda İzmir’e gelmiş. Yaşamını 15 yıldır Bornova Sokak’ta seks işçiliği yaparak sürdürüyor. Hem İzmir’i hem Bornova Sokak’ı çok seviyor ama bu sokağın kendileri için eskisi kadar güvenli olmadığını da söylüyor.

Helin maruz bırakıldıkları baskıya karşı verdikleri en güçlü yaanıtın “dayanışma” olduğunu söylüyor: “Dayanışmak zorundayız ama işte dayanışma da olsa, belli bir yere kadar gücümüz yetiyor.”

Dayanışmayı güçlü kılan barınma haklarına karşı kamunun açtığı savaş! Bu savaş “kentsel dönüşüm” adı altında transları bölgeden silmeyi amaçlıyor.

Helin, “kentsel dönüşüm”ü  duyduğunda önce bunun iyi olacağını düşünmüş ancak sürecin tamamen burda yaşayan trans kadınları hedef aldığını anlamış: “Kentsel dönüşüm muhabbeti çıktığında ‘Biz yeniliğe açığız,’ diyordum ama sonucun böyle olacağını bilmiyordum. Kentsel dönüşümde ilk bizi ‘aykırı’ gördüler, ilk transları çıkarmak istediler. Kentsel dönüşüm binayla alakalı bir şey. En azından biz öyle sandık. Herkesin bu sokakta kendi evi var, benim de dahil. İster satarım ister kalırım. En azından bu hakkımız var sandık. Ama zamanla o kadar akıl almaz baskılar ve saldırılar oldu ki birçok arkadaşımız gitmek zorunda kaldı.”

Evlerin sık sık mühürlenmesiyle birlikte Helin barınma haklarının “toplum ahlakı” öne sürülerek engellenmesine tepkili:

“Evlerimiz kapatılıyor. Sürekli olarak, keyfi olarak… En son evlerimize iki haftalık kapanma cezaları geldi. Geldiler, ‘Evler kapanacak,’ dediler. Basılma, müşteri, alınma falan yok. Gerekçe: ‘Toplum ahlakı’. Toplumun ahlakını sadece biz mi bozuyoruz? Alsancak’ta uyuşturucu, çeteler başını alıp gitti. Ama tek problem biziz onlara göre. O iki haftalık süreçte arkadaşlar sağda solda kaldı. Birçoğu kedisiyle, eşyalarıyla süründü durdu. Sürekli bir tehdit altındayız. Hatta bir polis, ‘Mahkemeye verme, parana yazık. Eninde sonunda kapanacak,’ diyerek bizi caydırmaya çalıştı.”

“Bekçi ‘Sütyenini aç’, polis ‘Adın Ökkeş’ diyor”

Helin, sokağın “nezihleştirme” hedefinin, kolluk kuvvetlerinin tutumuna da yansıdığını belirtiyor.

İdari baskılar kolluk şiddetiyle el ele yürüyor. Sivil toplum kuruluşlarının “cinsel tacize varan keyfi uygulamalar” olarak raporladığı bekçi şiddetini Helin şöyle anlatıyor: 

“İki gün önce bir trans arkadaş, ki kendisi hukuk okuyor, bir olay yaşadı. Polis ona demiş ki: ‘Köşeye çekil, sütyenini aç. Üstünde bir şey var mı?’ Arkadaş da ‘Ne münasebet? Sen erkekleri sokağın ortasında böyle arayabiliyor musun?’ diye karşılık vermiş. ‘Madem arama yetkin var, gel kameranın önünde beni ara,’ deyince polis geri vites atmış. Çıplak arama olayı… Bunu yapan bekçi. Ne demek ‘sütyeni aç bakacağım’? Bu resmen taciz.”

Transfobinin dillerine de yansıdığını belirtiyor: “Başka bir polis, arkadaşa ‘Adın Ökkeş. Ben transı bilmem. Sanki gündüz böyle mi geziyorsun?’ demiş. Arkadaş da ‘Evet, gündüz de böyle geziyorum. Çünkü ben bir kadınım,’ diye cevap vermiş.”

“Dizide oynayacaktım, onu da engellediler”

Trans kadınların çalışma hakkı önündeki engellerin onlara seks işçiliği dışında bir meslek bırakmadığının altını çizer Helin; barınma ve ekonomik baskılara karşı başka bir alanda var olma çabalarının da engellendiğini söylüyor.

Güvencesiz çalıştıkları sektörden çıkmak istediklerinde “istihdam ayrımcılığına”, sanatsal üretim yapmak istediklerinde ise “sansüre” takıldıklarını vurguluyor:

“Genç translar genellikle başka iş kolları arıyor. Mesela 2-3 arkadaşım kafe olsun, giyim mağazalarında olsun çalışmak istedi ama toplum baskısından dolayı olmadı. Ben normalde bir iki belgeselde yer aldım gönüllü olarak. Alsancak’ta transların da olduğu bir dizi çekilip, Netflix’te yayınlanacaktı. Sözleşmeler yapıldı. Sonra maalesef iki ay önce, transların da dahil olduğu diziler Türkiye’de yasaklandı, para cezası geldi. 

E, şimdi ben seks işçiliği yaptığım için ceza yiyorum. Dizide önüm açılsaydı seks işçiliği yapmak zorunda kalmayacaktım. Ama sen orada da engelledin beni. Nasıl olacak o zaman?”

Helin, 41 yaşında ailesi tarafından hâlâ “kabullenilmemiş” olmanın getirdiği göç ve reddedilme hikâyesinin, devlet politikalarıyla birleştiğinde intiharlara ve cinayetlere kapı araladığını söylüyor.Bu sistematik şiddetin kendisini de değiştirdiğini söyleyen Helin, şöyle anlatıyor:

“Eskiden politik olarak bakmazdım bu olanlara, korkardım politik denmesinden. Zaten dışlanıyoruz, bari söylemlerimizi sertleştirmeyelim, derdim. Ama zamanla evlerimiz basıldı. Sokağımızda sürekli tehdit edildik, aç kaldık, evsiz kaldık; her gün her saniye sırf transız diye taciz edildik. Arkadaşlarımız öldü, öldürüldü, intihara sürüklendi… İşte bu yüzden zamanla anladım… Gerçekten de trans cinayetleri politik.”

“Baskı, psikolojik şiddet, sokak şiddeti, kısıtlamalar, emniyet…”

Helin’in bu tespiti, sahadan gelen verilerle de doğrulanıyor. 

Kaos GL’nin 2024 İnsan Hakları Raporu, LGBTİ+ karşıtlığının “sistematik bir devlet stratejisi” haline geldiğini; transların barınma, istihdam ve yaşam hakkı da dahil olmak üzere her hak kategorisinde ihlallerle karşılaştığını belgeliyor. Trans Cinayetlerini İzleme (TMM) projesinin verileri de bu karşıtlığın altını çiziyor; 2023 raporuna göre, dünya genelinde mesleği bilinen öldürülmüş transların yüzde 48’ini seks işçileri oluşturuyordu. Bu durum, Helin’in anlattığı ‘mecburen yönlendirilme’ ve ‘başka alanların engellenmesi’ pratiklerinin şiddetle olan doğrudan ilişkisini ortaya koyuyor.

“Çünkü,” diye bitiriyor Helin sözlerini: “Baskı, psikolojik şiddet, sokak şiddeti, kısıtlamalar, emniyet… İster istemez başımıza gelen her şey politik. Bu sürece nasıl sürükleniyoruz? İlk sürüklenme aile. Bir reddetme, o bir boşluk oluyor. O boşluğa düştüğün zaman, bir mesleğin yoksa, seks işçiliğine sürükleniyorsun. Yönlendiren de olmayınca ya cinayetle sonuçlanıyor ya da hayatı bitiyor.”

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin