“Partiniz, hakkınızda verilen yargı kararlarına karşı halkı meydanlara davet ediyorken; hayvanlar hakkında verilen yargı kararlarını nasıl tanıyabiliyor?”

“21 yıldır etik ve bilimsel tek popülasyon kontrolü olan, kısırlaştırmaya bütçe ayırmayan belediyeleriniz, bugün hangi hakla hayvanları toplayıp öldürmeyi asli bir görev edinebiliyor.”
Bu soruyu hayvan hakkı aktivistleri Ekrem İmamoğlu’na yolladığı mektupla soruyor.
Hayvan hakkı aktivistleri ölüm kamplarına hapsedilip aç bırakılan hayvanların sesi olmak için 23 Mayıs’ta açlık grevine başladı. İstanbul, İzmir ve Eskişehir’deki aktivistlerin başlattığı eylem 31 Mayıs’ta sona erdi ancak eyleme destek çeşitli kentlerde sürüyor.
Aktivistler eylemlerini, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na mektupla sonlandırdı.
Mektup, İmamoğlu’ndan Katliam Yasası’nı uygulayan, sokakta yaşayan hayvanları toplayıp, hapsedip, öldüren CHP’li belediyeleri uyarmasını talep ediyor: “Tarihi bir hataya imza attıklarını kendilerine kamuoyunun da duyacağı şekilde iletmenizi istiyoruz.”
Mektup metni şöyle:
Katliam Yasasına Karşı Açlık Grevinden,
Ekrem İmamoğlu’na Mektup Var!
Sayın Ekrem İMAMOĞLU;
Bizler, Katliam Yasası’na karşı açlık grevi başlatan yaşam hakkı savunucuları olarak, size bu acil çağrıyı ulaştırma sorumluluğunu üstlendik.
Bu çağrı, sadece İstanbul’da, İzmir’de, Eskişehir’de, Ankara’da açlık grevi yapan ve yurdun dört bir yanından destek veren, hayvanların isyanını yükselten hak savunucularının değil; size ya da partinize oy vermiş; oy vermese de, size yapılan hukuksuzluğa karşı sokağa dökülmüş, iktidara karşı öfkesini iradeye dönüştürmüş tüm toplumsal muhalefetin çağrısıdır.
İktidarın, halkın iradesini yok sayarak; Meclis’i halka kapatarak hukuksuzca çıkardığı “Katliam Yasası” toplumu şiddet sarmalına sokmaya, belediyeleri bu suça ortak etmeye devam ediyorken; sokaklarımızı, yemeğimizi, acımızı, mutluluğumuzu, sevgimizi paylaştığımız dostlarımız, belediyeleriniz eliyle toplama adı altında yapılan işkenceyle, yüksek dozda iğnelerle o esnada dahi öldürülüyor, dahasında fiziki koşulları katliam yasası yönetmeliğine bile uygun olmayan ölüm kampı barınaklarınızda katlediliyor.
Yerel seçimler sırasında “kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat” ilkesine sadık kalarak “birlikte yaşam” sözüyle oy toplayan belediye başkanlarınız, bugün katliam yasasını AKP’den daha hevesli biçimde, daha hızlı uygulamak için yarışıyor.
SORUYORUZ: 21 yıldır etik ve bilimsel tek popülasyon kontrolü olan, kısırlaştırmaya bütçe ayırmayan belediyeleriniz, bugün hangi hakla hayvanları toplayıp öldürmeyi asli bir görev edinebiliyor?
21 yıldır 5199 sayılı kanunun sorumluluklarını yerine getirmeyerek; hayvanları aramızdan alıp dağlara, ormanlara, çöplüklere atan, başka belediyelerin sınırlarına bırakarak, yasayı uygulamayarak suç işleyen belediyeleriniz hangi hakla, iktidarla hizalanarak, katliam yasasına sığınabiliyor?
Sizin de defalarca ifade ettiğiniz gibi; katliam yasası “fiilî imkansızlık” içerir, kendi içinde tutarsızdır ve hiçbir zaman -Romanya ve pek çok ülkede tecrübe edildiği gibi- populasyon kontrolü sağlayamaz.
İktidarın, sokakta yaşayan hayvanları siyasi hedef almasının temel amacının; muhalefet belediyelerini katliama ortak edip, halkla karşı karşıya getirmek olduğu aşikârken, görüyoruz ki partiniz CHP, bu oyunu göremiyor, iktidarın tuzağına düşüyor ve iktidarın nefret politikasıyla hizalanmak için hiç zaman kaybetmiyor.
CHP yönetimi, tıpkı iktidar gibi, hayvanları toplumun en savunmasız halkası olarak görüyor; toplumun geri kalanının hayvanların çığlıklarını duymayacağını, katliama sessiz kalacağını zannediyor ama yanılıyor. Tarihi bir hataya imza attıklarını kendilerine kamuoyunun da duyacağı şekilde iletmenizi istiyoruz.
Durum hayatî; hayvanların kanı, partinize de bulaştı ve size oy verenler, iktidardan kurtulmak uğruna dahi size artık oy vermeyeceğini açıklamaya başladı.
Bu kanlı yasaya karşı, aylardır neredeyse her ilde halk; sokakları, meydanları, ölüm kamplarını dolduruyor, hayvanlar için meşru direnişini büyütüyorken; hayvanların çığlıklarını, acılarını; meşru isyanımızı yok sayamazsınız.
İktidarın, hukuka siyasi müdahalesiyle diplomanızın iptal edilmesi ve Cumhurbaşkanı adaylığınızın, Büyükşehir Belediye Başkanlığı hizmetlerinizin engellenmesi bardağı taşıran son damla oldu; üniversite gençliğinin yaktığı adalet ateşiyle, size yapılan hukuksuzluğa karşı, iktidarın tüm hukuksuzluklarına karşı topyekün bir meşru direniş başladı.
19 Mart’ta “Beyazıt Barikatı” üniversite öğrencilerinin iradesiyle yıkıldı ve tüm yurda dalga dalga yayılan direniş hâlâ devam ediyor. Bizler de hayvan hakkı savunucuları olarak, tüm adaletsizliklere her daim karşı durduğumuz gibi bu direnişin de bir parçası olduk.
Bizler, sizin için ve tüm siyasi tutsakların özgürlüğü için, anayasa ile güvence altına alınmış barışçıl protesto hakkımızla demokrasi için isyanımızdır yükselttiğimiz sokaklarda, meydanlarda; polis şiddetiyle, gözaltılarla, tutuklamalarla bastırılmaya çalışılmamıza rağmen pes etmiyor, geri adım atmıyoruz. Dışarda büyük bir mücadele veriyoruz, görüyorsunuz, biliyorsunuz.
Fakat bir ihtimal olarak bilmediğinizi düşündüğümüz korkunç bir gerçek daha var: 19 Mart ve sonrasında bizler, demokrasi mücadelesi için, sokaklarda meydanlarda canımızı ortaya koyarken; partinizin belediyeleri, yangından mal kaçırır gibi, son hızla mahalle sakinlerimiz olan köpekleri toplamaya, boğazlamaya, ölüm kamplarına hapsetmeye, katletmeye devam etti.
SORUYORUZ: Hayvanların kazanılmış haklarını elinden alan iktidarla can dostlarımızı katleden partiniz aynı suçu işlerken, biz size nasıl güvenebiliriz, sizinle nasıl birlikte yürüyebiliriz?
Tüm meşruluğunu yitirmiş iktidara karşı nasıl toplumsal muhalefette birleşebiliriz?
Siz, İBB Başkanı olarak, Cumhurbaşkanı adayı olarak, her fırsatta belirttiniz, Özgür Özel ve bir çok farklı parti temsilcileriniz de, yasa sürecinde Meclis görüşmelerinde bize söz verdi: “KATLİAM YASASINI UYGULAMAYACAĞIZ” dedi, “Toplamaya da hapsetmeye de, öldürmeye de karşıyız” dedi. Ancak sözünü tutmadı. Ve hayvanlar, siyasilerin ikiyüzlülüğünü canıyla ödedi.
SORUYORUZ: Ülke yangın yeriyken, tam da vakit bir araya gelme, ortak düşmana karşı birleşme vaktiyken, sözünde durmayan, halka yalan söyleyen partinize nasıl güveneceğiz?
SİZE AŞAĞIDAKİ SÖZLERİNİZİ VE SORUMLULUĞUNUZU YENİDEN HATIRLATMA GEREĞİ DUYUYORUZ:
19.07.2024 Basın Açıklamanızdaki Sözleriniz:
“Teklifin gerek yöntem gerek uygulama gerek bilimsellik açısından ciddi sorunlar içerdiğini düşünüyoruz. İlgili kanun teklifi çözüm odaklı olmak yerine toplumsal sorunun daha da büyümesine neden olacak niteliktedir. Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) olarak, sokak hayvanları konusundaki sorunları şöyle sıralayabiliriz: kent yaşamı içindeki sahipsiz sokak hayvanları elbette ki tedirginlik yaratmakta. Ne yazık ki çeşitli saldırı vakaları olmakta yaralanmalara hatta ölümlere sebep olmaktadır. sahipsiz hayvanların tabii ki bir takım sıkıntılı hallere maruz kalmaktadır. Açlık susuzluk, hastalık kötü muamele gibi hayatlarını tehdit eden risklerle de bu canlılar karşı karşıyadır.
İlgili bakanlıklar tarafından mevcut yasaya göre yapılması elzem denetimler de yapılmadığını belirtmemiz gerekir. Mali imkansızlıklar başta olmak üzere çeşitli nedenlerle yeterli hayvan bakım hizmeti veremeyen yerel yönetimlerle işbirliği yoluna acilen gidilmelidir.
Hayvan üretim tesisleri yasal ve yasal olmayan sayılar binlerle ifade edilen hayvan satış noktalarına ilgili denetimler yapılmamakta ve sınırlamalar getirilmemektedir.
Bakanlık verilerine göre Türkiye’de 2 milyon sahipsiz köpek bulunmakta, yine bakanlık verilerine göre Türkiye genelinde hayvan bakım evlerinin toplam kapasitesinin 105.000 adet olduğu ortaya çıkmakta, bu bağlamda sokak kedilerinin, köpeklerinin toplanıp bakım evlerinde muhafaza edilip sahiplendirilmesi için yeterli altyapı bulunmamaktadır.
Bu yılın sonuna kadar tamamlanması öngörülen bakımevleri için süre de 2028 yılına uzatılmıştır. 2028 yılına kadar bu altyapının sağlanamadığı her yerde, hayvanların yaşamına son verileceği ortadadır, bu mevzuata göre. Kanun teklifinde ikincil aşama gibi gösterilmesine karşın hayvanların yerel yönetim tarafından hayatlarına son verilmesi böylece zorunlu hale getirilmektedir. Köpek üretim ve satışıyla ilgili denetim ve kısıtlamalar arttırılmadıkça köpeklerin ve kedilerin öldürülerek sokaklardan kaldırılmasının bu canlıların nüfusunu azaltmayacağını biliyoruz çünkü boşalan alanlara yeni sokak hayvanlarının hızlıca yerleşeceği bilimsel çalışmalarda gösterilen bir gerçektir.Bu yönüyle biz, TBB olarak canlıların yaşamına son vermeden “kısırlaştır aşıla yaşat” politikasının en üst seviyede bir seferberlikle yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kısırlaştırma işlemlerinin süpürme şeklinde yapılması sayesinde bölgesel olarak kısırlaştırılmamış hayvan kalmaması hedef olmalıdır. Türkiye’nin dünyada en az kuduz vakası gören ülkelerden biri olması önemli bir tespittir. Dünya sağlık örgütü köpeklerin toplu şekilde yok edilmeye çalışılmasının işe yaramadığını hatta ters etki yaptığını da raporlamış olması da bu yasanın çalışılırken bu tür verilere dikkat edilmediğini tarafımızca tespit edilmiştir.
Bu manada özellikle ülke genelinde düzenli ve etkili bir kısırlaştırma kampanyası, ilgili bakanlıkların, kamu kurumlarını tüm yerel yönetimler, STK’lar, gönüllülerin sürece dahil edilmesi, bakımevi açma zorunluluğu olmasına rağmen bunu yerine getirmeyen yerel yönetimler ile ilgili sıkı denetimlerin yapılması gerekir. Mali zorluk yaşayan belediyelere ve özellikle işletilmesi ve yapımı konusunda bakanlığın destek sağlaması, hayvan üretim tesislerinin ruhsatlandırılması ve işletilmesi ile ilgili çok sıkı kriterlerin belirlenmesi ve özellikle internet üzerinden illegal satış yapan işletmelerin kişilerin hakkında ciddi caydırıcı cezaların yapılması gibi hususların ekleneceği ve şeffaf bir biçimde çalışılarak, TBB’nin gündeme dahil edilmediği, belediyelerle hiçbir görüş alışverişin yapılmadığı ortamda yapılan bu çalışmanın doğru olmadığını ve mutlaka bu çalışmalarla birlikte sonucun meclise taşınması tekrar sizlerle ve kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Özellikle vatandaşlarımızın iyi bir eğitime tabi tutulması sokak hayvanları doğa şehirle doğanın uyumu ve özellikle insanların bu konuda bilinçlendirilmesiyle ilgili hususların da okullarda mutlaka bir eğitime dönüşmesi ve müfredatta konulmasının toplumsal bilinç açısından da önemli olduğunu belirtmek isteriz. Bu yönüyle şu anda mecliste görüşme çabası içerisinde ve zorlama bir girişimin doğru olmayacağını tekrar ifade etmek isterim.
15.03.2025
“Bakınız mesele şöyle bir mesele değil: “sokak köpeklerini toplayıp barınağa götür”! Böyle bir şey ne mümkün, ne de yasa bunu izin verir. Sokakta yaşayan bir hayvanı alıp afedersiniz “Hapse atar gibi” barınağa tıkamazsınız.”
YUKARDA YAZILANLAR, SİZİN
SÖZLÜ BEYANLARINIZ SAYIN İMAMOĞLU.
Sizin bu sözlerinizi yok sayan, katliama karşı irade göstermeyip, iktidara boyun eğen ve yaşatmakta değil öldürmekte yarışan bir CHP ile iktidara karşı birleşmemizin mümkün olmadığını belirtiyor; ülkenin geleceği için partili belediyelerinizin bir an önce taleplerimizi yerine getirmesini, hayvanların ve hayvan hakları savunucularının içtenlikle yanında olmasını sağlamanızı istiyoruz.
SİZE, PARTİNİZİN GÖRMEZDEN GELDİĞİ HALK İSYANINI BİLDİRME SORUMLULUĞUMUZ VAR:
Bundan tam 1 yıl önce 23 Mayıs 2024’te “Katliam Yasası” meclis gündemine geldikten sonra, öncesinde başlayan eylemler tüm yurda yayıldı; tüm yurtta halk sokaklarda, meydanlarda, ölüm kampına dönüşen barınaklarda basın açıklamaları yaptı, “KATLİAM YASASINA HAYIR” dedi. Milyonlarca tweet atıldı, milyonlarca imza toplandı. Ancak partiniz hayvanların kazanılmış hakkına sahip çıkamadı; muhalefet iradesi gösteremedi ve iktidar bu yasayı geçirme gücünü buldu.
Biz hayvan hakları savunucuları olarak, partinizin yeterince gündemine almadığı bu yasaya karşı, partinizin Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusu yapmasını bile binbir çabayla sağladık.
Ancak Anayasa Mahkemesi, açılan iptal davasını reddederek bir kez daha “hukuk devleti” ilkesini ihlal etti.
Hayvan hakları savunucularının oylarıyla seçilen belediyeleriniz ise, kararın hukuksuz olduğunu bilmesine rağmen: katliamlarına “kanunu uyumak zorundayız” diyerek devam etti, katliamlara hız verdi.
Adıyaman’da, Artvin’de, Dikili’de, Çerkezköy’de, Edirne’de, Ankara/Mamak’ta Kütahya’da, Bursa/Osmangazi’de, Ankara/Çankaya’da belediyeleriniz can dostlarımızı boğazlayarak, yüksek dozda anestezik madde atıp toplama sırasında bile katlediyor; ölüm kampı barınaklarınızda sağlıklı/yavru/yetişkin/anne köpekler dahil tüm sağlıklı hayvanların iğne ile öldürüldüğü kamera kayıtlarıyla ifşa edildi.
SORUYORUZ: Eğer diplomanız hukuksuzca iptal edildiyse, tutsaklığınız “hukuk devleti” ilkesine aykırıysa; partiniz hayvanları hangi hukuka dayanarak tutsak edebiliyor, hangi hukuka dayanarak katletme hakkını kendinde buluyor?
Partiniz CHP, hakkınızda verilen yargı kararlarını hukuka “siyasi” müdahale ve halk iradesine gasp olarak görüyor ve halkı meydanlara davet ediyorken; hayvanlar hakkında verilen yargı kararlarını nasıl tanıyabiliyor, nasıl katliamı uygulayabiliyor ve bizim de bu suça ortak olmamızı nasıl bekleyebiliyor?
KATLİAM YASASINA KARŞI barınaklardaki hayvanların açlığıyla susuzluğuyla bağ kurmak ve kurdurmak için başlattığımız AÇLIK GREVİ, İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da, Eskişehir’de 23 Mayıs’tan bu yana pek çok hak mücadelesinden kurumlar, kişiler, haktan yana olan yurttaşlarca sahiplenildi. Halk, katliam yasasına karşı tek yürek oldu, yurdun her yerinden; evlerinden 1 günlük açlık grevine destek verdi.
Tüm demokratik haklarımız tehdit altındayken, iktidarın hepimiz için kabusa dönüştürdüğü bu yoğun gündemde bile medyada geniş yer bulan açlık grevimiz, kamuoyundan büyük ilgi ve destek gördü.
23 Mayıs’ta başladığımız açlık grevimizi, tüm hak savunucuları (kadın, çocuk, LGBTİ+, engelli hakları savunucuları, sosyalist partiler, anarşist bireyler) grev alanlarını ziyaret etti, dayanışma gösterdi, üniversiteli öğrenciler açlık grevini kampüslerine taşıdı. 19 Mart’ta Beyazıt’ta hukuksuzluğun barikatını yıkarak tüm yurtta iktidara karşı topyekün mücadelenin ateşini yakan İstanbul Üniversitesi öğrencileri, hayvan haklarının da bu mücadelenin parçası olduğunu göstererek 3 günlük açlık grevine girdi ve tüm üniversitelere açık çağrı yaptı. En son Hacettepe öğrencilerinin devralıp 31 Mayıs tarihinde sonlandırdığı greve: ODTÜ’de kuyu tipi cezaevlerinin kapatılması için açlık grevi yapan arkadaşımızdan destek geldi. Hayvanların barınaklardaki açlığını, isyanını yükseltmeye, tüm türler için daha adil bir dünya kurmanın inadıyla, mücadeleyi büyütmek için, süreli olarak başlattığımız açlık grevimizi dayanışma ağlarını daha sıkı örerek, hayvan haklarını savunmaya devam edeceğizi beyan ederek bitiriyoruz.
İktidara karşı ördüğümüz bu dayanışma ve mücadeleye partinizden hiçbir destek gelmediğini de bildiriyoruz.
Açlık grevi yapan yaşam hakkı savunucuları olarak, bizler de halkın iradesini yok sayan partiniz, görmezden geliyor ve taleplerimizi doğrudan size iletiyoruz:
TALEPLERİMİZ:
1- “Katliam Yasası” derhal geri çekilmeli, hayvanların yaşam ve özgürlük haklarını güvenceye alan yeni bir yasa oluşturulmalı. Yeni yasada 5199 sayılı kanunun 6. maddesindeki “kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat” ilkesi korunmalı. Hayvan hakları anayasal güvence altına alınmalı.
2- Ölüm kampı barınaklar derhal hayvan hastanesine dönüştürülmeli. Kırdan kente kısırlaştırma seferberliği başlatılması için tüm il ve ilçelerde kısırlaştırma ve ilkyardım üniteleri oluşturulmalı.
3- Toplamalar derhal durdurulmalı. Hayvanlar için tedavi merkezine dönüşene kadar tüm barınaklarda şeffaf yönetime geçilmeli; gönüllülerle ortak protokoller imzalanmalı. Barınaklar 7/24 halkın ziyaretine açık olmalı; hayvanların haklarına yönelik ihlallerin tespit edilebilmesi için her bölümün net şekilde gözlenebildiği kamera sistemine geçilmeli. Çalıştığı kurumda bulunmayan ama çağrıldığında gelen “icapçı veteriner hekim” uygulaması tamamen kalkmalı, her il ve ilçede 7/24 çalışan veteriner hekim ve teknik kadro sağlanmalı.Özellikle “muhalefet” partileri belediyelerinden bu konuda açık beyan ve somut adımlar talep ediyoruz.
4- “Pet” olarak kategorize edilerek bir meta gibi alınıp satılabilen tüm hayvanların üretim ve satışı yasaklanmalı, yasağa aykırı hareket ederek suç işleyenlere caydırıcı ceza uygulanmalı.
5- Hayvana şiddete caydırıcı cezalar getirilmeli ve hayvana şiddeti kurumsal hale getiren belediyeler de bu kapsama alınmalı.
6- Toplum huzuru ile barışını bozacak şekilde hayvanları hedef haline getirip, hayvanlara ve hayvan hakkı savunucularına yönelik şiddeti ve öldürmeyi aşılayan, güzelleyen yazılı ve sözlü medya şirketlerine ve sorumlularına caydırıcı idari para cezaları getirilmeli, Güvenli Sokaklar Derneği ve benzer hayvan düşmanı oluşumlar kapatılmalı, yöneticileri yargılanmalı.
Şunu bilmenizi isteriz ki; ülke tarihine kara bir leke olarak yazılan katliam yasasının ve katledilen dostlarımızın hesabını soracağız.
Bu suça ortak olan, başta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş olmak üzere tüm katliamcı belediyelerinizi deftere yazdık.
Partiniz, hem “hak, hukuk, adalet” naraları atıp hem de bu suça ortak olmaya devam etmeye devam ederse; toplumsal desteğinin çoğunu kaybedecek.
UYARIYORUZ:
Yerel seçimlerde “HAYVAN HAKLARINI YOK SAYAN BELEDİYELERE OY YOK” kampanyamıza; hayvanlardan yana beyanlarınıza istinaden sandıkta kazandığınız yurttaşları tek tek kaybedeceksiniz. Sadece sandıkta kaybetseniz iyi; halkın vicdanında da kaybedeceksiniz.
Sayın İmamoğlu;
Sizi de hayvanları da demir parmaklıklar ardına atanlarla, birlikte mücadele edemezsek bu karanlık zindandan hiçbirimiz kurtulamayız: Kurtuluş yok tek başına, YA TÜM TÜRLER YA HİÇBİRİMİZ!





Bir Cevap Yazın