Cansu Özge Özmen bu bölümde taciz, faillik ve ifşa kültürü üzerine konuşuyor. Kendi deneyimlerinden, mağduriyet kavramına bakışından ve ifşa yönteminin toplumsal etkilerinden söz ediyor.

Mağduriyet, dayanışma, yüzleşme ve sorumluluk…
İfşalar gerçekten adalet sağlıyor mu, yoksa sadece kısa vadeli bir kamuoyu dalgası mı?
Call-out kültürü, cancel culture, dijital utandırma ve hesap verebilirlik kavramlarını birlikte tartışıyoruz.
Yeni bölümü dinlemek için tıklayın
Okumak için:
Merhaba muzır neşriyatın sunduğu halkın bünyesi podcastinin 5. Bölümüne hoşgeldiniz. Ben Cansu Özge Özmen. Bugün tacizden, faillikten ve ifşadan söz edicem.
Ben de tacize uğrayan her kadın gibi, bu da kadınların büyük bir çoğunluğu oluyor, ifşa rüzgarı dönemlerinden çok etkileniyorum. Bir sürü taciz anım, güvendiğim tacizciler, çaresizliğim, hiçbir bedel ödememiş olmaları gibi düşüncelerle başlayarak kendi olası failliklerime kadar uzanan geniş bir yelpaze açılıyor ve içinden çıkamıyorum. Kendi olası failliklerim derken cinsel şiddet ya da taciz gibi olaylardan değil flört şiddeti tabir edilen kıskançlık ve çifte standart uygulamak gibi durumlardan bahsediyorum. Bunlarla ilgili pişmanlık duyuyorum, hem eskiden olduğum insan adına hem de karşımdakini maruz bıraktığım, özgüvensizlikten devşirilmiş narsistik tepkilerim için. Çoğu insanın da özellikle flört şiddeti tabir edilen çeşitli davranış biçimleriyle yüzleşmediklerini ve ısrarla bunları savunduklarını görüyorum. Ben de flört şiddetine uğradım ama aynı zamanda cinsel taciz ve fiziksel şiddet mağduruyum, bunlar da bazen flört şiddeti içinde kategorize ediliyor, ama benimkiler bir flört ya da ilişki sırasında gerçekleşmediği için sadece cinsel tacizler. Birçok insan mağdur kelimesi yerine hayatta kalanı (survivorın çevirisi) tercih ediyor. Çünkü bu şekilde faili değil mağduru merkeze alıyorsun ve failin eylemleri belirleyicilik gücünü kaybediyor. Ben mağdur olduğumu hissettiğim için mağduru tercih ediyorum çünkü mağduriyet mütemadi bir mağduriyete işaret etmek zorunda değil ve en azından kendi adıma irademi faile teslim etmiş gibi hissetmiyorum. Tacizcilerime karşı da karışık duygular içindeyim çünkü güvendiğim ve saygı duyduğum insanlardı. Bir tanesi geçen sene 94 yaşında vefat etmiş. Yaptıklarının başka insanlara duyduğum güven ve saygıyı etkilememesine çok gayret ettim ama etkiledi ve kendisini affetmedim. Zaten benden özür de dilemedi. Allah rahmet eylesin. Bir diğeri 76 yaşında, hala çalışıyor, onu da affetmedim. O da özür dilemedi. Taciz mağduru bir kadın olarak yapabileceğim en iyi şeyin başka mağdur ya da hayatta kalanlarla dayanışmak ve varsa kendi failliklerim için hiçbir bahane üretmeden özür dilemek ve bir özrün gerektirdiği şekilde davranmayı öğrenmek olduğunu düşünüyorum. Bunu söylemek kolay ama yapmak zor. Bunu bir davet gibi düşünebilirsiniz, özür dileyecek bir şeyiniz var mı, değiştirmeniz gereken davranışlarınız var mı gibi. Yani isterseniz. Çoğu insan istemiyor gibi görünüyor.
