Fotoğraf: Édouard Louis

Sınıf, kimlik ve bedeni edebiyatıyla yeniden düşündüren Yazar Édouard Louis 19-21 Haziran’da Türkiye’de okurlarıyla buluşacak. Bu buluşma öncesi Louis’in kısa bir metnini sizlerle paylaşmak istiyoruz. 

Heteroseksüel biri, Yazar Édouard Louis’ye, kitaplarından birini tiyatroya uyarlamasının uygun olup olmayacağı soruldu. Daha önce homofobiye maruz kalmayan birinin bu çalışmayı yapması doğru muydu? Louis cevabında, kimliğin yalnızca bir özel mülk olarak görülmemesi gerektiğini, bunun kısıtlayıcı bir yaklaşım olduğunu söylüyor ve kimlik üzerine şunları söylüyor:

“Dün kitaplarımdan birini sahneye uyarlamak isteyen bir tiyatro yönetmeni bana yazdı. Kendisi heteroseksüel olduğu için benim hikayemi anlatmaya hakkı olup olmadığından emin olmadığını söyledi; çünkü ben eşcinselim ve eşcinsellik hakkında yazıyorum. İşte ona verdiğim cevap — ve bence bu cevap, bu sorular hakkında ne düşündüğümü bir kez ve herkes için açıklamak için paylaşmaya değer.”

1- Ne yapmak isterseniz yapmaya her zaman hakkınız vardır; başkaları size ne yapıp ne yapamayacağınızı söyleyemez. Kendini solcu sanıp kimlerin konuşabileceğine, kimlerin susması gerektiğine sınır çizenler aslında sağcıdır.

2- Deneyim hakikat değildir. Kaynak olabilir, yardımcı olabilir ama asla mutlak değildir. Hayatım boyunca homofobik eşcinseller, beyaz olmayan ırkçı insanlar ve kadın düşmanı kadınlarla karşılaştım. Deneyim kimseyi ideolojilerden korumaz. Bu yüzden asıl soru asla kimin konuştuğu değil, ne söylediğidir. Mesele söyleminizin içeriğidir. Soru şu: Eşcinsel insanlara yardımcı olacak bir şey mi söylüyorsunuz, yoksa onları aşağılayan bir şey mi? İşçi sınıfından insanlara yardımcı olacak bir şey mi söylüyorsunuz, yoksa onları daha da görünmez kılan bir şey mi? Onları güçlendiren bir şey mi yoksa madun durumlarını yeniden üreten bir şey mi söylüyorsunuz?

3- Kimliği yalnızca belirli bir grup insana ait bir şey gibi düşünenler kapitalisttir. Kapitalist tahakkümün bir parçasıdırlar. Kimlikten küçük bir özel mülk gibi bahsederler — evim, arabam, çantam, kimliğim, queer’liğim. Bu yanlış. Kimliğim bana ait bir şey değil. Size de bana ait olduğu kadar ait bir şeydir. Eşcinselliğim benim sahibi olduğum bir şey değil, bu yüzden herkes onun hakkında konuşabilir — yine, mesele ne söylendiğidir, kimin konuştuğu değil.

4- Mülkiyet fikrine inanmadığım için “sahiplenme/kendine mal etme” fikrine de inanmıyorum. Hem de zaten hırsızların olduğu bir toplumda yaşamayı, mülk sahiplerinin olduğu bir topluma tercih ederim. Jean Genet’yi Steve Jobs’tandaha çok severim. (Elbette biliyorum ki tarih boyunca mülk sahipleri mülk sahibi oldular çünkü çaldılar. Yani iki şey arasında karmaşık bir bağ var. Ama dil gibi sembolik değerler, para veya toprak gibi iş görmez. Sizden 50 Euro alsam ya da arazinize el koysam o artık sizin olmaz. Ama hikayenizi alsam, o hâlâ sizin hikayenizdir. Dil bölünemez; çoğalır, emtiaların aksine. Bu yüzden sanat ve edebiyat alanında, tarihin kaybedenleri daima kazananlardır. Her şeyleri ellerinden alınanlar, nihayetinde konuşanlardır. Onlar güzelliği yaratanlardır; çünkü dil, çalınamayacak bir şeydir — en azından sonsuza dek değil. Dil her zaman yeniden ortaya çıkar. Bu yüzden en büyük yazarlar — ya da büyük çoğunluğu — ezilmiş halklardan çıkar. Bu yüzden en büyük yazarlar Toni Morrison, Annie Ernaux, James Baldwin, Svetlana Alexievich, Jamaica Kincaid, Yiyun Li, Tash Aw gibi yazarlardır.)

5- Burada tiyatrodan bahsediyoruz. Tiyatro, mahrum bırakılmanın güzelliğiyle ilgilidir. Hayatımla ilgili bir eseri uyarladığınızda, hayatımı elimden alır beni ondan mahrum bırakırsınız ve bu da hoş bir şeydir. Çünkü hayatımı ben kendim seçmedim. Eşcinsel olmayı, işçi sınıfından olmayı, belirli bir dünyada doğmayı ben seçmedim. Kendim seçmediğim için de bir başkasının hikayeme benim yerime, benim için sahip çıkması hayati önem taşır. Temel olarak seçmediğimiz acıları ya da şiddeti taşımama ve bir başkasının bunu bizim yerimize yapmasına hakkımız olmalı. Kendini ilerici sanan ve fakat yalnızca ve yalnızca yaşadığımız deneyimler hakkında konuşmamızı zorlayan insanlar şedittirler. Vücudumuzla, bedenimizle taşımak zorunda bırakıldığımız şeyleri bir de dilimizle taşımamızı istiyorlar. Bunun dışına çıkmamızı istemiyorlar. Cinsel şiddete maruz kalmış kadınlara sorun: Birçoğu bunun hakkında konuşmak, konuşma edimi ile bunu yeniden yaşamak ve bundan sorumlu olmak istemez. Bir başkasının onlar adına konuşması özgürleştiricidir. Benim için de öyleydi. Tecavüz hakkında bir kitap yazdım. Thomas Ostermeier de bunu tiyatroya uyarladı. Son birkaç yıldır bu konu hakkında konuşacak kadar güçlü hissetmiyordum kendimi; canımı acıtıyordu, bu yüzden Thomas bunu her sahnelediğinde, benim bir şey yapmama gerek kalmıyordu. Bu olumlu bir sahiplenmedir. Acı çekenlere suskunluk imtiyazı kazandıran bir sahiplenme.

6- Bu bana eşcinsellerin politik angajmanlarının giderek daha da azaldığını söyleyenleri hatırlatıyor. Birkaç ay önce biri şöyle dedi: “Artık Onur Yürüyüşü’ne gittiğinde daha az eşcinsel görüyorsun; herkes ev alıp köpek sahibi olmak istiyor.” Ama mücadele etmek neden sadece eşcinsellerin görevi? Başkaları bizim yerimize neden mücadele edemesin? Hayatlarımız boyunca zaten çok acı çektik. Neden yeniden mücadele ederek acı çekelim? Mücadele yıpratıcı bir şeydir. Acıtır, acı yaratır, sizi yeniden savunmasız ve yeniden hedef haline getirir. Politika yorgunluk, gerilim, kaygı yaratır ve biz eşcinseller olarak hayatlarımızdan, çocuklukta karşılaştığımız hakaretlerden, maruz kaldığımız inkardan zaten yorgunuz. Çok temel bir dinlenme hakkımız var, bu yüzden de başkalarımızın bizim adımıza konuşma hakkı da vardır. Elbette belli ki insanların mücadele etmesini istiyorum. Kendim de mücadele ediyorum, etmeye çalışıyorum, yazıyorum — yaptığım tek şey bu. Ama bunun benim karar verdiğim bir şey olmasını istiyorum, kimliğim yüzünden başkalarının bana dayatacağı bir şey değil. Burada daha ziyade eşcinselliğim üzerine düşünüyorum. Ama söylediklerimin başkaları için de geçerli olduğuna inanıyorum. Annem işçi sınıfından bir kadın ve yoksulluk hakkında politik bir tartışma istemiyor; elli yıllık yoksulluktan zaten çok yorulmuş durumda. Benim büyüdüğüm işçi sınıfı ortamında insanlar sık sık sol partilerin onları görmezden geldiğini söylerdi — “Kimse bizim hakkımızda  konuşmuyor.” “Biz konuşmak istiyoruz” demiyorlardı. “Kimse bizim hakkımızda konuşmuyor” diyorlardı. Çok çekmiş insanlar başkalarının konuşmasını isterler. Herkesin kendisi hakkında konuşmayı hayal ettiğini, çektikleri acının geride bıraktıkları diğer tüm formlarına eklemlendiğini düşünmek küçük burjuvazinin fantezisidir. Bugün siyaset alanındaki sorun, buranın giderek daha fazla bu burjuvazi tarafından kontrol ediliyor olması; onlar kendi dünya fantezilerinin gerçek dünya olduğunu sanıyorlar.

7- Eğer eşcinseller veya translar kendileri hakkında konuşmak istiyorlarsa konuşabilir. İşçi sınıfı kendisi hakkında konuşmak istiyorlarsa konuşabilir. Evet, uzun süre susturulduk, çoğu zaman karikatürize  edildik. Ama bu başka bir meseledir. Bu başkalarının da konuşmasına engel olmamalı. İnsanlara yeni haklar vermek, söz hakkı gibi, başkalarının bu hakkını ellerinden almak anlamına gelmez. Bu da yine muhafazakâr bir dürtüdür. Tüm sağcı siyasetçiler bu fikri kullanır: derler ki bazı insanların haklarını ellerinden almamız gerek, diğerlerinin hayatını böylece daha iyi hale getirebiliriz. Yalan.

8- Elbette sorularınız, şüpheleriniz olursa, çevrenizdeki eşcinsellere sorabilirsiniz. Zaten biz de çalışırken böyle yapıyoruz. Sanat bu. Bu kolektif bir süreç. Bu hakikate erişmek için temas etmek. Ben bile eşcinsel bir karakter hakkında ya da başka herhangi bir karakter, annem hakkında yazarken adil olamamaktan, basit ya da karikatürize olmaktan, bir noktayı kaçırmaktan korkarım. Arkadaşlarıma sorarım, yazdıklarımı yeniden okurlar, bana önerilerde bulunurlar. Ve bazen hata da yaparım; eşcinsel olmama rağmen eşcinsellik hakkında yazarken bile. Çünkü deneyim her şey değildir. Yani heteroseksüel olsanız da eşcinsel bir karakterin yer aldığı bir oyunu sahneye koyarken benzer bir süreç yaşayacaksınız. Çalışacaksınız. Sanat bu. Konuşacaksınız. Hatalar yapacaksınız. Düzeltmeye çalışacaksınız. Nereden geldiğinizin, kimliğinizde ne yazdığının, geceleri kiminle yattığınızın önemi yok. Çünkü yine ve yeniden, önemli olan yalnızca ne söylemeye  çalıştığınızdır— ve özgürleştirici şeyler söylemek istediğinizden eminim. Çünkü yine ve yeniden, kimse size ne hakkında konuşup konuşamayacağınızı söyleyemez. Çünkü ortak bir dünyada yaşıyoruz ve her şey herkesindir.


Umarım bu birkaç söz size güç verir.
İyi günler

Édouard

Bir Cevap Yazın

ÖNE ÇIKANLAR

muzir.org sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin