19 Eylül 2025, Cuma
Hollandalı sanatçı Marcel Heijnen, Hong Kong ve Çin’in ardından İstanbul’un sokak kedilerini fotoğrafladı. City Cats in İstanbul kitabında kedilerin kişiliklerini, toplumla bağlarını ve Batı’ya örnek olabilecek bu kültürü anlatıyor. Hayvan fotomuhabiri Deniz Tapkan Cengiz’in röportajı.

Fotoğraf: Marcel Heijnen, Deniz Tapkan Cengiz
Hollandalı fotoğrafçı, tasarımcı ve müzisyen Marcel Heijnen, Hong Kong ve Çin’deki dükkan kedilerinin ardından yolunu kedilerin sokakta özgürce dolaşabildiği İstanbul’a düşürdü. İstanbul kedilerine dair Thames & Hudson’dan çıkan kitabı City Cats in İstanbul kitapçılarda bulunabilir.
Marcel Heijnen’in Türkiye programında, yarın ( 20 Eylül) saat 18:00’da Cat Muesum’da sergisi, 21 Eylül Pazar günü saat 15.00’te İstanbul Kitapçısı Kadıköy şubesinda okur buluşması yer alıyor.
İmza günleri ve söyleşi için İstanbul’a gelen Marcel ile yaptığımız röportajda hayvanlarla aramızdaki bağdan, şehir kedilerinin kişiliklerinden, kitaba eşlik eden haiku fikrinden ve elbette Türkiye’de sokakta yaşayan hayvanları tehdit eden yeni yasadan konuştuk.
“Başka bir şehirde benzer bir kitap hazırlamanın kolay olacağını düşünmüyorum”
Merhaba Marcel, şehrimize ve kedilerimize dair bu güzel eser için teşekkür ederiz. Dünyanın başka bir şehrinde böyle bir çekim yapabilir misiniz sizce? Sokaklarında kediler ve köpekler olan yerler var, fakat aradaki ilişki farklı gözüküyor değil mi? Sizce de Türkiye’de eskiden bugüne taşınan bir kültür ön plana çıkmıyor mu? Siz ne düşünüyorsunz?
İyi soru. Birçok kişi bana “Sırada hangi şehir var?” diye sordu. Bilmiyorum. Uzun süre Hong Kong’da yaşadım ve geleneksel dükkanlarda oturan kediler olduğunu fark ettim. Sonra onları fotoğraflamaya başladım. Ama Hong Kong sokaklarında genellikle pek kedi görmezsiniz. Belirli mahallelerde, tipik geleneksel dükkanlarda görebilirsiniz.
Benim odağım şehirler ve kediler. Çünkü insanlar için inşa edilmiş ama aynı zamanda çok sayıda hayvanın da olduğu şehirlerde onlarla nasıl ilişki kurduğumuzu merak ediyorum.
Hong Kong ve Çin’de dükkanlarda yaşayan kedilere dair iki fotoğraf kitabım var. İstanbul’da ise hikaye biraz daha farklı çünkü burada kediler sokaktalar. Hong Kong’da ise dükkanın çalışanı, hatta patronu gibiler. İstanbul’da da tam olarak evcil hayvan değiller. Daha çok toplum onlarla ilgileniyor. Besleyenler, sahiplenenler, mama ve su kabı koyanlar görüyorum bu şehirde. Bence bu, İstanbul’da çok daha bütünleşik bir hikaye.
Bu kadar çok kedisi olan başka bir şehir düşünemezdim. Güneydoğu Asya’daki şehirlerde, Endonezya’ya giderseniz, bazı bölgelerde çok sayıda kedi var. Fas ve Yunanistan’ın bazı bölgelerinde kedi olduğunu duyuyorum ama İstanbul kadar çok olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden başka bir şehirde benzer bir kitap hazırlamanın kolay olacağını düşünmüyorum.

Fotoğraf: Marcel Heijnen
Bu topraklarda “Batı’yı örnek almak” gibi bir düşünce var. Çünkü Batı’nın hep ileride olduğunu düşünüyoruz. Fakat konu sokaktaki hayvanları koruma ve türler arası kurulan bu ilişki biçimine geldiğinde sizce de Batı’nın bizi örnek alması gerekmez mi?
Yine güzel bir soru. İstanbul örneğinin Batı’da da takip edilmesi harika olurdu, mesela şehirlere daha fazla hayvan entegrasyonu olabilir.
Ve dürüst olmak gerekirse, Batı’nın her zaman doğru örnek olup olmadığından emin değilim. Bu yüzden, bir şehre hayvanların entegrasyonunun harika olduğunu düşünüyorum. Batı’nın sizi takip edebilmesi güzel olurdu. Bence her zaman Batı’ya bakmak zorunda değilsiniz. Dürüst olmak gerekirse, Batı şu anda düşüşte.
Hong Kong ve Amsterdam’daki sokak kedilerine ne oldu? Mahallenizde hiç kedi var mıydı? Ve bir süre sonra azaldılar mı? Ya da çocuklukta bile böyle bir deneyime sahip değil misiniz?
Hollanda’da böyle bir deneyimim yok. Uzun süre Singapur’da ve ardından Hong Kong’da yaşadım. Singapur’da sokaklarda çok sayıda kedi vardı ve bazen kısırlaştırma çalışmaları yürütüyorlardı. Fakat Hollanda gibi daha soğuk ülkelerde, sokak hayvanlarının hayatta kalma şansları olduğunu sanmıyorum.
Daha çok çiftliklerde görülürler. Çiftçilerin etrafta dolaşan kedileri vardır. Ama genel olarak, sokaktan toplandıklarına dair bir eylem olduğunu sanmıyorum. Hollanda’da kediler evcil hayvanlardır. Bir eve aittirler.
Geçmişte Amsterdam’daki bazı kafelerde fareleri uzak tutmak için kedi bulunurdu. Çünkü Amsterdam tamamen su üzerine kurulu ve eski evlerde fareler ve sıçanlar var.
Singapur’da, Hong Kong’dan daha sıcak. Yani Singapur’da kediler için hayatta kalmak daha kolay olabilir. Bu yüzden, sık sık sokaktan kedi sahiplenirdim, bilirsiniz, sokakta yaşarlardı ve sonra yavru kedi doğar, annesi bırakırdı ve ben de onu sahiplenirdim.
Aktif olarak itlaf ettiklerini sanmıyorum ama teşvik ediliyorlar, bunu İstanbul’da da duyuyorum. Sokak kedisi yakalarsanız, veterinere götürüyorsunuz, ücretsiz veya düşük bir fiyata kısırlaştırıyorlar, sonra da bir gösterge olarak kulaklarını kesiyorlar ve tekrar sokağa bırakıyorlar. Ben de bir süredir bunu yapıyorum.
Hong Kong’da ve Singapur’da bir hayvan bulunursa ve kimse sahiplenmezse, uluslararası bir kuruluş olan SPCA’ya (Society for the Prevention of Cruelty to Animals) gidip destek alabilirsiniz. Sahiplenme kampanyaları düzenliyorlar. Fakat sanırım kimse belirli bir süre içinde sahiplenmezse, onları uyutup ötanazi uygulayabiliyorlar.

Fotoğraf: Marcel Heijnen
Sokaklarında kediler olan bir şehri mi tercih edersiniz yoksa olmayan mı?
Sokakta kedilerin olduğu şehri tercih ederim. Eğer şehir halkı kedilere karşı anlayışlıysa ve bunu takdir ediyorlarsa, bunu burada sık sık görüyorum. İnsanlar durup onları besliyor, turistler de.
Bence harika. Hayata, diğer canlılara dair farkındalık yaratıyor. Bu yüzden harika olduğunu düşünüyorum.
