Toplumsal eşitsizliklerle mücadele, yalnızca temel ihtiyaçları karşılamakla değil; aynı zamanda güven, aidiyet ve umut duygusunu yeniden inşa etmekle de ilgili. 

Açık Alan Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Melek Bahat’ın hikâyesi, tam da bu noktada başlıyor. Üniversite yıllarında hak temelli saha çalışmalarıyla tanışan Bahat, Sulukule’den Çimenev’e ve bugün Derin Yoksulluk Ağı’na uzanan yolculuğunda, çocukların görünür olma ihtiyacını, ailelerin dayanışma arayışını ve toplumun birlikte değişme gücünü deneyimledi. 

Onun için Çimenev yalnızca bir mekân değil; çocukların özgüven kazandığı, annelerin güçlendiği, ailelerin yeniden nefes aldığı bir yaşam alanıydı. Pandemiyle birlikte şekillenen Derin Yoksulluk Ağı ise bu deneyimin bir devamı olarak, temel ihtiyaçların yanı sıra kalıcı sosyal değişim için de yeni bir mücadele alanı sundu.

Açık Alan Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Melek Bahat ile Çimenev deneyimi ve Derin Yoksulluk Ağı kuruluş sürecini konuştuk.

Önce Sulukule deneyimi, ardından Çimenev, aktif olarak ise Derin Yoksulluk Ağı olarak çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu çalışmalar nasıl bir motivasyonla ortaya çıktı? 

2013 yıllarında öğrenci iken BUSOS ( Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü) ile beraber Hacer Foggo’yu bize hak temelli saha çalışmaları ve yoksulluk anlatması için davet ederdik. 

Hacer ile beraber bu mahallelere gider, gönüllü olarak çocuklarla çalışırdık. Mezun olduğumda özel okullarda çalışmak istemedim. Üniversitemde iyi bir eğitim almıştım ve sosyo-ekonomik olarak risk altındaki çocukların da nitelikli eğitime ihtiyaçları vardı. Ancak profesyonel olarak bunun işim olacağını hayal etmemiştim. Bir gün Hacer aradı ve Çimenev’de eğitim koordinatörü olarak çalışmak ister miyim diye sordu. Ertesi gün konuşmak için Çimenev’de buluştuğumuzda çocuklara yaz okulu programı organize ederken buldum kendimi. Öğrenciliğimde devlet korumasındaki çocuklar ve sosyo-ekonomik olarak risk altındaki mahallelerde yaşayan çocuklarla yaptığım çalışmaları Çimenev’e taşımış oldum. Hayatımın dönüm noktası diyebilirim. 

Yürüttüğünüz çalışmalar esnasında nelere şahit oldunuz, insanların en çok neye ihtiyacı vardı? Bu insanlara fiziki olarak temas etmek niçin önemli? İnsanların çevrimiçi olanakları eşit düzeyde mi?

Beni çok etkileyen şey çocukların güvenli bir yer ihtiyacının olmasıydı. Çimenev’i hep evleri gibi görmelerini söyledik. Oyuncaklara zarar vermemeyi, etrafı toplamayı, terliklerinin kendilerine ait olması, her birinin kendi kişisel bardağının olması gibi durumlar çocuklar için çok özeldi. İlk kendi bardakları olduğunda o gün 2 damacana su tüketmiştik. “Bu benim bardağım” diyerek çok sevindiler. Okulda veya evde ifade edemedikleri duygularını, öfkelerini, korkularını, kaygılarını, mutluluklarını birlikte paylaştık. 

“Beni görün”

Unutamadığım bir hikayem şu; bir öğrencim Çimenev’de etrafa zarar veriyor, çocuklarla kavga ediyor, derslerde müzik sistemini kapatıyor, dersi engelliyor bir sürü zorluk çıkarıyordu. Aileyle görüştüğümde anne evde sakin olduğunu, abisinin yaramazlıkları ile uğraşmaktan küçük öğrencimi fark bile edemediğini söyledi. Okulla görüşmeye gittim. Okuldaki öğretmen adını bile hatırlayamadı. Bir gariplik vardı. Evde ve okulda sakin olan bu çocuğu Çimenev’de ne tetikliyordu?

Üniversitedeki hocalarımla ve psikologlarla durumu paylaştım ve araştırmaya başladık. Bir gün “görülme, duyulma ihtiyacı” olduğunu fark ettim. O gün onunla konuştuk. Dedim ki “çok zorlanıyorum, tek başıma dersleri idare edemiyorum, kurallara uyulmasını sağlayamıyorum. Bana yardım eder misin?” Ona sorumluluk vermiştim. Bir anda bambaşka bir çocuk oldu. Sınıfları topluyor, kavga eden küçüklere kurallarımızı hatırlatıyor. O an anladım ki “beni görün” diyebileceği güvenli alan Çimenev’miş. Biz bir şeyleri yanlış yapıp çocuğu tetiklememişiz, duygusunu ifade edecek alanı açmışız.

Öyle çok hikaye var ki dört yıl bir aile gibi olduk Çimenev’de. Hangisini anlatsam. Bu çocuklar okulda görünmeyenler. Matematik bilmeyen, ‘bu çocuktan hiçbir şey olmaz’ denilen çocuklar. ‘Kaçıncı sınıfa geldi okuyamıyor, yazamıyor bile’ denilen çocuklar. En çok özgüvene ihtiyaçları vardı bu çocukların. Tüm kurgumuzu bunun üzerine yaptık. Geldiklerinde yemek yedik beraber, kitap okuduk tartıştık. 

Sonra kendi seçtikleri atölyelere katıldılar. Ebru, radyo tiyatrosu, müzik, yoga, kodlama, tasarım, el sanatları, dışavurumcu sanat, dans, satranç gibi her yıl istedikleri ne varsa o konuda atölye açtık. Çünkü inanıyorduk ki; günde altı saat gittikleri okulda öğrenemediklerini bizde iki saat etüt ile halletmeleri çok zordu. Ama özgüvenlerini desteklersek, sınıfta parmak kaldırır ve “öğretmenim anlamadım, tekrar anlatır mısın” diyebilirlerdi. Böylece haklarını savunabilirlerdi. 

Bu çocuklarla bir gösteri hazırladık. Kendi yazdıkları tiyatro oyunlarını sergilediler, dekorları sanat atölyesinde kendileri yaptılar, kostümlerini anneleri dikti. İşitme engeli olan bir öğrencimizin de konserlerini dinlemelerini istedikleri için işaret dili ile şarkılarını söylediler ve kendi dans koreografilerini oluşturup dans ettiler. Tüm okulu ve ailelerini davet ettiler. İlk defa ‘başardık’ hissiyle o sahneye çıktılar. Hatta çıkmadan önce “Öğretmenim benim sahne korkum var” dediler. Oysa ilk defa sahneye çıkıyorlardı.

“Üzüldüğümüzde sarıldık, hep beraber ağladık”

Dernek olarak mottomuz hep “dokun, değiştir” oldu. Çocukların sokağına, ailelerine, okullarına ve onlarla gönüllü çalışma yürüten gönüllülerimize dokunduk. Her hafta kutusunu açtığımız dilek istek kutumuz ile hayallerini gerçekleştirdik. Üzüldüğümüzde sarıldık, hep beraber ağladık. Sevindiğimiz de müziği açıp dans ettik. Farklı yaşlarda olsalar da hep birbirlerine dokunmayı öğrettik onlara. Aramıza yeni katılan öğrencilerin kendini aralarına almaları için “Ben de bunu biliyorum, sendekinden bende de var” diyerek sürekli araya giren öğrencimize tepkiler artarken, öğrencimizi “bencil, sürekli kendini anlatan” biri olarak etiketlemek üzereyken oturduk bu durumu konuştuk. Okula ve mahalleye yeni gelmişti, birileri ile bir şeyler paylaşmak istiyordu. Bunu söylediğimizde her yaştan öğrencimiz okulda yeni gelen arkadaşlarını teneffüste ziyaret edip “yalnız değilsin” dediler. 

Okulda geziye gidecekleri zaman Çimenev öğretmenlerinden de izin aldılar. Çünkü “siz de bizim velimiz sayılırsınız hocam” dediler. Öyle bir aile olmuştuk işte. Evde değişimi hisseden anneler de aramıza katıldı önceleri, sonra babaanneler. Derken kapımıza artık babalar da geliyordu, “Hocam ne yaptınız siz evde çocuklar ve eşim çok değişti. Ödev yap diye kimse kavga etmiyor. Çocuklar evde söz dinliyor. Okula bile gitmek istiyorlar çıkışta Çimenev’e gelmek için. Bizim de dertlerimiz var. Çocuklarımız hakkında biz de konuşmak istiyoruz” dediler. Kapımızı çaldılar. 

Büyüdükçe büyüdük. Bu çocuklar için Çimenev bir nefes alma alanıydı. Mahallede koşup oynayamıyorlardı çünkü her yer arabalarla doluydu, parklar giderek azalmıştı. Evde internet yoktu, kendine ait alanları yoktu çocukların. Kitap ve oyuncağa erişmek çok güçtü. Oysa Çimenev masal gibiydi. Binlerce kitap, oyuncak ve bir sürü arkadaş vardı. Kimse onlara kızmıyor ceza vermiyordu. Sadece oturup her şeyi konuşuyorduk. Okulda gelir durumu iyi olan arkadaşları “Ben hafta sonu şu kursa gittim” dediğinde, bizim çocuklar da artık “Ben de o kursa gidiyorum Çimenev’de” diyorlardı. Eşit imkanlar yaratmayı hedeflemiştik, elimizden geldiğince de başardık diyebilirim.

Çimenev, yeniden

Derin Yoksulluk Ağı olarak yaptığınız çalışmalardan bahsedebilir misiniz? Sulukule ve Çimenev’de kurduğunuz ilişkileri hala sürdürüyor musunuz? İlerleyen süreçte tekrar fiziki çalışmalar gerçekleştirilecek mi?

Pandemi dönemiyle birlikte temel ihtiyaçların ön plana çıkmasıyla Çimenev faaliyetlerine ara vermek zorunda kaldı ve bu süreçte Derin Yoksulluk Ağı’nı kurarak derin yoksulluk yaşayan aileler için “Evden Değiştir Kampanyası” başlattık. Şimdilerdeyse derin yoksullukla mücadele etmek ve önlemek için ailelerin temel ihtiyaçlarını Derin Yoksulluk Ağı ile destekliyoruz. 

Çocukların ve ailelerin ihtiyaç duyduğu psiko-sosyal destek ve nitelikli eğitim ihtiyacı için de  Çimenev’i yeniden kurmak istiyoruz. 2016-2020 yılları arasında uygulanmış olan Çimenev Modelini 2025 yılında yeni bir lokasyonda tekrar hayata geçireceğiz.

Önceki projeyi uygulayan ve tasarlayan ekibimiz de dernek bünyemizde.

Yeni projemiz ile; derin yoksulluk döngüsü içindeki 5-13 yaş arası İstanbul’da yaşayan 50 çocuk ve bu çocukların aileleri ile devreden yoksulluğu önleyici çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. 

Bu proje sayesinde; okul devamsızlığını önlemeyi, çocukların hobi edinme/yeteneklerini geliştirmeyi, okul kayıt döneminde kayıt yenilemelerini sağlamayı, bir öğün sağlıklı beslenmeye erişmelerini, ebeveynlerinin de çeşitli becerilerinde güçlenmelerini öngörüyoruz.  Çimenev’de; eğitime destek çalışmaları, oyun saati, beslenme saati, bilim ve sanat atölyeleri, psikolojik destekler, gönüllülük faaliyetleri, ev ve okul ziyaretleri, ebeveyn destek programlarını uygulamak istiyoruz.

Neden bu kadar önemli bu Çimenev? Neyi başardı ki diye soruyorsan işte cevap burada! Çimenev sayesinde;

  • Çocukların devamsızlık oranları her yıl azaldı
  • Çocuklar yüzde 92 oranında Anadolu lisesi kazandı
  • 150 öğrenci düzenli takip edildi
  • Çimenev’deki tüm çocukların her gün ödevleri tam şekilde okula gitmeleri sağlandı
  • Bu çocukların her birinin ev ortamı ve okul öğretmenleri yılda 6 kez ziyaret edildi
  • Çocukların hepsi haftanın 5 günü 1 öğün sağlıklı beslenmeye eriştiler
  • Okul kayıt döneminde kırtasiye desteği ve yeni yılda kış ayı giysi desteği verildi
  • 8 anneye okuma yazma öğretildi
  • 4 anneye psikolojik danışmanlık verildi

Yeni başarılara imza atmak için ilerleyen süreçte fiziki mekanımızda bu çalışmaları sürdüreceğiz.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin