10 Ağustos 2025, Pazar

Bilge Karasu’nun edebiyatında hayvanlar, birer süs ya da alegori değil, başlı başına varlıklarıyla sahneye çıkan özneler. Onun metinlerinde kediler, köpekler, kuşlar yalnızca “insanın eşiğinde” dolaşmaz; bazen evin içindedir, bazen zihnin kıyısında, bazen de insanın önündedir. Karasu’nun yazı dili gibi, hayvanlarla kurduğu ilişki de dikkatli, özenli ve sömürüsüz. Bu, türcü bakışı sarsan ve insan-merkezci kibrin karşısına hayvanı eşit bir varlık olarak koyan bir yaklaşım.
Örneğin “Gece” ya da “Göçmüş Kediler Bahçesi” gibi eserlerde, hayvanlar sadece semboller değil; insandan ayrı, kendi arzularıyla, acılarıyla ve varoluş tarzlarıyla yer alıyor. Karasu, hayvanı yalnızca “seven” bir yazar değildir — onu anlamaya çalışan, onunla konuşmak yerine birlikte susmanın imkânını düşünen bir yazar. Tam da bu yüzden, Karasu’nun hayvanlara bakışı, insanın kendi iktidarını mutlaklaştıran her tür yasa ya da düzenlemeye karşı bir etik arayış olarak okunabilir.
Ne var ki 2024 yılında yasalaşan ve kamuoyunda büyük tepkilere yol açan, Hayvanları Koruma Yasası’ndaki hayvanlar aleyhine yapılan değişiklikler bu etik duyarlılığın karşı cephesinde yer alıyor. Barınakların şeffaflıktan uzak işletilmesi, sokak hayvanlarının “tehdit” olarak tanımlanması ve toplu öldürmeyi meşrulaştıran düzenlemeler, hayvanı bir sorun nesnesi haline getiriyor. Bu yasa, türcülüğün en kurumsal hâlidir: Hayvanı ya evcilleştirip mülkiyet altına almayı ya da kontrol edilemeyeni yok etmeyi öneriyor.
Karasu’nun yazı diliyle kıyaslandığında bu yasa, sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküş. Çünkü Karasu’nun dünyasında hayvanlar, bizden “aşağıda” değil; yanımızda. Ve belki de tam bu yüzden, bazı insanlar kadar anlaşılır ya da bazılarından daha güvenilirdirler. Bugün Karasu’nun anısını, hayvanları onun kadar ciddiye alan bir toplumsal vicdanla yaşatmak, hem edebiyata hem de yaşama karşı bir borç olsa gerek.
Hayvana dokunmadan onu anlamak isteyen bir yazarın çıktığı bu coğrafyada, hayvanı yok sayan bir yasa… Bu yasa bizim derin yasımızdır…






Bir Cevap Yazın