Hayvanların bilişsel davranışları üzerine yüksek lisans yapıyorum. Bu alanda bir davranışı algılamak için hayvanı gözlemleyerek uzun zaman harcamanız gerekir. Aslında bu açıdan fotoğrafçılığa da benzetmek mümkün. Siz de fotoğraf çekerken kedileri uzun zaman gözlemlediniz. Bize gözlemlediğiniz kadarıyla sokaktaki kedilerin davranışlarından, bilinçlerinden, tercihlerinden bahseder misiniz?
Kediler farklı kişiliklere sahipler. Biri utangaç, diğeri oyuncu olabilir. Sanırım insanların kedileri sevmesinin sebebi bu. Köpeklerden çok farklı. Köpekler de harika ama daha öngörülebilirler. Kediler bir bakıma öngörülemez. Bazen kedilerin fotoğraflarını çektiğimi bildiklerini düşünüyorum.
Örneğin, çektiğim en iyi kedi fotoğraflarımdan birinin hikayesi şöyle; Hong Kong’da bir mahallede takılıyordum. Siyah kabloların üzerinde uyuyan bir kedi gördüm ve uyanmasını beklemeye başladım. Sonra aniden başka bir kedi birdenbire ortaya çıktı, o yığının üzerine atladı, tam önümde oturdu ve bana baktı. Siyah bir arka plan önünde siyah bir kedi vardı ve muhtemelen çektiğim en iyi fotoğraf oldu. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama çok güzel bir andı.
Mayıs ayında İstanbul’a vardığımda Balat’ta küçük bir ev kiraladım. Ve bir akşam, karanlıkta anahtarımı ararken aniden bir kedi yanıma geldi, kafasını okşadım ve ardından her gün aşağı indiğimde o kedi koşarak yanıma geldi. Bazen benimle daireye yukarı çıktı. Arkadaş olduk. Bu durum benim için güzel bir işaretti çünkü İstanbul kedilerine dair yeni bir kitap yazmak üzereydim.
Ayrıca kendimi iyi hissetmediğim anlarda bazen kedim yanıma gelir ve anlamış gibi davranır. Aramızda kelimelere ihtiyaç duymadan kurduğumuz güçlü bir bağ var.
Onlardan öğrendiğiniz bir hayat dersi olsaydı bu ne olurdu?
Zen ustası olmak. Ânı yaşamak. Kediler hiçbir şey için endişelenmezler, bilirsin. Yani, bence bir bakıma Zen ustaları gibiler. Bu onlardan öğrenebileceğimiz bir ders, sadece rahatlamak. Sonuçta hayat ya oynamak, ya uyumak ya da yemek yemektir.
‘That shifty moment, When object becomes subject, It’s your story now’
Kitabınızda fotoğraf alt yazıları yerine haiku kullanmak harika bir fikir. Bu fikri nasıl bulduğunuzu merak ediyorum.
Yaklaşık on yıl önce Hong Kong Dükkan Kedileri hakkındaki ilk kitabımı yazarken, normalde bir fotoğrafçı olarak her fotoğraf hakkında kısa bir hikaye veya başlangıçta bir giriş ve belki de bir alt yazı yazarsınız diye düşünüyordum, tek kelimelik, iki kelimelik gibi. Ama bunun harika olmadığını düşündüm. Yeterli değildi.
Arkadaşım Ian Rowe’un Haiku yazımı üzerine bir web sitesi var. Haiku yazıyor ve haiku yazımına teşvik ediyor. Charlie adında harika bir kişiliğe sahip güzel kızıl bir kedisi var. Ian her türlü konuda haiku yazması yanı sıra bazen de kediler tarafından yazılmış gibi kendisi hakkında bir haiku paylaşıyordu.
Ben de bunun çok zekice olduğunu düşündüm, bu yüzden Ian’a ulaştım. Sosyal medyaya koyduğum fotoğraflarımı görmüştü ve kedileri sevdiği için çok beğenmişti. Ortak noktamız buydu ve “Belki kitap üzerinde benimle çalışmak istersin” diye sordum. O da, “Memnuniyetle isterim” dedi.
Bence bu gerçekten güzel bir yol çünkü genellikle bir fotoğrafa baktığınızda, böyle bir sayfa açtığınızda, bilirsiniz, insan gözü fotoğrafa yönelir. Önce okumazsınız. Yani fotoğrafa bakarsınız, bir şeyler görür ve algılarsınız, sonra yazıyı okursunuz ve fotoğrafa farklı bakarsınız.
Neredeyse fotoğrafa iki kere bakmış gibi olursunuz. Haikular bazen çok anlamlılar, bazen de komikler. Bir nevi kedinin zihnine bir bakış sağlıyorlar.

‘City Cats of İstanbul’ kitabınızı çok önemsiyorum çünkü maalesef gün geçtikçe arşiv niteliği kazanacağını düşünüyorum. Geçen sene Türkiye’de Hayvanları Koruma Yasası değişti. Yasa artık hayvanları korumuyor diyebilirim. Kitabınızda konuya yer vermişsiniz. Fakat netleştirmek gerekir aslında yasa kedileri köpeklerden çok da ayrı tutmuyor. Yasada Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne bağlı oldukları yazıyor. Ve bu sözleşme hem kedileri, hem köpekleri içeriyor. Ve yine yasada ‘sahipsiz hayvanlar ivedilikle bakım merkezine götürülür’ yazıyor. Elbette buradaki sahipsiz hayvanlar hem kedileri hem de köpekleri kapsıyor. Ayrıca her geçen gün farklı bir şehirde Valilikler tarafından sokakta hayvan beslemek yasaklanıyor. Bu demek oluyorki hayvanları koruduğumuz kültür zorla değişime tabi tutuluyor.
Tüm bunları düşününce şahsen ben bahçemde baktığım kediler için her geçen gün daha çok korkuyorum. Ne yazık ki bir yıldır çok kötü durumda olan barınak görüntüleri ile travmatize bir toplum haline geldik. Tüm bunlar olmamış gibi davranamayız. Bu konuya dair düşünceleriniz nelerdir, bizimle paylaşır mısınız?
Durumun bu kadar kötü olduğundan emin değildim. Yani, biraz bilgim var ve bana birkaç kez bunun esas olarak köpekler için olduğunu, insanların köpekleri götürdüğünü, sonra da sosyal medya paylaşımlarımda ve diğer her yerde kedilerin de başına geldiğini söylediler.
Bu gerçekten endişe verici.
Fotoğraflarımda ve kitaplarımda kedilerin güzelliğini ve harika hikayelerini işliyorum. Dileğim, İstanbul’a ait bu kültürün daha iyi anlaşılması, diğer ülkelerde yaşayan insanların bunu deneyimlemek için gelmeleri ve sokakta yaşayan hayvanlara daha fazla zarar verilmemesi. Umarım fotoğraf kitabım ‘City Cats of İstanbul’ İstanbullular ile kediler arasındaki bağı güçlendirir.
Kedilere isim verdiğimizde onların bireyselliği ön plana çıkıyor. Grup olarak düşünmekten ziyade birey olarak düşünmeye başlıyoruz. Kitabınızda da Madame Caki, Lola ve Lira’nın güzel hikayelerine yer vermişsiniz. Eros’un ve Cezve’nin adını hiç duymamış olabilirsiniz. Maalesef bu güzel İstanbul kedileri öldürüldü. Hayvanların yaşamını önemseyen, caydırıcı hukuki kararlar uygulanmadığı için bireyler kaybettikleri kedilerinin yasını tutarken bir de bu hukuksuzluk ile mücadele ediyorlar. İzninizle röportajımı Eros’u ve Cezve’yi anarak ve insan arkadaşlarına sabır dileyerek bitirmek istiyorum.





Bir Cevap Yazın