Bu dönemlerin bana düşündürdüğü başka bir şey de insanların mağdurlara inanmama nedenleri ve bunları ifade şekilleri. Her ifşanın doğru olduğunu söylemiyorum. Ancak bir ifşaya inanmamak için olay yerinde olmaktan ve tanık olmaktan ya da güvenilir ve birden fazla tanıktan (ve bu tanıkların da failin aklanmasından çıkarı olmaması gerekir) bilgi almak dışında başka bir nedeni olabileceğini düşünmüyorum. Tacizin bir kere belirli bir anda gerçekleştiğini düşünelim. Orada değilseniz veya da ifşa eden kişinin güvenilirliği hakkında makul şüpheleriniz yoksa, birden fazla ve durumla bağlantılı birincil çıkarları olmayan tanıklarınız yoksa bilemezsiniz. Bunun nedeni de insanların karmaşık varlıklar olması. Hayatın bazı alanlarında dürüst ve şeffaf diğer alanlarında ahlaksız davranan bir sürü insan var. Dolayısıyla Ahmet öyle bir şey yapmaz… ile başlayan cümlelerin arkasından gelecek hiçbir nedeni geçeli bulamıyorum. Buna birkaç örnek vermek istiyorum. Bunlar bir aktör hakkındaki taciz iddiası üzerine yapılan yorumlardan bazıları. Görünen taciz iddiasının doğru olmadığı, ama ayrıntılarına bakmadım dolayısıyla bilmiyorum. Yorumların bazıları şu şekilde. İsimleri kaldırarak okuyorum:
Abicim sizinle aynı otelde 15 gün kaldım. Sizin efendiliğiniz, nezaketiniz, babacanlığınız, hep aklımdadır. Yapılan iddialara asla inanmıyorum. Sonuna kadar yanınızdayım.
Bir başkası şöyle:
Hiç kendini yorma, güneş balçıkla sıvanmaz. Sen kendini bilen herkese abilik babalık yapan karakterli, dürüst bir insansın. Uzunca bir süre karı koca oynadık aynı seti aynı kulisi aynı anıları biriktirdik. Seni seviyorum ve üzülmeni asla istemiyorum.
Bir diğeri de şöyle:
Nokta noktada bulunan nokta nokta şarküterinin bir çalışanı olarak nokta nokta bey ve nokta nokta hanımı tam 18 yıldır tanıyorum. 2007’den beri düzenli olarak müşterimiz olan bu ailenin, bırakın taciz gibi iğrenç bir davranışı, kimseye göz ucuyla bile kötü baktığına şahit olmadım. Bu iddiaların hiçbir gerçekliği yoktur.
Şimdi örneklerimiz bunlar. Tekrar edeyim, iddialar iftiradan ibaret olabilir (açıkçası en azından okuduğum kadarıyla öyle de görünüyor) ancak iftira olduklarının kanıtı bu ifadeler olamaz. Belki gerçekten de bazı tacizciler hayatın her alanında ve herkese karşı kaba, terbiyesiz, görgüsüz ve düşüncesizdirler. Belki bazı tacizciler birlikte otelde kaldıkları, aynı kulisi paylaştıkları ve alışveriş yaptıkları yerlerdeki her kadını taciz ediyorlardır. Ama bazı tacizciler de tam da saygınlıklarının verdiği cesaretle taciz ederler. Ben tacizcilerimin ismini söylemedim ve inanılmaktan sağlayacağım bir çıkarım yok. O yüzden rahatlıkla özellikle vefat eden tacizcimin çok saygın, nazik, cesur, yardımsever ve düşünceli bir insan olduğunu söyleyebilirim. Hakkında onu tanıyanlardan beyan istense, övgülerin bir kitabı dolduracağından eminim nitekim ölümünden sonra yüzlerce insan da hakkında güzel şeyler yazmış ve söylemiş. Bunların doğru olduğuna da inanıyorum ve bir kısmının doğru olduğunu da biliyorum. Ama bu hasta doktor ya da danışman danışan ilişkisi içindeyken beni birden fazla kez taciz ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Dolayısıyla söz konusu aktör tacizci olmayabilir ama beraber otelde kaldığı insanın, alışveriş yaptığı şarkütericinin, onunla karı koca oynayan kadın aktörün beyanlarıyla aklanamaz. Bunların hiçbir şey ifade etmediğini söylemeyiz tabii ki karakteri hakkında bize genel bir çerçeve sunar ama kimseye hiçbir zaman taciz etmediğini kanıtlamaz. Konu da bu. Yani Ahmet öyle bir şey yapmaz demeden önce çok iyi düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Dolayısıyla eğer tanıklığımız varsa tabii ki bir insanı bir iftiradan korumak da ahlaki bir sorumluluktur. Fakat yoksa bu konuda beyan vermek hem tacize uğrayan herkese bir hakarettir hem de ifşa yöntemini en az yalan beyanlar kadar zedeler. Tabii ifşa yönteminin hiçbir geçerliliği olmadığını düşünen birçok insan var. İfşa, kadınlar için hesap verebilirlik talep etmenin güçlü bir yolu. Ancak Banet-Weiser’a göre bu süreç, bireysel hikâyeler üzerinden kurulduğu için sistemsel eşitsizlikleri her zaman dönüştürmeyebiliyor. Yani tekil ifşalar toplumda sembolik bir etki yaratıyor ama yapısal değişim için yeterli olmayabiliyor. O yüzden biraz bence tanımlara bakmamız ve o herkesin aradığı dengeyi en azından bulmaya çalışmamız lazım. Bazı tanımlar şunlar, İngilizceden çevirildiği için İngilizceleriyle birlikte söyleyeceğim.
1) Call-out culture ifşa kültürü
- Ne? Bir kişinin/kurumun sorunlu davranışını kamusal alanda (özellikle sosyal medyada) doğrudan ifşa edip hesap vermeye çağırma pratiği.
- Amaç: Dikkat çekmek, hatayı görünür kılmak, mağdurun sesini duyurmak, hesap verebilirlik sağlamak.
- Artıları: Sessiz kalınan alanlarda görünürlük; güçlü aktörlerin de gündeme çekilmesi.
- Riskleri: Hızlı linç, bağlam kaybı, tek taraflı anlatı, kalıcı damgalama.
- Not: Call-out, “call-in”den (özelden uyarma/davet) farklıdır; call-in daha kapalı ve onarıcı bir iletişimi hedefler, call-out kamusaldır ve baskı kurar.
2) Cancel culture (iptal / boykot ve dışlama pratikleri)
- Ne? Sorunlu görülen kişi/kurumun platformlardan, iş birliklerinden, izleyici/pazar alanından dışlanması: işten çıkarma çağrıları, sponsorların çekilmesi, etkinlik iptali, ürün/iş içeriklerinin boykotu vb.
- Amaç: Somut sonuç yaratmak—güç ilişkilerini sarsmak, tekrarı önlemek, “bedel” ödetmek.
- Nasıl işler? Toplu boykot çağrıları, markalara baskı, platform kurallarının devreye sokulması.
- Artıları: Klasik yollar (hukuk/kurumlar) işlemeyince caydırıcılık ve hızlı sonuç.
- Riskleri: Orantısız cezalandırma, seçicilik/çifte standart, geri dönüş (reintegrasyon) yollarının belirsizliği, kanıt/ süreç eksikliği.
3) Digital shaming (dijital utandırma)
- Ne? Bir kişiyi ifşa edip alenî utanca maruz bırakma; bazen hak aramaya eşlik eder, bazen ondan bağımsız bir teşhir ve ibret gösterisine dönüşür.
- Dinamikler: Viral yayılım, “context collapse” (bağlamın çökmesi), kalıcı arşivlenme (arama motorları).
- Artıları: ihlalleri görünür kılar, kısa vadede caydırabilir.
- Riskleri: (özel bilgiyi yayma), yanlış kişiyi hedef alma, mağdurun ikincil travması, uzun vadeli damgalama.
- Not: Hesap verebilirlik hedeflemeyen, sadece “rezil etme”ye kayan call-out’lar dijital utandırmaya evrilebilir.
4) Accountability (hesap verebilirlik) vs. Public humiliation (kamusal aşağılama)
- Hesap verebilirlik (ne?)
- Zararın adlandırılması, özür ve sorumluluk alma, onarım (tazmin, telafi), davranış değişikliği ve şeffaf süreç.
- Restoratif adalet mantığıyla: mağdurun ihtiyaçlarını merkeze alan, orantılı ve izlenebilir adımlar.
- Ayırt etme ölçütleri:
- Amaç: Onarım ve değişim mi, yoksa ibret ve yıldırma mı?
- Süreç: Kanıt, orantı, zamansallık, takip (follow-up) var mı?
- Sonuç: Mağdurun ihtiyacı karşılandı mı? Fail davranışını değiştirdi mi? Toplulukta kalıcı bir norm güçlendi mi?
Onun için asıl mesele şu: ifşa ile sağlanan görünürlük gerçekten kalıcı bir değişim yaratıyor mu, yoksa sadece kısa vadeli bir kamuoyu dalgası mı?
İfşalar işe yarıyor mu? Bunu iki açıdan incelemek gerek. Mikro ve makro düzeylerde.
Bunu incelemek için iki teori var biri aşı teorisi biri de korku kültürü.
Bir tutumu ya da davranışı önceden tahmin edilen bir saldırı (örneğin ifşa korkusu) ile karşılaştırarak güçlendirme yöntemidir.
Nasıl işler?
İnsanlar, örneğin “Söylerse rezil olursun” kaygısıyla davranışlarını önceden kontrol etmeye başlayabilir—istemeden de olsa bir nevi oto-sansür devreye girmiş olur
İkincisi korku kültürü
Siyasi veya toplumsal güçler tarafından “tehlike ve korku” duygusunun yayılmasıyla, bireylerin sessizleşmesi ve itaat etmesi hedeflenir.
İfşa korkusu, bireyleri “görünür olmak istemiyorum” kaygısıyla oto-sansür uygulamaya itebilir.
. Vaka bazlı inceleme (mikro analiz)
- Tek tek ifşalara bakmak, o ifşanın kimin tarafından, hangi bağlamda, hangi dille, hangi amaçla yapıldığını anlamak açısından değerli.
- Bu tür mikro analizler bize ifşa kültürünün çok katmanlı yapısını gösterir: bazen adalet talebi, bazen intikam, bazen dayanışma, bazen de linç.
2. Genel çerçeve (makro analiz)
- Daha geniş bir çözüm için, ifşa kültürünü sosyal medya platformlarının dinamikleri, duygulanım ekonomisi (öfke, utanç, dayanışma), hukuk sistemi ve toplumsal cinsiyet ilişkileri ile birlikte düşünmek gerekir.
- Burada asıl soru şu: İfşalar olmasa, mağdurların sesini kim duyacak? Çünkü çoğu durumda hukuk yavaş işliyor, kurumlar sessiz kalıyor.
3. Çözüm yolları
- Hukuki ve kurumsal mekanizmaların güçlendirilmesi: İnsanlar adalet sistemine güvenmediği için ifşaya başvuruyor. Eğer güvenilir, hızlı, mağduru koruyan yollar olsa, ifşa tek seçenek olmayabilir.
- Etik kodlar ve topluluk ilkeleri: Sosyal medya platformları için daha şeffaf ve adil moderasyon politikaları, ifşaların linç ve şiddete dönüşmesini engelleyebilir.
- Kolektif sorumluluk: İfşayı tekil bireylerin yükünden çıkarıp, dayanışma ağlarının ortak sorumluluk üstlenmesi (ör. kadın örgütleri, meslek birlikleri) ifşaların daha güvenli yapılmasını sağlar.
- Eğitim ve farkındalık: Toplumda “ifşa edilirim diye korkmak” değil, “yanlış yaparsam zaten sorumluluk almalıyım” kültürünü yerleştirmek caydırıcı olur.
İfşa kültürünün sorunlu yanlarından biri de adaletin eşit dağılmaması. Bazı kişiler ifşa edildiklerinde hızla “cancel” edilirken, bazıları aynı davranışlara rağmen hiç zarar görmeden yollarına devam edebiliyor. Bu durum ifşanın caydırıcı ve dönüştürücü gücünü zayıflatıyor, çünkü sonuçların kişinin eyleminden çok toplumsal konumuna, ayrıcalıklarına veya şöhretine bağlı olduğu görülüyor.
Gelecek ay halkın bünyesinde tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın.





Bir Cevap Yazın