Düşündükçe içinden çıkamıyorum. Bu pislik nasıl temizlenecek? Yeşer Sarıyıldız yazdı.

Herkesin her konuda fikrinin olduğu bir toplumuz. Yol sorulunca “bilmiyorum” cevabını bilmeyen, adamcılığın her alanda içimize işlediği, kısa yolları seven, işleri illaki tanıdıkla çözen, fırsat yakalayınca “Bu iş aslında benim alanım değil, falanca daha iyi yapar” demeyen, gerekirse boş yaparak saygı kazanan bir kültürümüz var. Önce bunun adını koymak ve kabul etmek lazım.

Pazarlama stratejisi, bilgi ve birikimden kıymetli. Çöpleri ayrıştırmak değil de, “BAKIN ŞU ANDA ÇÖPLERİMİ AYRIŞTIRIYORUM” demek önemli, sonra hepsini aynı yere atsan da olur. Her konuda uzman gibi konuşan kırk kişinin bütün televizyon programlarını işgal etmesini de bir şekilde normalleştirdik. 

Bir keresinde, X’te popüler, oldukça da tanınan solcu bir bey, yapay zekanın ilk duyulduğu zamanlarda bir tweet atmıştı: “Benden önemli bir mecraya yapay zekayla ilgili bir makale istediler. Hiç fikrim yok, takip de etmiyorum gelişmeleri, bana okuyacak kaynak, yazılabilecek konu önerileri verir misiniz?” demişti. Akademisyen bir arkadaşım da dayamayarak, “Peki, sizin yerinize bu konuda uzman birinin yazmasının daha iyi olacağını düşünerek başka bir yazar önermeyi düşünmez misiniz?” diye sordu. Bloklanması 30 saniye falan sürdü.

Uzun zamandır bilgi ya da uzmanlık değil, görünürlük ve popülarite değerli. Popülersen, her alanda yükselmen çok kolay, yatırım yapılabilir bir varlığa dönüşüyorsun. Böyle böyle vasatlık da cehalet de normalleşti, eğitimi ve donanımı belirsiz onlarca insan, hiçbir bilgiye sahip olmadan her konuda konuşur hale geldi.

Sahte diploma skandalı da bu tablonun yan ürünü değil; doğrudan özüdür.
Bu ülkede yıllardır “bir tanıdıkla halledilen” işler, “bir uygulamayla çözülen” belgelere dönüştü. 

Kendine CV uydurmak, okuduğun bölümü abartmak, bir işi bilmiyorsan bile bilen gibi konuşmak uzundur ayıp değil, sistemin normali. Bunu yapanlar, yalanla statü kazanıyor, bir nevi hayatın kazananı (winner) oluyor. İş, yalanla kurulmuş bir düzenin içinde dürüst olanın aptal gibi gösterilmesine kadar vardı. Emeğiyle zar zor geçinen herkes kendini “enayi” hissediyor. Bir süredir cehalet, tolere edilmekle kalmıyor, estetize ediliyor. Vasatlık, sıradanlık ya da alenen bilgisizlik, “samimiyet”, “halktanlık”, hatta “özgünlük” olarak ambalajlanıyor. Ne yaptığın değil, nasıl gösterdiğin önemli. Bilmek değil, görünmek belirleyici.

O yüzden on binlerce takipçili psikolog olduğunu iddia eden insanlar, diyetisyenler sorgulanmıyor. Yani tabii şöyle de bir durum var; otele giderken yangın merdivenini kontrol etmek zorunda kaldığın, ev bakarken altındaki dükkâna inip kolonları tek tek saydığın, terapiye giderken psikoloğun diplomasının sahte olup olmadığını kontrol ettiğin (ki bunu nereden nasıl edeceğiz bilemiyorum) bir hayat olmaz. Hiçbir insan bu kadar güvensiz ve korku içinde yaşamayı hak etmiyor.

Tasarım: Yeşer Sarıyıldız

İçinde bulunduğumuz çürümüşlüğün sınırlarını insanın havsalası almıyor. Diploma, sadece bir mezuniyet belgesi değildir; belli bir bilgi birikiminin, emeğin, zamanın, dirsek çürüttüğün projelerin, stresle yaptığın sunumların, sınavların sonucudur. Eğitim hayatı sadece eğitimden de ibaret değildir, ilişki kurmayı, sosyalleşmeyi, farklılıklarla tanışmayı, arkadaşlığı deneyimlediğin özgür bir alandır aynı zamanda.  

Düşünüyorum mesela, sahte diplomayla inşaat mühendisi olan biri hangi binayı onayladı? Depremde o binalarda yıkım yaşandı mı? 

Sahte ehliyetlerle kaç kaza yapıldı, kaç kişi yaralandı, hayatını kaybetti? 

Sahte diplomalı diyetisyenler danışanlarının sağlıklarıyla oynadı mı? 

Sahte diplomalı eczacılar yanlış ilaç önerdi mi?

Psikolog diye geçinenler bambaşka travmalara sebep oldular mı? 

Sahte mühendis kaç fabrikanın güvenlik sistemini denetledi, kaç iş kazasının altyapısında imzası var?

Sahte profesör ünvanıyla ders anlatan biri, kaç öğrencinin zihnine yanlış bilgi soktu, kaç genç bilim insanının önünü kesti?

Sahte bir avukat müvekkillerini yanlış yönlendirdi mi? Sahte hâkim var mı mesela? Varsa, kaç kişinin hayatıyla oynamıştır?

Gerçi yalan yok, sahte diplomalı avukat ve hakimler beni nispeten rahatlattı. Hukuk fakültesinden mezun olmuş insanların, hukuku bu kadar ezip geçmelerini bir türlü anlayamıyordum, belki de kapısından bile girmemişlerdir zaten.

Bu ülkede bir sabah uyandığımızda Instagram kapanmıştı, YouTube üç yıldan fazla, Wikipedia ise tam iki buçuk yıl boyunca erişime kapalıydı. Bu yazıyı yazarken, bu diploma sitelerinin hala açık olduğunu görüyorum. İmkanlar ülkesi Türkiye, gerçekten hizmette sınır yok. 40 bin tl’ye hala lisans diploması almak mümkün.

Düşündükçe içinden çıkamıyorum. Bu pislik nasıl temizlenecek?

İş sadece diplomayla kalmıyor; sınav sonuçları, puanlamalar, ortalamalar, e-devlet kayıtları, her detay sahte belgelerle doldurulmuş. Hepsi profesyonelce hazırlanmış.

Alakasız olacak ama, Portekiz’de ikametgah alırken şöyle bir sistem var:
Apartmanından ya da mahallenden iki kişiyi götürüyorsun, sana şahitlik ediyorlar. “Evet, burada yaşıyor,” diyorlar.

Genel tüm diplomaları şahitlerle kanıtlayarak mı geçerliliklerini korusak ne yapsak? Bunu düşünüp sonra diyorum ki, “O zaman bir sürü insan da yalancı şahitlik için para alır zaten, ne olacak ki?” 

İşte gerçekten, imamın midesi gazdan rahatsız olunca, cemaatin paçalarından akma durumu yaşanıyor. Aksi halde, insanların aldıkları sahte diplomanın gelmemesini ulu orta şikâyet sitesine yazabilmeleri açıklanamıyor.  Umutsuz olmak da umutsuzluk yaymak da istemiyorum; ama yaşadığımızın büyük ölçüde kültürel bir problem olduğunu da görmezden edemiyorum.

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin