Telefonum çalmaya başladı; numara İran’dandı, bir anda kalp çarpıntımın yükseldiğini ve nefesimin daraldığını hissetmeye başladım. İran’da savaşın başladığı ilk günden beri her telefonum çaldığında içimi bir dehşet ve korku sarıyor çünkü büyükbabam ve büyükannem İran’dalar, baba tarafımdan tüm akrabalarım İran’dalar, pek çok dostum ve çocukluk arkadaşım İran’dalar. Onların başına bir şey gelmiş olması beni çok korkutuyor, tüm İran halkının başına kötü bir şey gelmesi beni korkutuyor. Mecburen açtım telefonu çünkü bir gazeteci olarak İran’dan bilgi edinmem gerekiyordu.

Korktuğum başıma geldi ve iki dostumun İran’daki İsrail saldırısında hayatını kaybettiğini öğrendim. Biri Tahran’da hayatını yitirmişti ve naaşı iki gün sonra enkazdan çıkarılmıştı, diğeri de Ahvaz’da hayatını kaybetmişti ve petrol taşımacılığı yapan emekçi bir TIR şoförüydü. Kılcal damarlarıma kadar canımın yandığını hissettim, derin bir öfke yaşıyordum, elimden hiçbir şey gelmiyordu ve artık yapabileceğim bir şey de zaten yoktu.

Savaşlarda en büyük kaybedenin, en çok zarar görenin, dehşetin en büyüğünü yaşayanların her iki tarafın da halkları olduğunu acıyla hatırladım. Zalim yönetimlerin koltuklarını, menfaatlerini ve bekalarını korumak için gözünü kırpmadan günahsız halkı öldürmesine isyan ettim.

Hamasi söylemler, üst perdeden retorik, büyük büyük konuşmalar tepesine bombalar yağan halkların derdine derman olmuyor. Liderler kendilerine yeraltında korunaklı sığınaklar bulurken halklar canını kurtarmanın ve kendi başının çaresine bakmanın derdine düşüyor.

Savaş tarihinin bu iklimde sürekli tekerrürden ve aynı kısır döngüden ibaret olduğunu kendi hayatımdan bizzat biliyorum. Ben bir “Savaş Çocuğu”yum; ironi yapmıyorum, ben gerçekten bir savaş çocuğuyum. Ben İran-Irak Savaşı sürerken İran’ın Batı Azerbaycan ilinin Urumiye şehrinde doğdum. Bir Nevroz gününün sabah saat 10:30’unda tam da Irak savaş uçakları şehri bombalarken annemin doğum sancıları başlamıştı. Hastane civarına da bombalar düştüğünden hastane boşaltılmaya başlanmıştı ancak annemin adım bile atacak takati kalmamıştı. Bir doktorun ve bir hemşirenin insaflı çıkmasından ve bizi terk etmemesinden dolayı ben ve annem şu an hayattayız. İran’da “Savaş” ismi çocuklara konulmamasına rağmen böylesi ağır şartlarda bir mücadele ve mucizeyle doğduğum için babam adımı “Savaş” koydu.

8 yıllık İran-Irak Savaşı bittiğinde 5 yaşında bir çocuktum. Darmadağın olmuş bir şehirde, işsiz ve aşsız bir halkın ayakta kalma mücadelesine, yaşadığı travmalara, ağır psikolojik yıkımlarına kendi ailemin içerisinde yıllarca yaşayarak tanık oldum.

8 yıllık savaşa dair büyüklerimden her siren sesi çalmasına müteakip bombalar düşmeye başladığında korkudan altına kaçıranların, kalp krizi geçirenlerin, çocuklarını düşüren hamile kadınların, felç ve inme geçirenlerin hikayelerini dinleyerek büyüdüm, dehşetten aklını yitirenlerin, sakat kalanların, ailelerini ve sevdiklerini yitirenlerin yaşadıklarını öğrendim.

Bugün İran yine bir zalim savaşın pençesinde; İran-Irak Savaşı’nın yaşattıklarını unutan eski nesiller yeniden bu dehşeti yaşamaya başladılar, hayatlarında hiç savaş görmeyen yeni nesiller de karşılarında yepyeni bir korku buldular. “İran Halkı” denilen olgu pek çok etnik kökeni, mezhebi, inancı ve çeşitli fay hatlarını barındıran, her yaştan 88 milyonluk bir nüfusu tanımlıyor. İran halkı içerisinde birbirinden farklı düşünen kesimler var; kimi rejimin yıkılması için İsrail saldırılarından memnun, kimi rejime muhalif olsa da bir dış gücün saldırmasından rahatsız, kimi özgürlük ve demokrasinin dış güçlerin ve uluslararası toplumun desteği olmadan gelmeyeceğini düşünüyor, kimi dış güçlerin demokrasi ve özgürlük getirmeyeceğini düşünüyor, kimi rejime destek veriyor. Daha pek çok fikirden ve mevziden bahsetmek mümkün.

Benim durduğum nokta ise net; ben ne 46 yıldır her türlü baskı ve zulmü uygulayan ve işi bu noktaya getiren İran’ın molla rejiminden yanayım ne de kendi koltuğunu korumak için iplerini koparan Netanyahu’dan yanayım. Ben günahsız İran ve İsrail halklarından yanayım; onların güvenliğinden yanayım, onların özgürce yaşamasından yanayım, onların hayatta kalmasından yanayım.

Hiçbir savaşı desteklemem mümkün değil, hiçbir çatışmanın sürmesinden yana olmam mümkün değil, hiçbir günahsız sivilin ne İran’da ne İsrail’de hayatını yitirmesini meşru görmem mümkün değil.

Günlerdir televizyon kanallarında katıldığım yayınlarda bu savaşın siyasi ve farklı yönlerini zaten anlatmaya çalışıyorum; yorumlarım kimisine hoş gelirken kimisine nahoş geliyor. Bu durum doğaldır ve böylesi savaş ortamlarında her kesimden bilenmiş hislerle karşı karşıya olduğumu biliyorum.

Baba tarafından İranlı olan, İran’da doğmuş büyümüş biri olarak, ailesi ve sevdikleri İran’da savaş koşullarında olan biri olarak yüküm daha ağır ve işim çok daha zor. Ancak hayatımın hiçbir döneminde hiçbir savaşa taraf ve destekçi olmayacağım, meşrulaştırmayacağım, savaşı olağanlaştırmayacağım, rejimlerin ve yönetimlerin yanında olmayacağım ve halkaların barışını, refahını ve güvenliğini savunmaya devam edeceğim. Savaşa hayır!

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin