19 Temmuz 2025, Cumartesi

II. Abdülhamid’in tahta çıkışının üzerinden henüz bir yıl geçmişken Osmanlı İmparatorluğu, Kanun-i Esasi adını taşıyan ilk anayasasını ilan etmiş ve ülkede bir “özgürlük” havası esmeye başlamıştı.
Anayasanın 12. maddesi, “Matbuat kanun dairesinde serbesttir” hükmüyle basın özgürlüğü vaadinde de bulunuyordu.
Bu vaadin kırılganlığını ilk fark edenlerden biri, dönemin önemli mizah dergilerinden Hayal’in yayıncısı Teodor Kasap ve usta çizeri Nişan Berberyan’dı. Berberyan, anayasanın çelişkilerini hicveden unutulmaz bir karikatür çizdi.

Karikatürde Hacivat, elleri ve ayakları zincire vurulmuş Karagöz’e şaşkınlıkla şu soruyu soruyordu: “Nedir bu hâl Karagöz?” Karagöz ise, anayasanın sözü edilen 12. maddesine atıfla, “Kanun dairesinde serbestî (özgürlük), Hacivat!” diye yanıt veriyordu.
Bu kısa cümle, Osmanlı’da basın özgürlüğünün aşil topuğunu ustalıkla hedef alıyordu. Çünkü anayasada bir “dairenin” varlığı kabul edilmekte, ama bu dairenin sınırlarının kim tarafından, nasıl çizileceği belirsiz bırakılmaktaydı. Hayal dergisi, bu gri alanı teşhis ederek görünürdeki anayasal özgürlüklerin nasıl kolayca baskıya dönüşebileceğini gözler önüne sermişti.
Karikatürün yayımlanmasından yalnızca bir gün sonra, Teodor Kasap hakkında dava açıldı. Dergi kapatıldı. Kasap, Türk basın tarihinde bir karikatür nedeniyle hapis cezası alan ilk yayıncı olarak üç yıl hapse mahkûm edildi. Kısa bir süre sonra kefaletle serbest kaldıysa da, yeniden tutuklanma korkusuyla Fransa’ya kaçtı ve sürgün hayatına başladı.
Bu olay, II. Abdülhamid’in muhalefete karşı ne kadar hoşgörüsüz olduğunun ilk açık göstergesi oldu. Dava yalnızca Hayal’i değil, onun gibi eleştirel diğer mizah dergilerini de etkiledi. Tanzimat döneminin cesur ve canlı mizah basını, 1908’e dek sürecek olan uzun bir “suskunluk dönemi”ne girdi. Söz konusu karikatürle başlayan bu kriz, 1878’de meclisin ve anayasanın askıya alınmasıyla başlayacak olan 30 yıllık istibdat döneminin habercisi oldu.






Bir Cevap Yazın